Taksim Sözleşmesi

A. HALUK ÜNAL
unal.haluk@gmail.com

Gezi Parkı direnişi bitti. Şimdi siyaset zamanı. Peki ne yapmalı?

Gezi direnişinin enerjisi ve yarattığı yeni zihniyet kendisini demokratik siyasete nasıl tercüme edecek?

Önce bir tespitte anlaşıp, bir soruya çok net yanıt vermemiz gerekiyor.
Tespit şu: Gezi parkı 72 benzemezin hükümetin otoriterleşme eğilimine karşı spontan gelişen, itiraz (haysiyet) direnişi idi.
İtiraz, büyük çoğunlukla “Erdoğan istifa” yer yer “Hükümet istifa” sloganlarında hedefini de tanımladı.
Ancak itiraz hareketi olarak başlayan direniş’in park kesimi, ortaklaşacı bir yaşam dayanışması, çoklukta birlik pratiği yaratarak beklenenin ötesine geçti.
Böylece 20 gün içinde Türkiye muhalefet tarihi açısından bir “zihniyet devrimleri” sürecine dönüştü.
İnançsız, müslümanın namazını korudu; ataerkil, eril dilini terketti, homofobik, LGBT ile kolkola dayak yedi.
Geleneksel direniş kültürü ve şehit edebiyatı yerini, neşe direnişin kahkahasıdır mottosuna bıraktı.
Orantısız zeka, orantısız teknolojik üstünlük, orantısız alaycılık bir uslup halini aldı.
Gezi ruhu son gün, tarihen devletin bile flamalarını toplatamadığı radikal sol örgütlere, çoklukta birliğin yeni bir biçimini öğretti.
Bütün örgütlü yapıların, partilerin, devletin ezberini bozdu ve zamanın ruhu içinde kendisine, sonuçlarını zamanla göreceğimiz, bütün genetik şifreleri etkileyen bir yer açtı.
Ve nihayet direniş, yine Türkiye muhalefet tarihinde ilk kez, 50 den fazla parkta yerel forumlar yeşertip, kendisini geldiği yere, toplumun dip akıntılarına iade etti.
Park forumlarındaki bizler şimdi ne yapacağız?

Bence ilk yapmamız gereken, gezi parkı ruhunu tanımlamak ve önceden yazmadığımız, siyasal tasvirini yapmak. Özgürlükçü, çoğulcu bir sözleşmeye dönüştürmek…

Yani, bir Taksim Sözleşmesi yazmak…

Ancak o zaman reaksiyoner bir hareket olmaktan, kurucu bir iradeye dönüşebilir, kendimizi birşeyin antisi ile değil, somut bir vizyon ve taleplerle tanımlayabiliriz.
Ardından, Taksim Sözleşmesinin ilham vereceği bir kent yasa taslağını ve anayasa taslağını yazmak.
Böylece 8 ay sonra belediye seçimlerinde kime oy vereceğiz sorusunun yerini, nasıl bir programa oy vereceğiz sorusunu geçirmek.
Kadir Topbaş vb,lerinin samimiyetini yorumlamak yerine, halka soracakları zaman, buyur sana halka soru sormanın doğrudan araçları diyerek, halkın yarattığı yerel dijital (hep parklarda yaşayamayacağımız ve kış geleceği için) meclislere sormasını talep etmek.
Hangi partiye oy vereceğimizi tartışmaktansa nasıl bir Türkiye, sorusuna kimin ne yanıt verdiğine bakmak.
Yaşasın Taksim Sözleşmesi