Archives For iş güvenliği


haluk ünal

 

soma ne ilk ne de son.

türkiye bir iş cinayetleri cenneti.

toplum olarak son derece zavallı bulduğum bir alışkanlığımız var.

her felaketten sonra basın ve kamu oyu olarak, üç beş gün bağırıp çağırıyor, sonra hep beraber unutuyoruz.

sermaye yanlısı partiler, iş cinayetlerinin arkasındaki çok net ve açık çıkarları iyi bildikleri için, felaketi hamhum şaralop, bildik pr klişeleriyle geçiştiriyorlar.

türk solu sokaklara dökülüp bağırıp çağırmayı, polisle çatışmayı, sermaye sınıfını sloganlarla kahredip, lanetlemeyi amaç haline getiriyor.

üç gün sonra olay unutulduğunda kazanan, yine bu felaketin, felaketlerin failleri oluyor.

tabi bir de en önemlisi yılgınlık büyüyor, bağırdık çağırdık kim duydu, bu ülkede hiç bir şey değişmez,duygusu toplumda kemikleşiyor.

dün bir hdp yoktu. türkiye solunun yüzde 7 oyu da yoktu. bu gün var.

hdp, doğru politikalar izler, gerçek kitlesel siyaset yaparsa, ana muhalefet olmamızın, oy oranlarımızı çok çok yukarılara taşımamızın önünde hiç bir engel yok.

soma felaketi bunun için çok iyi bir vesile. bu ülkenin kangren olmuş bir sorununu, şu anki rakamlar itibariyle 301 yurttaşımız, kanlarıyla işaretledi.

hepimiz biliyoruz ki sorun yalnızca soma’ya ait değil.

neoliberal sistemin düşük maliyet yüksek kar sistemi işçi işveren ilişkisinin olduğu her yerde ciddi bir işgüvenliği sorunu yaratıyor.

bu ülkede her gün iş kazalarında 4 kişi hayatını kaybediyor.

sanıyor musunuz ki, plazaların, lüks ofislerin çalışanları bu rezillik karşısında korunaklı?

katiyen, dilerim bu gerçeği de bir plaza felaketiyle öğrenmeyiz.

yapılması gereken hdp’nin ivedilikle işgüvenliği ve işçi sağlığı alanında ülkemizi birinci lige taşıyacak bir reform paketi için toplumu seferber etmesidir.

böyle bir yasa paketinin sivil toplum kuruluşlarının en geniş katılımıyla hazırlanmasından başlayarak, yasa paketinin partimizin ulaşabildiği her sokakta tanıtılmasına kadar aylarca sürecek bir kampanya olacağı açıktır.

böyle bir kampanya, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan milyonlarca çalışanın desteğini, sempatisini kazanacağı gibi; oy verdikleri partilerin yönetimlerini işçi seçmenleri karşısında sınav vermeye zorlayacaktır.

türkiye partisi olmanın da, ana muhalefet olmanın da, toplumsal değişime katalizör olmanın da tek yolu, bu tür somut talepler çevresinde örülecek, sokakla parlementoyu birleştiren, ulusal kampanyalarla siyaset yapmaktır.

 

 


haluk ünal

 

son sözümü önce söyleyerek başlayacağım. soma cinayeti hepimiz için bir sınav.

insan merkezli, doğa dostu, kadından ve çocuktan yana bir cumhuriyet isteyenlerle, para merkezli, doğa düşmanı, emek düşmanı, kadın ve çocuk düşmanı 70 yıllık düzenin devamını isteyen zihniyetlerin açığa çıkacağı ve ayrışacağı yeni bir sınav.

bence sınavın ilk basamağı, felaketin mağdurları için kimin ne yaptığı?

barolar birliği ve olayla ilgili mühendis odaları ve stk lar ilk günden itibaren somada sivil kriz masaları kurup, toplumu bilgilendirmek, cinayet mağdurlarının sosyal ve hukuki haklarını ücretsiz elde etmelerini sağlamak için çabalıyorlar.

ilk refleksin bu olması tahmin edemeyeceğimiz kadar önemli. çünkü deprem, sel, iş kazası vb felaketlerde kazanın doğrudan mağdurları ve söz konusu işyerinde çalışanlar ve yakınları psikolojik olarak çok yönlü bir tehditle yüzyüze kalırlar.

yaşanan felaketin insanların hayatlarından alıp götürdüğü, gelecekte de alıp götüreceklerini de ima eden en temel tehdittir.

felaketin yaşandığı yerin idari amirleri, işverenler vb. kendilerini tehdit altında istedikleri için, mağdurlara misliyle tehdit ima eden bir tutum içine girerler.

ve nihayet iş dönüp dolaşıp devlete gelir ki, onun da tercihi refleks olarak bellidir. yaşanan felaketten kendisine pay çıkmaması ve yıpranmamak reflekslerinin siklet merkezini oluşturur.

bütün bunlar karşısında da mağdurlar, yani biz sıradan yurttaşlar, bütün bu tehditlerin korkusu ve çaresizliği içinde kalırız.

stk ların, sivil girişimlerin desteği bu nedenle tarif edilemeyecek kadar yaşamsaldır. 99 depreminden bu güne türkiye sivil toplumu bu konularda son derece başırılı sınavlar verdiğine inanıyorum.

hükümet ise, bu konuda son derece kötü bir sınav verdi. başbakanın protestocu tokatlaması, müşavirinin tekmelemesi, korumanın yumruklaması, özel harekatçılar ve çevik kuvvetin ilk günden beri mağdur ailelerinin küçük kümelenmelerinde bile tepelerinde dikilmesi topyekün bir devlet politikası olarak vücut buldu. günlerce sağlıklı bilgi alınamaması, rakamlarda ortaya çıkan karmaşa, müphemlik de cabası.

ikinci kriter felaketin nedenlerini anlamak için kimin ne yaptığı?

bunun için ilk ve temel çalışma parlemento ve adalet mekanizmasına düşüyor. en az bunlar kadar önemli olan bağımsız uzman kuruluşların felaketin sebeblerine ilişkin verecekleri raporlar.

parlementonun bir araştırma komisyonu oluşturması, savcılığın titiz bir soruşturma yürütmesi, maden mühendisleri, elektrik mühendisleri odası gibi bağımsız sivil kuruluşların raporlarıyla tamamlanacak bir lokal teşhis süreci.

hükümet bir yandan savcılık soruşturması başlattı; bir yandan da parlementoda 30 gün önce reddettiği türden (chp) bir araştırma komisyonu teklifini gündeme getirdi.

ancak hükümet, yurttaş tokatlayıp, tekmeleyen, başbakanın, müşavirinin, korumalarının izinden gidip, bu günden itibaren soma’da adı konulmamış bir sıkıyönetim uygulaması başlattı.

basın da dahil olmak üzere dışarıdan gelen herkese son derece sert ve saldırgan bir tutum izlemeye başladı. örneğin baronun soma için adalet komisyonu üyesi avukatlar hiç bir gerekçe göstermeksizin, her hangi bir eylem dahi yapılmamışken, gözaltına alındı, saatlerce çok acı verecek ters kelepçe, sistematik kaba dayak, yere yatırma vb. işkencelere uğradılar.

böylece hükümet, bu olay bitene kadar, soma halkını türkiye’den izole etmekte; devlet dışındaki tüm kurumları bu süreçten uzak tutmakta çok kararlı olduğunu ilan etmiş oldu.

üçüncü ve en temel kriter ise felaketin tekrar etmemesi için kimin ne yapacağı?

bu çabanın da iki ayağı var bence.

birincisi soma’daki madenin ve soma halkının kalıcı biçimde iyişleştirileceği tedbirlerin alınması.

ikinci ayağı ise en kalıcı ve kapsayıcı toplumsal faydaya dönük olanı.

türkiye’yi işgüvenliği konusunda birinci lige çıkartacak bir reform paketi için toplumsal bir seferberlik başlatmak.

bunun için hükümeti beklemek gerekmiyor. bütün siyasi eylemlerin, protestoların, parlementodaki bütün partilerin böyle bir seferberlik için imkanlarını, güçlerini harekete geçirmeleri gerekiyor.

asıl turnusol kağıdı budur.

sermaye ile ters düşmek istemeyen partilerin yöneticileri bu tür bir seferberliğe yanaşmak istemeyecek, ipe un serecek.

bu konuda sermayeye hoş görünmek gibi derdi olmayanlar böyle bir seferberliği israrlı, istikrarlı biçimde yürütebilir.

ve bu öyle bir konu ki, yurttaşlar hangi partiden olurlarsa olsunlar, böyle bir kampanyaya son derece sıcak bakacak, destek verecektir.

kitlelere ulaşabilecek, toplumu dönüştürecek siyaset de zaten ancak somut talepleri merkezine alan, sokağı ve parlementoyu birleştiren, kamuoyu baskıları ve eylemlerle olur.