Archives For Kobane


A. Halûk Ünal

 

Bazı insanlar hayatta öğretmeniniz olur.

Farkında bile olmazsınız.

Yaşınız kaç olursa olsun, iyi okullar her yerde sıcak kapıları aralık dururlar.

Yeter ki siz aramaktan vazgeçmemiş olun.

Üzerinden zaman geçip de yaşananları sindirdiğinizde, neler öğrendiğinizi farkeder; sizi, tevazu dolu gülümseyişinin altında çarpan yüreğiyle, cesaretinin engin sularına nasıl taşıyıp götürdüğünü anlarsınız.

O engin sular önce ürkütür insanı, sonra yunus balıkları gibi onlarcası yüzlercesi ortaya çıkar, aralarında konuştukları dili anlamasanızda, hiç bir yabancılık çekmeksizin olabilecek en güvenli yerde süzüldüğünüzü farkedersiniz.ibrahim-ayhanin-cenazesi-sanliurfaya-getiriliyor-10145

Onu ilk gördüğümde Suruç Measer köyünün meydanında bir grup arkadaşıyla hızlıca benim geldiğim yöne, araçlarına doğru ilerliyorlardı.

İstanbul’dan selam getirmiştim. Rojava’ya geçmek için onun yardımcı olacağını söylemişti İstanbul’daki heval.

Önünü kestim ve kendimi tanıttım.

Bir an tereddüt etti. Gözlerime baktı bir süre. Üç gün sonraya Amara kültür merkezine randevu verdi. Yürüyüp gitti.

Üç gün sonra gittiğimde bir masanın çevresinde 7 kişiydiler.

Sonra anlayacaktım ki, Kobane direnişi sırasında can güvenliği nedeniyle sınırın bu tarafına gelen 150 bin kadar insanı Kürdistan belediyelerinin desteğiyle çadır kentlere yerleştiren, dünyanın her yerinden yağan dayanışma malzemelerinin koordinasyonunu yapan, devletin açık veya örtülü her tür manipülasyonu ve provakasyonu ile baş etmeye çalışan ekiple tanışıyordum.

(2015 Temmuzunda Amara’nın devlet komplosuyla bombalanması tesadüf değil yani.)

fft99_mf12370912

İbrahimle o gün başlayan dostluğumuz, yoldaşlığımız, onu bedenen yitirdiğimiz güne kadar da sürdü.

Twitterde birbirimizi izleyip, paylaşmak, whatsapptan yazışmak, birbirimizin iyiliğinden, selametinden emin olmakla yetinen, fiziken mesafeleri aşamasa da kalben hep yanyana olabilen bir yoldaşlık…

İkinci güzel buluşmamız Kobane 2015 newrozunda oldu.

Yağmur, rüzgar, ayaz altında yaptığı konuşmayı hiç unutmayacağım.

Şimdi İbrahim’ı anarken aslında yüzlerce belki binlerce İbrahim’ı daha anıyoruz.

Kobane direnişi diye bir destan yazılabildiyse, cephede canlarını ortaya koyanlar kadar, cephe gerisinde insani koridorları açık tutan, savaşçıların ailelerini Türk devletine (AFAD) teslim etmeksizin güvenceye alan kahramanlardı onlar.

İbrahim’in yanısıra bir çoğunu tanıma fırsatım oldu.

Yirmili yaşlarını süren, sınır tellerinde her gece defalarca Türk askeriyesinin ateşi altında cepheye ilaç, erzak taşıyan İbrahimler.

Measer gecelerinde yaptığımız odun ateşinde çay sohbetleri.

Şimdi bakıyorum ki hepsi öğretmenlerim olmuşlar.

Batıda yaşadığımız 80 yenilgisi ve 90 hezimetinin üstümüzdeki ölü toprağını silkeleyip atmama sebeb olmakla kalmamışlar; en önemlisi de “inadına” değil “umuda” devrimcilik zamanı olduğunu göstermişler.

İbrahim, onların içinde en yakın olduklarımdan.

Anlatabileceğim sayısız anektodu şimdilik kendime saklamak zorundayım.

Paylaşacağım tanıklıklar hala insanlara zarar verebilir.

Ama bir gün Rojava’ya sayısız kez gidiş gelişlerimi, sınırı geçip, geçemeyişlerimi, ve İbrahim Ayhan başta olmak üzere, bütün İbrahimleri anlatmak isterim.

7/24 çalışan, günde bir kaç saat kıyıda köşede uyuyan.

Sabırla, yüzlerinden gülümseme eksik olmaksızın çok yüksek bir inanç ve adanmışlıkla koşuşturan gençler. Tıpkı 1970 lerdeki “biz” gibi.

Ama biz, yalnızca Suruç gibi devasa bir süreci ne gördük ne bildik.

Abartmıyorum, her saniyesi can sorumluluğuyla dolu, yüzbinin üzerinde insanın ağırlanıp, korunması, devlet provakasyonlarından uzak tutulması, ve bunu başaranların tevazu dolu tebessümleri.

En önemlisi de Batı’da çoktan unuttuğumuz, insana verilen değer.

Kendinizi değerli hissetmenize sebeb olan yalın bir özen ve içtenlik…

Tevazu dolu gülümseyişinin altında çarpan yüreği, meğerse yaralıymış, aksarmış.

Hastalıklar içinde kalp kadar sinsisi yok bence. Kanser bile daha delikanlı kalıyor.

Uyanır uyanmaz… ilk haber… O güzelim kalbi, onca yorgunluğa dayanamamış.

Onunla yeniden yazışamama, konuşamama buluşamama gerçeği, çok ağır geldi.

Özellikle de cenazesinde taziyesinde hazır olamamak.

Ama tahmin ettiğim gibi yoldaşlarınca hakettiği saygı ve özenle uğurlandığını gördüm.

İbrahim seni tanımış olmaktan onur duyuyorum.

O yakışıklı yüzün zihnimde hep bilgece gülümseyecek.

Aynı toprağın parçası olana kadar, seninle yürüyeceğim dostum, yoldaşım, kardeşim.

ibrahim_ayhan_in_cenaze_torenine_polis_mudahalesi_h5845_7cae6

 

 

 

 

 

 


Haluk Ünal

Heval Rengin, ertesi sabah, savunma bakanlığı binasının bahçesinde, savunma bakanı heval İsmetle birlikte, her zamanki gülümseyen sükunetiyle bizi bekliyordu.

Bina, mimari açıdan da gördüğü yıkım bakımından da başbakanlık binasına çok benziyor.

Geniş bahçeyi yer yer belimize kadar yükselen otlar bürümüş. Bir çok pencerede pervaz kalmamış. Bir kısmı naylonla kaplı.

Heval İsmet, 60’ına merdiven dayamış bir delikanlı. YPG üniforması ve omuzunda Kürt Özgürlük Hareketinin sembolü kefiyesiyle oturuyor. Yalnızca dinliyor. Toplantı boyunca da nerdeyse hiç konuşmadı.

Bizim toplantılarda çok sık tanık olduğumuz “ben de varım, çok önemliyim” konuşmaları burada ayıp sayılıyor.

Zaten geçen aylar boyunca boş ve çok konuşan kimseyle tanışmadım henüz.

Toplantıdaki konukların -ben hariç- tamamı kadın. Maga, Arjantin, Buenos Aires’te yaşayan, aktif politik bir grubun aktivisti. Alba, Barcelona’da yaşayan bir Katalan sinemacı; siz İspanya’nın Kürdü olarak tercüme edebilirsiniz. Maryam, İran’da doğmuş, politik göçmen bir ailenin Pariste büyümüş kızı, fotoğraf sanatçısı. Bir diğeri ise şu an adını anımsamadığım bir İsveçli. Hepsi de YPJ ile ilgileniyor.

Heval Dorpeç ise (anlamı; kuşatma altında ) İngilizce – Kürtçe – Türkçe tercümanlık yapıyor. İsveçte yaşayan Bakurlu (Kürtler Türkiye sınırları içinde kalmış topraklarını böyle adlandırıyor) bir Fizyolog. Hiperatif, mizah duygusu güçlü, bir genç adam. Çevirisi ve enerjisi ile toplantının keyfini ve tadını çoğaltıyor.

Heval Rengin, kadınlara öncelik vereceğini söyleyerek benden özür diliyor; sonra da tek tek hepsini dikkatle dinleyip, küçük not defterine arap alfabesiyle, işlek ve çok güzel bir yazıyla notlar alıyor. Soruları yanıtlıyor. (Bizdeki Türkçe gibi, Güneyin dayatılmış dili de arapçadır.) Verdiği yanıtların bir kısmı savaşta yaşananlardan örnekler. Giderek toplantı teknik bir buluşma olmaktan çıkıp, bir aydınlanma sohbetine dönüşüyor.

Heval İsmet ve adını anımsamadığım İsveçli hariç herkes tütünle barışık. Ancak herkes içtiği sigarayı yere atıyor. Aramızda yalnız Rengin içtiği sigaraların izmaritlerini bir kenarda biriktiriyor. Farkettiğimde kızardığımı hissediyorum.

Evet bahçe bitap, bina harap ama nihayetinde kullanılan bir bahçe ve yaşayan bir mekan, üstelik savunma bakanlığı.

Biçim, algılarımızı nasıl yönetiyor; değerlilik hakkındaki bilgi ve kanaatlerimizin kaynağında neler var?

Ben, bu iç tartışmanın dehlizlerinde kaybolmuşken büyük bir patlamayla oturduğumuz yerde sarsıldık. Herkes bahçe kapısından dışarıya koşturdu. Bahçede yalnızca Heval İsmetle ben kaldık.

15 dakika sonra herkes döndü, yeniden oturduk. Binanın az ilerisinde çetelerin gömdüğü bir mayının patlamış olduğunu öğrendik. Şans eseri kimseye birşey olmamıştı. Bu vesileyle İŞİD’in çekildiği her kasaba, köy ve şehri devasa birer tuzağa dönüştürerek bıraktığını da öğrenmiş olduk.

Kararan ve soğuyan havayla birlikte Heval Rengin, gerekli notları aldığını ertesi gün gerekli bütün ayarlamaları yapacağını söyleyerek ayağa kalktı. Hepimizle tek tek el sıkıştı. Önünde biriktirdiği üç izmariti alıp binaya yöneldi.

Ben de önceden gözüme kestirdiğim bir su şişesini kaptım ve yerdeki izmaritleri topamaya başladım. Bunu gören bütün konuklar, benimkine benzer bir mahcubiyetle mıntıka temizliğine başladı. Hatta bahçenin tamamını temizleme duygusuna yükselenler bile oldu. Zorlukla durdurduk.


Haluk Ünal

Yaman Çelişki… 

Kobane artık tarihi bir direnişin mekanı, adı ve sembolü. Bunun nedeni, muazzam bir güç farkına rağmen, Kürt Özgürlük hareketi’nin gösterdiği olağanüstü direniş başarısı ve askeri zeka değil yalnızca. Kobane aynı zamanda siyasal islamın iflasının da sahnesi.

24815627

Erkek egemenliği ile kör inancın birleştiği yerde, nasıl bir vahşet, vandalizm, barbarlık tablosunun ortaya çıktığının güncel hafızası.

50 tank binlerce ateş gücü yüksek ağır silahlarla kuşatılmış, “eğit – donatlar”ın mahsulü erkek savaşçı, bütün şehri ele geçirmiş, son bir kaç sokağı düşürmeye çalışırken başlayan kadın hamleleri ile başladı düşüşleri.

arinMirkanW

Bizim devletin sınıra döşediği mayınlardan ürettikleri patlayıcıları bedenlerine bağlayıp, tankların içine girme iradesini gösteren Arin Mirkanlarla bu sefiller ilk kez başka bir zihniyetin fedakarlığıyla tanıştı.

Sonuç ortada, ağır bir yenilgi, giderek hezimete dönüşüyor.

Ne yazık ki, artık herkesin malumu, bu şehirde taş taş üzerinde bırakmadı İslam Devleti.

kobane-zaferi-sonrasi-30-01-15-12

Şimdi, savaşın kuşatılmışlığı içinde binlerce Kobane’li vatanına dönmeye başladı. İyi de şehir nasıl onarılacak?

Bu noktada PYD yönetimi, hayata bakışlarının çarpıcı bir kanıtı olarak, hayranlık verici bir projeye niyetlendi.

Kobane, olduğu gibi bırakılıp, bir hafıza müzesine dönüştürülecek. Yeni şehirleşme ise sıfırdan tasarlanacak.

Tasarımın temel ilkesi her bakımdan doğayla uyumlu, 10 bin kişiyi geçmeyen yavaş şehirler yaratmak. Şehirlerin mimarisi ise – mimarların süzgecinden geçerek – geleneksel kerpiçten tasarlanacak.

Ancak projenin gerçekleşmesi için çok büyük engeller var. Birincisi ve en önemlisi halkın acil geri dönüş ve yerleşim ihtiyacı.

Şehir planlamacılar ve mimarların hoşgörüsüne sığınarak, projenin bence hayranlık verici bir örnek olduğunu söylemeliyim. Üstelik muazzam bir iletişim gücüne sahip olacağını görmek için iletişimci olmak bile gerekmiyor.

Ama… PYD’nin bütün Rojava’ya hakim kıldığı doğrudan demokrasi ve özyönetim sisteminin omurgası, mahalle meclislerinden başlayarak semt, il ve kanton meclisine kadar uzanan bir meclisler sistemi.

Bir mahalle meclisinin kararını anayasaya aykırılık dışında hiç bir “üst” meclis değiştiremiyor. Tek yol ikna ve mutabakata dayalı tartışma.

kobane_19kasim_9

Hal böyle olunca proje, ancak Kobane halkının ikna edilmesine bağlı.

Kobane halkını ikna etmek açık ki böyle bir durumda soyut bir tartışmanın konusu değil.

Varolan kaynakların nasıl kullanılacağı, bu proje için gerekli ek kaynakların nasıl yaratılacağı, proje takvimi içinde halkın acil barınma başta olmak üzere temel ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı da ayrı bir tartışmanın konusu elbette.

Bütün bunlar, sonucunu bilmesek de Rojava devriminin nasıl modern ve geleceğe ışık tutan bir laboratuvara dönüştüğünün ciddi kanıtları değil mi sizce de?


Haluk Ünal

Çekim yoğunluğu, fiziki şartlar derken, amaçladığım oranda yazamadım. Dört gün önce Cezire çekimleri bitti. Afrin ve Kobane çekimleri planlaması için kısa bir mola verdim.

Anlatacak şey elbette çok, burada anlatabilecek olan da var, olmayan da, haliyle…gerilayenjin79

Şu ana kadar tanık olduklarım içinde bence en önemlisi, Kürt Özgürlük Hareketi ile ilgili çok cahil olduğumuz gerçeği.

Benim gibi 16 yaşından beri siyasetle bu kadar içli dışlı, üstelik “Kürt Sorunu” karşısında Kemalist zihniyetten uzak, şövenizmle mesafeli, hala yakından izlemeye çalışan birinin bile bu şaşkınlığı yaşaması.

Sezgilerimde çok haklıymışım. Burada gelişen “devrim” bir çok açıdan tartışılabilir. Henüz proje safhasındaki bir çok önemli ve yeni iddianın kanıtlanması talep edilebilir.

Tek bir konuda ise tartışmasız bir gerçekle karşı karşıyayız.

Kadınlar gerçekten bir devrim yapmışlar ve bu, gelişerek yayılarak sürüyor.

Devrim, sanacağınız gibi burada başlamamış.

gerilayenjin112

Kadın Devrimi, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) kamplarında başlamış. 1990 ların başında parti içindeki erkek egemenliğine karşı kadınlar gizli gizli örgütlenmeye başlamışlar. 1995 de Abdullah Öcalan’ın Mahir Sayınla birlikte gerçekleştirdiği bir dizi seminer ve tartışmasının kayıt ve redaksiyonuyla ortaya çıkan, “Erkeği Öldürmek” adlı kitabı, bu süreçte kadınların önünü açmış, parti içi kadın örgütlenmesine ciddi bir hız kazandırmış.

Böylece salt kadınlardan oluşan “özgün taburlar” ve nihayet HPG ye paralel YJASTAR kadın ordusunun oluşmasına kadar varmış.

Eğer PKK’yi salt bir askeri örgütlenme, gerillayı da bildiğimiz askeri bir örgüt sanırsanız yanılırsınız. Dolayısıyla, kazanım salt askeri değil, sosyal, siyasi boyutları olan, çok yönlü, katmanlı bir süreci geliştirmiş.

O yılları yaşayan erkek gerillalardan birisi, kadınlara yaptıkları manevi eziyeti, gündelik yaşamda çıkarttıkları fiziksel zorlukları anlattı, bana da saygıyla susup, dinlemek düştü elbette.

En önemlisi de eğer kadın örgütlenmesi olmasaydı, kendisi de dahil, erkek askerlerin bu gün vahşi birer savaşçıya dönüşeceğini itiraf etmesiydi!

gerilayenjin83

Hemen arkasından da bu gün PKK’nin bir kadın partisi oluşuyla öğündü. Haftalardır sürdürdüğüm çekimler sürecinde YPJ saflarında, ortak taburlarda, PYD temsilcileri ve “devlet kademelerindeki” temaslarda, yeterli gözlem biriktirdiğim ve yeterli şaşkınlığı atlatmış olduğum için, anlamakta zorlanmadım.

PKK’nin bir kadın partisine dönüşmesi yalnızca kadınlarla ilgili açılımda saklı değil elbette. Ama bence bu, Öcalan’ın geleneksel Marksizme yönelttiği eleştiri ve burdan hareketle teklif ettiği politikaların da temelini oluşturuyor.

Çünkü 5 bin yıldır erkek merkezli olan her şey, dişi bir perspektiften yeniden ele alınmış oluyor.

Öcalan’ın dile getirdiği bir çok fikir, açıkça bütün çalışmalarına koyduğu dipnot zenginliğinin de gösterdiği gibi, farklı kişilerce ifade edilmiş. Ama bu fikirlerden manzum bir hipotez oluşturmak ve bunu önce PKK saflarında sonra onun beslediği bütün oluşumlarda denemek, asıl zor olan iş.

Marksist hareketin Leninist, Stalinist yorumlarının parti içinde çok güçlü olduğu, Kürt milliyetçiliğinin kitlesel çimento oluşturduğu bir ortamda, üstelik İmralı’da tecrit edilmişken, bu çapta bir paradigma değişikliğini ortaya atmak, büyük cesaret isteyen bir çaba.

Kendi bilgim ve görgüm içinde bunu yapabilen tek bir lider tanımadım.

Beşinci Element

Yeni hipotez dişi demiştim. Çünkü kadın’ın yanına, çoğulculuk, ekoloji ve adem-i merkeziyetçilik eklenmiş.

Hepsi de dişi, doğurgan ve yeni bir hipotezin ana sütunlarını oluşturuyor. Luc Besson’un “Beşinci Element” filmindeki gibi 4 element tamam, buna bir “yeni insan” ruhu, melez bir yeni toplumsal kültür gerekiyor.

Marksizmin, erkek, tekçi, merkeziyetçi, militarist yorumu karşısında varın siz hesap edin durumu.

( Bu arada Qamışlo silah seslerinden yıkılıyor. Tel Hemis şehri, bu gün İŞİD’den temizlendi; zaferi kutluyorlar. İŞİD’i Allahları bile terk etmiş durumda.)

Diyebilirsiniz ki, kadınlar neden askerliğe bu kadar meyletmiş durumda, bu bir çelişki değil mi?

DIGITAL CAMERA

Bir bakıma doğru bir soru bence de kadın ruhu, şiddetle kolay kolay uzlaşmıyor. Ancak Kürt coğrafyasını dörde bölen, Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırlarına hapseden Skyes Picot anlaşması, ve her dört devletin de yürüttüğü inkar ve imha politikalarına karşı PKK isyan etmeyi seçmiş. Bu isyanı hücrelerinde duyan herkes için de gerillaya katılmak tek seçenek haline gelmiş.

Yani kadınlar için silahla buluşmak bir zorunluluk olmuş. Ancak, bunun getireceği tehlikelere ilk parmak basan yine Öcalan. Savaş’ın erkeği vahşileştireceğini, buna karşı önlem alınması gerektiğini kuvvetle vurgulayan da o.

gerilayenjin56

Erkek egemenliğinin asıl panzehrinin “içimizdeki erkeği öldürmek” olacağını saptayan Sayınla birlikte yine Öcalan. (Mahir Sayın, THKP-C üyesi, Kemalizm ve Kürt Sorunu konularında demokrat bir perspektife sahip nerdeyse tek Türk siyasi çizgisi Kurtuluş Sosyalist Dergi/1974 hareketinin de birinci kalemi. Yeni Öncü/1987 dergisinde Türkiye Solu içinde ilk kez sosyalist demokrasi ve feminizm tartışmasını başlatan arkadaşımız.)

Bu sayede kadınlar hem doğayla hem erkekle mücadele etme imkanı bulmakla kalmamış; erkeğin kas gücüyle askerliği elde tutmasının, ona tarihi iktidarı açısından nasıl bir ayrıcalık sağladığını da görmüşler. Ve önce erkek = asker denklemini yıkmışlar. Böylece başka türlü bir askerliğin de mümkün olabileceğini kanıtlamışlar.

gerilayenjin38

Bu konuda kompleksi kalmamış her YPG’li savaşçı, kadınların bu alanda da erkeklerden çok başarılı olduğunu itiraf ediyor, büyük rahatlıkla. Kompleksi atamamış olanlar – her düzeyde- ise, bunu bana illaki bir laf dokundurarak gösteriyordu zaten. “İhtiyar şişko kalkıp gelmiş, yalnız kadınları çekiyor” iç seslerini duyuruyorlardı. Elbette bütün gün taburlara hakim olan yaygın şakalaşma tonunu kaybetmeden.

Reber Apo

Boşuna değil, burada da yer gök Öcalan posterleriyle dolu. Abartısız bütün çocuklar ve gençler de “Apoçi”

PYD, PKK ile kardeş partiler. Her ikisi de Öcalan felsefesini temel alıyor. Aradaki fark burada İŞİD saldırıları dışında engelsiz bir biçimde proje uygulamaya konulmuş durumda. Ha keza Kandil de bir yaşam alanı ve burda da PKK, engelsiz biçimde, kapitalizm ve onun beşiği şehirden uzak, doğayla baş başa komünal bir yaşamı organize etmiş.

gerilayenjin54 gerilla_yasam6

PKK’nin doğduğu topraklarda ise T.C. ve İran’ın kıyıcılığına rağmen geliştirilmeye çalışılıyor proje.

2011 de “Arap Baharı” başlar başlamaz PYD, Rojava’nın her noktasında örgütlenmeye ve öz savunmasını oluşturmaya başlamış.

Olacakları önceden gördükleri, o kadar net anlaşılabiliyor ki. Bu nedenle de İŞİD belasına fenersiz yakalanmayan tek güç Kürt Özgürlük Hareketi.

Bu gün binlerce Ezidi, Arap, Süryani, Aşuri, Türkmen bir soykırıma uğramadıysa bu, HPG, YJASTAR (PKK askeri güçleri) ile YPJ ve YPG (PYD askeri güçleri) sayesinde.

Ancak önemli bir fark var. PYD nin askeri kananadı hızla, Rojava topraklarındaki bütün kimliklerin ortak askeri gücüne dönüşüyor. Bununla da övünüyorlar.

Kürt ve Arap toplumlarında hala çok güçlü bir biçimde yaşayan erkek egemenliğinin beli öyle bir kırılmış ki, en büyük aşiretlerin genç kızları için tek alternatif YPJ saflarına katılmak olmuş. Röportaj yaptığım onlarca genç kadın 12 yaşında evlendirilmek zorunda kalışlarını ağlayarak anlattı.

Aslında başka bir açıdan da ilginç bir durumla karşı karşıyayız.

Eğer Öcalan, tanıtılmaya çalışıldığı gibi, ulus devlet peşinde, iktidar düşkünü biri olsa, ikinci bir Barzani olmasının önünde emin olun en küçük bir engel yokmuş.

phoca_thumb_l_reberapo42

Rojava, Kuzey Irak Kürt Yönetimi gibi, süratle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumdan siyasi kabul görürmüş.

Türk devletinin yönetimi de, “terörist başıyla” başlattığı müzakereyi, Güney sınırındaki bu yeni devletin başkanıyla sürdürmek komedisini yaşarmış.

Oysa Öcalan, ulus devlet belasıyla yüzleştiğinden bu yana, “Kürtçe konuşmuyor”. Yeni melez bir dil/söylem geliştiriyor. Yani tarihin son devletsiz ulusu Kürtler, Kürt olmayan evrensel bir projenin öncülüğünü yapıyor. Yani hala romantik ve idealistler.

Gelişen yeni söylem ise Rojava’da her geçen gün genişleyen bir “tarihsel blokun”  ve “radikal demokrasi”nin çimentosu durumunda. (Bu ara herkese Laclau/Muffe, Hegemonya ve Sosyalist Starteji okumayı öneririm. Kitap 1992 tarihli!)

gerilayenjin73

İki yıl öncesine kadar boğazına kadar Esadla işbirliğine batmak zorunda kalmış, her koşulda gemisini yürütmüş Süryani zenginleri bile Öcalan felsefesi “burnumuzu boktan, elimizi kandan” kurtaracak tek çıkış, diye itirafta bulunabiliyor.

Bana kalırsa bu itiraf, şu anda Birleşmiş Milletler koridorlarında da yankılanıyor. Resmen duymamıza da çok kalmadı.

Fransa Cumhurbaşkanının PYD’yi ağırlaması, Alman Parlamentosunun PKK’yi terör örgütü listesinde tutup tutmayacaklarını tartışma gündemine alması tesadüf değil

.kadin-gerilla-2014  (11)

Sözün özü, Öcalan felsefesi ve onun izinde oluşan devasa bir örgütler yumağı, Ortadoğu’da sekülerizmin, iktisadi ve siyasi demokrasinin, eşitliğin sigortası konumuna gelmiş durumda.

Ne yalan söyleyeyim, dokunan da yanıyor…