Komünizmin Güncelliği/Defterler, izlemeye çalıştığım internet dergilerinden biri. Dilan Bozgan’ın yazısından önce sevgili Erdem Bulduruç’un Fanon üzerine kaleme aldığı bu yazıyı okuyordum. Bozgan’ın yazısı üzerine düştü. Önce Erdem’i sonra Bozgan’ı okumanızı öneririm. (AHÜ)
Erdem Bulduruç – 27 Kasım 2019
image-24-278.jpg

“Lenin’in getirdiği yenilik sermayenin merkezi ve sömürgeler arasındaki genel ekonomik ilişkiden (sermaye ihracı) genel siyasi etkilere doğru bir tartışma olması idi. Bu tartışma, merkezde bulunan ve sömürü sürecinden yararlanan bir işçi sınıfı kesiminin yozlaşmasını da içermekteydi. Her ne kadar Marx’ın, İrlanda’nın ulusal kurtuluşunun, İngiltere’deki proleter devrimi öncelemesi gerektiği tezi Lenin’e göre daha ileri gözükse de, Marx merkez ile sömürge arasındaki bu ilişkiyi özel bir durum özgül yerel koşulların bir ürünü olarak betimlemişti. Marx devrimin “kaldıracının” sömürge ülkelerde uygulanması gerektiğini, genel bir kural olarak kesinlikle telaffuz etmemişti. Tersine, Avrupa dışındaki sömürgelerin, sömüren ülkelerin izlediği tarihsel yolu izlemesi gerektiği düşüncesinden hiç vazgeçmedi.” (David Fernbach)

Üçüncü Dünya ülkelerinde kapitalizmin fiilen hüküm sürdüğü ülkelere kıyasla çok daha ağır ve bu gelişmenin gerisinde bir noktadan sömürü, baskı, zülum yaşanıyor. Halbuki bizim avrupa-merkezli düzen eleştirilerimiz kapital ve ötesi ile sınırlı. Kapitalizmin geliştiği bir ölçek sınırında ve genel bir soyutlama içinden gelişmiş bir emek ve sömürü biçimi, emek-sermaye çelişkisi üzerinden düşünceler geliştiriliyor. Bu batılı aydınların Avrupa’da yaşayanların tanık olmadığı ya da deneyimlemediği ama oradaki kapitalizmi de üreten ve destekleyen çok daha şiddetli bir sömürü biçimi. O halde sorumuz şu: Kapitalizm niye bu kadar sistematik, tek biçime indirgenemeyen ve vahşice bir sömürü ihtiyacı duyuyor? Sömürgecilik şeklinde olabilir, yağmacılık şeklinde olabilir, kölecilik şeklinde olabilir… Bu farklı biçimsellikler farklı tarihselliklerin konusu mu? Aralarında bir tarihsel tamamlama ilişkisi, bir önceki sömürü biçimine tekrar yönelmek gibi durumlar hasıl olamaz mı? Elbette ki bu durumlar yaşanıyor. Bu tam da eşitsiz gelişme ile ilgili, emeğin ücretli emek olarak her yerde eşit ölçümlendirmeye tabii tutulmamasıyla ilgili. Günümüzde de insan topluluğunun büyük bir kısmı günlük 1 dolar gibi ücretlendirmelerle çalıştırılmakta.

Bizim burada yapmamız gereken farklı dönemler farklı düzeyleri bugünün maddi zemininde biraraya getirmek. Bugünkü kapitalizmin yapısal krizini, bugünkü haliyle, bugünkü görünümüyle, bugünkü yeniden-üretim biçimiyle birlikte yeniden düşünmeliyiz. Eski sömürgeci yönetim biçimlerinin, bütün tarihteki sınıf mücadelelerinin konusu olan sömürü biçimlerinin bugünde yeniden okumasını yapmalıyız. Kapitalizm başka bir üretim biçimine ya da döneme geçtiğinde eski sömürü biçimini pat diye geride bırakmadığını bunların tıpkı bir zincirin halkası gibi birbirine kenetlendiğini biliyoruz. Aynı dünya adlı kara parçasında farklı teritorilerde farklı sömürü biçimlerinin yaşandığı da bir gerçek. Kapitalizm artık kölecilik yapmak için değil klasik sanayi üretiminden elde edilen kardan daha fazla kar elde ettiği için üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan halkları kölecilik koşullarında çalıştırmaya devam ediyor. Kapitalizm Batı Avrupa’daki yaşama geçirdiği esnek ve yüksek kapitalist sömürü ile sefaletin sefaleti arasındaki bütün bağlantıları kurmak zorundayız. Çünkü kendi konumumuzu bu somut bağlantıları kurduğumuz yerde bu haritalandırma içinde ifade edebiliriz. Ol nedenle bugün Fanon üzerinden düşünmek tarihin konusu değil, Marksizmin soyutlama yöntemiyle Üçüncü Dünya’da yaşayan sömürgeciliğin tıpkı Lenin ve Mao örneğinde olduğu gibi köprülenmesi anlamı taşımaktadır.

Fanon Bizim Marksizmimize Ne Söyler?

“İşçi sınıfı ayrilacalıklı bir sınıf, yitirecek çok şeyi olan bir burjuva kesimidir. Bu nedenle devrimci mücadeleye iyi gözle bakmaz.” (Fanon)

Belirli bir Marxist konum alış açısından yani Marksizmi işçi sınıfının üst ideolojisi ya da işçi sınıfının felsefesi olarak okuyan bir marksizm açısından Fanon’un işçi sınıfına dair görüşleri rahatlıkla marksizm dışına itilebilir. Fanon işçi sınıfının yapısal konumu gereği kendi sınıf intiharını gerçekleştirebilecek yegane devrimci sınıf olduğu daha doğrusu sınıfsızlaşma ilişkisini gerçekleştirebilecek devrimciliğin işçi sınıfından geçtiği yollu iddiaya mesafelenmiştir. Kendi sözleriyle: “Embriyon halindeki şehir proletaryası nispeten ayrıcalıklıdır. Kapitalist ülkelerde işçi sınıfının kaybedecek hiçbir şeyi yoktur ve muhtemelen de kazanacak çok şeyi vardır. Sömürge ülkelerde ise işçi sınıfının kaybedecek çok şeyi vardır.” (Fanon, 2007, s.112) Marksizmdeki zincirlerinden başka kaybedecek başka hiçbir şeyi olmayan ve bu nedenle kazanılıcak bir dünyası olan işçi sınıfı ifadesi Fanon’un gözünde sömürge ülkelerde işçi sınıfının konumu nedir sorusundan bağımsız işçi sınıfı hanesinde evrenselleştirilebilecek bir durum değildir.

Yine Fanon’u yaklaşımını belirli bir marxist ortodoksiden ayırmak adına bizler yeni örnekler de verelim. Fanon Marksizmdeki ekonomik altyapı anlayışına farklı bir yerden yaklaşır. Bu meseleyi de sömürgecilik okuması üzerinden yeniden değerlendirir. “Sömürgelerde ekonomik altyapı, aynı zamanda bir üstyapıdır. Neden sonuçtur. Beyaz olduğunuz için zenginsiniz, zengin olduğunuz için beyazsınız. Sömürge sorunu ele alındığında Marksist çözümleme bu nedenle her zaman biraz esnemek zorunda kalmıştır.” (Fanon, 1965, s. 32) Böylelikle Fanon Avrupa toplumlarındaki sınıf ayrımının kolonilerdeki ırk ayrımına doğru genişlediğini savunur.

Fanon’un Marksizme yönelik pozitif revizyonunun üçüncü halkası ise ırklar meselesidir. Bilindiği gibi Marx yoldaşı Engels’e 1882 yılında yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Peki ama bizim sınıf savaşımını, onu nereden bulduğumuzu çok iyi bilirsin: onu, ırklar savaşımını anlatan Fransız tarihçilerinden bulduk.” (Marx’tan aktaran Foucault, 2002, s. 91)

Fanon’un Marx’ın sözlerini değiştirdiği yer, ırkı sınıf kimliğiyle ikame ettiği ikinci cümlesidir ve aslında bunu yaparak Marx’ın, Amédée Simon Dominique Thierry’nin L’Historie des Gaulois (1828) (Galyalıların Tarihi) adlı eserinde yaptığı Fransız tarihinin ırksal analizini sınıf analizine dönüştürme hareketini tersine çevirmektir. “Kara derili bir insan olarak, ırkımın başka bir ırktan ne bakımdan üstün ya da aşağı olduğunu bilmeyi aramaya hakkım yok…” (Fanon, 1968, s. 228) diyen de yine aynı Fanon’dur. Burada bir paradoks aranmamalıdır. Fanon ırk meselesinin sınıf üst başlığında okunmasına karşıdır. Fakat beyazlığı politik olarak kuranın durumuyla barışık ya da durumunu sorgulamayan siyahlık olduğunun da aynı ölçüde farkındadır. Bu nedenle bu koşulları değiştirecek bir eylemsellik üzerine kafa yormaktadır.

Yine Fanon Afrika burjuvazisinin bir tür hayalet burjuvazi olduğunu söylediği için onu geleneksel burjuva sınıfından ayırdığı için de Marxist kategorileri keyfince kullanmakla itham edilir. Fanon, Afrika’daki ulusal burjuvazinin bir tür hayalet burjuvazi, yabancı kapitalizminin güçsüz çanak yalayıcıları olduğunu, “sömürge sisteminde sermaye birikiminde bulunan bir orta sınıfın olanak dışı bir olgu” olduğundan kendi kapitalist ekonomisini kuracak güce ya da niyete sahip olmadığını bıkmaksızın söyler. (s.53) Bu şekli idari burjuvazi üretim güçlerini geliştirmekten yoksundur Fanon’a göre. Aynı tartışmaya dikkat çeken Wallerstein meseleyi şöyle yorumlamaktadır;

İdari burjuvazi, yaşam tarzı ve toplumsal değerler açısından, gerçekten geleneksel anlamda “burjuva” idi. Bunlar çoğu rejimin dayanağı oldular. Fanon, tekpartili Afrika devletlerinin “burjuva diktatörlükleri” olduğunu iddia ederken bu burjuvaziyi kastediyordu. Kuşkusuz bu memurlar henüz, ücretli emek istihdam eden, yenilikçi, risk üstlenen, en yüksek kârı elde etme amacında olan bir girişimci olarak burjuvanın iktisadi rollerini yerine getirme anlamında burjuva değillerdi. İyi de, [bu yaklaşım] o kadar da doğru değil. Çünkü idari burjuvaların bu klasik iktisadi rolleri sıklıkla yerine getirdikleri de oluyordu, fakat bunu yaptıklarında pek de takdir edilmiyorlardı, daha çok, “rüşvet ve irtikap” ile suçlanıyorlardı. (Wallerstein,1993, s. 178)

Dikkatli bir Marx okuru olan Fanon kendi sorunsalları içinden Marksizmi yeniden üretir ve bazı yer değiştirmeceler yapar. Fanon her ne kadar işçi sınıfının ayrıcaklı olduğunu beyan ederken belirli bir coğrafi ayrımın koşulladığı olgusal bir durumdan ve empirik örneklerden yola çıksa da esasen koptuğu moment iyi anlaşılmalıdır. Fanon köylülerin devrimciliğini vurgularken de salt nesnel bir duruma atıfta bulunmaz. “Milliyetçi partilerin yürüttüğü propagandada köylülük sistematik olarak dışarıda tutulur. Oysa sömürge ülkelerde yalnızca köylülerin devrimci olduğu açıktır. Kaybedeceği hiçbir şey yoktur, ama kazanacağı çok şey vardır. Köylü, sınıf dışı ve aç kimse yalnızca şiddetin kendisine yardımcı olabileceğini çabucak keşfeder. Ona göre asla uzlaşma olamaz, hiçbir taviz verilemez. Ya sömürge olunur ya kurtulunur: bu yalnızca bir güç ilişkisidir. Sömürülen, kurtuluşunun var olan bütün araçların kullanılmasını gerektirdiğini kavrar; bu araçlardan ilki de şiddettir.”(Fanon, 2007, s.66)  ya da “Sömürgeciliğin ekonomik gelişmeyi kasten engellediği ülkelerde, köylülük isyan ettiğinde hızla radikal sınıf olarak ortaya çıkar. Köylülük çıplak baskıya çok aşinadır, şehirli işçilerden çok daha fazla çile çeker ve açlıktan ölmesini önlemek için mevcut yapıların bütünüyle yıkılmasından başka bir önlem yeterli olamaz. Köylülük zafere ulaşırsa ulusal devrim sosyalist olacaktır;…” derken.

Burada önemli olan köylülerin kaybedeceği bir şey olmaması değil, kazanacağı bir dünyanın yolunun şiddetten geçtiği, ya sömürge olunur ya da kurtulunur vurgusudur. Fanon köylülerin nesnel yerine vurgu yaparken anaakım marksizmin işçi sınıfını kodlama şeklini bir yerdeğiştirmece yapmak adına işletir. Esasen Fanon siyasetin tikeli nesnel grupları temsil ettiği fikrinin ötesine geçen bir devrimcilik arayışındadır. Sömürgeleştirilmiş insana da kategorik olarak mücadele ve örgütlenme dışında kendinde devrimcilik atfetmez. Bu bağlamda Fanon’a Üçüncü Dünya’nın Lenin’i yakıştırması yerindedir.

Lenin için Emperyalizm döneminin marksizmi demek hem bir ölçüde doğru hem de yanlış ise yani resmin bütününü görmekte eksik ise, bu okuma Lenin’i sadece belirli bir tartışmaya indirgemek anlamına geliyorsa aynı şekilde Fanon için de salt sömürge dünyasının ve sömürgeciliğin düşünürü demek aynı ölçüde sıkıntılı kanımca. Fanon bana kalırsa sömürgeciliğin sınır düşünürüdür. Fanon sorusunu daha ziyade içeriye yöneltir.  Yani Fanon mevcut durumundan çıkmak isteyenlerle mevcut durumunu onaylayanlar arasındaki yarılmaya dair ayrımı belirginleştirmeye çabalar.

Yaygın hatalı okumalardan biri de Fanon’u pan-afrikanist olarak anlama eğilimidir. Şüphesiz Afrika birliği düşüncesi sömrüge pratiğine maruz kılmış halkların birliği olarak düşünüldüğünde kategorik olarak olumsuzlanamaz fakat Fanon şiddetin kuruculuk teşkil ettiği bir şiddet politikasının savunucusu olarak her türlü yapay birlik fikrine de mesafeleniyordu.

Fanon Pan-Afrikanist değildi; Pan Afrikanizm’e ve herşeyden önce Pan-Afrikanizm’e rehberlik eden şiddet içermeyen pozitif eylem ideolojisine şüpheyle bakmaya devam etti. (Fanon, 1965, s.127-8)

“Afrika birliğinden” bahsettiğinde bunu, Pan-Afrikanizm kapsamında değil, “doğrudan eylem” bağlamında devrimci dayanışma manasında ele alıyordu: “Bugün sloganımız ‘Afrikalılar, Afrika’nın kadın ve erkekleri, silahlanın! Fransız sömürgeciliğine ölüm!’ olmalıdır.” (Fanon, 1967, s.131) diyordu.

Sömürgecilik Bir Sistemdir

“Siyah derili emeğin damgalandığı yerde, beyaz derili emek kendisini kurtaramaz.” (Marx)

“Sömürgecilik askeri fetih sonrası bir ulusun tahakkümünün örgütlenmesidir.” (Fanon)

“Sömürgesizleştirme, doğuştan birbirine karşıt iki gücün karşılaşmasıdır. Bu güçler kendi özgünlüklerini, özellikle sömürgelerdeki durumdan kaynaklanan ve beslenen bir tür adIaşmaya [substantification] borçludurlar. İlk karşılaşmaları şiddet ortamında oldu ve birlikte var oluşları -daha doğrusu sömürgecinin yerliyi sömürmesi- süngülerin ve topların yardımıyla gerçekleşti. Sömürgeci ile sömürge halkı eski tanışlardır. Aslında sömürgeci “onları” iyi tanıdığını söylerken haklıdır. Sömürgeyi yaratan ve yaratmaya devam eden sömürgecidir. Sömürgeci kendi gerçekliğini, yani servetini sömürge sistemine borçludur.” (Fanon)

“Klasik liberalizm gerek coğrafya gerek ırk vesilesiyle bir üstün ırk ( ya da üstün sınıf) demokrasisi olarak ortaya çıkmıştır; kapitalist liberalizm ile işçilerin eşitliğini talep eden toplumsal hareketleri, emperyalist liberalizm ile ulusal özgürlük hareketlerini ve sömürgecilik ve ırkçılık karşıtı hareketleri karşı karşıya getiren mücadeleler sonucunda, bu demokrasi sadece kabuk değiştirmiştir.” (Alberto Toscano)

Sömürgeciliğin bir sistem olduğunu söylerken yapısal özellikleri bulunan ve kendi üzerine katlanan bir durumdan bahsediyoruz. Sömürgecilikteki şiddetin kapitalizmden önceki üretim biçimlerinden farklı olarak devlet dolayımıyla gerçekleşmesi ve bu aracı konumdaki dolayımlayıcı devletin kendi ülkesindeki ücretli emekçilere görece bazı haklar tahsis etmesi onun şiddetle ilişkisini tartışmaya açmaz. O her durumda örgütlü şiddettir ve bu şiddet bir istisna hali değil her durumda geçerli olan bir ilkedir. Daha doğrusu istisna hali olarak okunan şeyin kendisi bir norm gibi çalışmaktadır. “Sömürgecilik yapısı gereği ayrılıkçı ve bölgecidir. Sömürgecilik yalnızca kabilelerin varlığını tanımakla yetinmez, aynı zamanda onları pekiştirir ve birbirinden ayırır.” (Fanon, 2007, s. 97) İşte bu birbirinden ayırma pratiklerinin sonucu olarak sömürgecinin uyguladığı şiddet karşı tarafta birlik duygusunu pekiştirir.

Bir Devrimin Sosyolojisi’nde yeralan Cezayir’deki Fransızlarla ilgili denemesinin tersine, Fanon “Fransız Entelektüelleri, Demokratları ve Cezayir Devrimi” makalesinde Cezayir’deki tüm Fransızların düşman olduğunu ileri sürmüştü. Bu vurgu iyi Fransızlar ve kötü Fransızlar ayrımının söz konusu sömürgecilik olduğunda hatalı bir ayrım olduğuna işaret ediyordu. Egemenlikten pay aldığı sürece hiçbir Fransız masum değildi. Mesele tek tek bireyler de değildi ortada sömürgecilik üzerinden kendini realize eden bir sistem vardı. Esasen Fanon “sömürgeciliğin yönetenle yönetilen arasındaki ilişkilerin tümüyle kuvvete dayandığı bir sistem olduğu kavramını gündeme getirmek istiyordu.”  “Gerek Cezayirlilerin gerekse Fransızların bireysel özellikleri resmi değiştirmez. Bu yüzden Fransız solunun konumu bu sistemi tümden kınamak olmalıdır yoksa istisna teşkil eden bireyleri aramak değil. (Gendzier, 1997, s.181)

“Eskiden sömürge olan ülke artık ekonomik açıdan bağımlı bir ülkeye dönüşmüştür. Sömürgeci ticaret kanallarını bakir tutmuş ve bazı durumlarda sömürge kanallarını daha da pekiştirmiş olan eski sömürgeci, bu pazarı korumak için bağımsız ulusun bütçesine küçük girdiler yapmayı kabul eder. Sömürge ülkeler bağımsızlıklarına kavuşmuştur kavuşmasına, ama dünya şimdi kurtuluşunu sağlamış ülkelerin bugünkü durumlarını daha da katlanılmaz kılan çıplak gerçeklerle karşı karşıyadır. Bugün için önemli olan konu, ufukta beliren sorun, servetlerin yeniden dağıtımıına duyulan ihtiyaçtır. Sonuçları ne kadar yıkıcı olursa olsun insanlık bu sorunu ele almak zorunda kalacaktır.” (Fanon, 2007, s.102&Fanon 1965: 98)

Fanon sabitelerin düşünürü değildir. Sömürgecilikten bağımlılığa evrilen süreci okumuştur fakat sömürge ülkelerin bağımsızlıklarına kavuşmasıyla beraber sömürgecilik pratiğinin belirgin kıldığı kapitalizmin mümkünlük koşullarını da sorgulamamıza imkan veren servetlerin dağılımı probleminin dımdızlak önümüzde durduruğu söylemektedir.

Hümanizma Meselesi

“Ben sadece şu ana ve şu anki varlığıma mühürlenmiş değilim. Ben başka bir yer ve başka bir şey olarak da varım. Hayattan başka bir şeyin peşinde olmam ve bir insanî dünya –yani bir karşılıklı birbirini tanıma dünyası- yaratmak için savaş vermem hasebiyle olumsuzlama faaliyetim de dikkate alınmalıdır.Şunu kendime sürekli hatırlatmalıyım ki gerçek sıçrama varlığa icat kazandırmakta gizlidir.Yolculuk yaptığım dünyada durmadan kendimi yaratıyorum. Ve kendi özgürlük döngümü tarihsel, araçsal hipotezin ötesine geçmek sûretiyle başlatıyorum.” (Fanon)

Fanon’un  insanlık gibi ifadeleri naif bir hümanizma olarak okunmamalıdır. Fanon yeni tipte bir insandan, yeni tipte bir ulustan mücadele içinde oluşan bir gelmekte olandan bahsetmektedir. Sana inanıyorum insanlık” diye yazmasını sağlayan içindeki ısrarcı masumiyetti. Bir siyah olarak kendi öz varlığıyla ve hiçbir zaman terketmediği, öznel deneyimin herkesçe anlaşılabileceğine dair kanısı arasındaki gerilimi taşıyan yine aynı insandı.” Bu hümanizme duygusal bir bağlılık değildi. Fanon beyaz maskeleri takınanın neden siyah adam olduğunu anlamaya yeminliydi. (Gendzier, 1997, s.69) İnsanlar arasındaki ilişkileri temelden yeniden kurmayı amaçlayan bu mücadele, halk kültürünün ne biçimini ne de içeriğini etkiler. Mücadeleden sonra yalnızca sömürgecilik değil sömürge insanı da yok olur. Bu yeni insanlık, kendisi ve başkaları için kaçınılmaz olarak yeni bir hümanizma tanımlar. Mücadelenin amaç ve yöntemleri bu yeni hümanizmanın habercisidir. (Fanon, 2007, s.239) Verili durumun tahkimasyonundan değil mücadele içinde oluşan yeni bir insan tipinden bahsetmektedir Fanon. Nasıl işçi sınıfı salt burjuvaziyi değil kendini ortadan kaldıracaksa ve bunu gerçekleştirdiği oranda artık proleter olmaya hak kazanacaksa buradaki yeni insan da kendi karşıtını yok ederken kendi bağımlılık ilişkilerini de dinamitleyen proleterdir. İşte Fanon’un hümanizm olarak ifadelendirmekte sıkıntı görmediği durum budur. Ne “öz”e ilişkin bir atıf ne de bu özcülükten mülhem bir evrenselleştirme arayışı. Hoş ya David Caute Fanon üzerine olan çalışmasında “Fanon’un düşüncelerinin evrimi, Marx’ın ve daha yakın bir biçimde Sartre’inkine kesin olarak paraleldir. Erken Marx, eski Fanon gibi, insanı antropolojik bir gelenek olarak görmeye meyillidir. Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları’nda, Marx, “insanın temel güçleri”, insanın doğal özü ”ve gerçek antropolojik doğa” dan bahseder.” (Caute, 1970, s. 32-33) demektedir. Gerçi hemen akabinde Caute “Hem Marx hem de Fanon’da hümanizmden sosyolojiyer doğru bir ilerleme de vardır demektedir.” Fakat bizce bu tartışma bağlamında yapılan benzerlik hatalıdır. Evet Genç Marx’ın düşüncesi bu gibi tartışmalar içinde şekillenmiştir ve Caute’nin saptaması yerindedir fakat Fanon’da olan felsefi bir hümanizm tartışmasının çok dışında kalan bir şeydir. Homi Bhabha Fanon’daki hümanizmi klasik hümanizm tartışmalarının dışından okuma eğilimindedir: “Fanon, “Batı kültürünün gösteren, özneleştiren kategorisi olarak, etik değerin birleştirici bir gönderim merkezi olarak insanın punctum’unu rahatsız eder” (Bhabha, 1994, s. 340). Punctum Lacancı fantezi özdeşleşmesi noktasıdır ve daima geri çekilir; ona yalnızca bir kavuşmazlık içerisinde yaklaşılabilir. Fanon’un hümanizmi hümanist imago ile özdeşleşmenin ‘toplumsal yükseliş’ boyutundan sakınır; bu hümanizm, söz konusu imgeyi resmetmek için bastırılmış olan şeyin mücadelesi tarafından üretilir: “Fanon’un insan söylemi süreklilik içeren, ilerlemeci insan mitinden zamansal bir kopuştan ya da buradaki bir duraklamadan kaynaklanır” (Bhabha, 1994, s. 340)

“Köylüler ellerine silah aldığında eski mitler soluklaşır, tabular birer birer yıkılır: bir savaşçının silahı onun insanlığıdır.”(Fanon, 2007, s. 30)  Diyen Sartre’ın Fanon okumasına bile kulak kabarttığımızda Fanon’a hümanist demek yerine onun insanlık kavramını nasıl hümanizmden koparttığı üzerine düşünmeliyiz.

Öncülük Mefhumu

“Şiddet bireysel düzeyde arındırıcı bir güçtür. Sömürge insanını aşağılık kompleksinden, umutsuzluk ve pasiflikten kurtarır, ona cesaretini ve özgüvenini yeniden kazandırır. Silahlı mücadele sembolik olsa ve hızlı bir sömürgesizleştirmeyle halkı hareketsiz bıraksa bile, kurtuluşun herkesin işiolduğunu ve liderlerin özel bir meziyeti olmadığını görecek zamana sahip olur. Şiddet halkı lider düzeyine çıkarır.”(Fanon)

“Parti nosyonu, metropolden ithal bir nosyondur. Bu modern direniş aracı, kölelik, serflik, takas, el zanaatları ve borsa işlemlerinin bir arada bulunduğu çokbiçimli, dengesiz bir gerçekliğe uyarlanır.” (Fanon)

Şüphesiz toplumsal mücadeleler repertuarının en netameli konularından biridir öncülük. II. Enternasyonelcilerden beri Marksizm içindeki ana tartışmalarından birisi olagelmiştir. Lenin’in işçi sınıfı ancak sendikalist bilinç geliştirebilir bu nedenle ona dışardan müdahale şarttır vurgusundan sonra resmi bir kabul olarak tartışma kapatılmıştır. Aslında kavramın fikir babası Karl Kautsky’dir. Lenin Kautsky’den kavramı devralmıştır fakat politik pratiğe uyarlarken değişikliğe tabii tutmuştur. “Marx ise Kautsky’nin literatüre eklediği ve daha sonra Lenin’in geliştirdiği “kendiğindenlik” ve “kendiliğinden” kavramlarını kullanmaz. Marx yalnızca selbständig (tek başına, kendi inisiyatifine dayanan) ve eigentümlich (kendi/içsel) sıfatlarını kullanır. Bir başka deyişle olan şey kendinde, ve içseldir.” (Zibechi, 2015, s. 33) “Bir öncü-işlevden söz etmek, bir şeyin ardından gidildiği ölçüde önderlik ettiğini söylemektir: İşe yaradığında işe yaramaktadır ve işe yaramazsa işe yaramamaktadır, “öncülük kaçınılmaz sonuç ya da kategorik buyruk değildir”.(Nunes) “Öncülük etme-geriden gelme kavram çiftinin temel ve üstyapı ilişkisine atfedildiği düşünülebilir. Ama durum böyle değil. Toplumsal bütünün şu ya da bu unsuru bir önderlik etme ya da geride kalma üzerinden nitelenemez, mevcut her önderlik etme ve geride kalma, toplumsal bütünün unsurlarının birbirine eklemlenmesinde ve eklemlenmesiyle düşünülmelidir.” Her unsur bütünün içinde “belirlenim göstergesi”yle ya da “etkililik göstergesi”yle yer alır; bu yer, belirli, sürekli, homojen tarihsel (ideolojik) bir zamana göre tanımlanamaz.

Öncülük tartışması dışardan bilinç tartışmasıyla birlikte düşünüldüğünde ise iki uç vermektedir. Parti sınıfın bilincidir şeklinde ifade olunan ilk yaklaşım sahiplerine göre parti ekonomik özneleri temsil eder. Lenin’in yaklaşımında ise parti sınıfa özdeş değildir o verili kimlikleri üzerinden hareket edenlerin -ekonomik özne, ücretli emekçi– temsili aygıtı/organı değildir. Parti ancak alternatif bir ideolojik aygıt olması anlamında düşünülebilir. Fanon’da da mücadeleye katılan zaten kendi kurtuluşunun kendi eseri olacağını görebileceği içindir ki kurtarıcı aramaz. Siyah olanın siyah olma bilincine erişmesini sağlamak değildir derdi. Beyazlığın esaretinden bir siyah olarak kurtulacak fakat kurtulduğu ölçüde eski mevcut siyahlığını da krize sokacak bir hakikat politikası olarak öncülük fikrinin kapı dışarı edilmesidir söz konusu olan. “Halk ulusal kurtuluşa şiddet yöntemleriyle düzeyinde katıldığı zaman kimsenin kendisini “kurtarıcılar” olarak görmesine izin vermeyecektir.” (Fanon, 2007, s. 231)

Meseleyi doğru anlamak durumundayız. Öncülük tartışmasının bir biçimine itiraz etmek kategorik olarak onu bir formel örgütlenme eleştirisi içinden düşünmek ya da illâ formel olanla birlikte düşünmek anlamına gelmez. Öncülük tartışmasını parti tartışması ile teğelleyen Lenin’dir. (Blanqui’de öncülük hareket ile birlikte alınırken Lenin’le birlikte parti tartışmasına çekilmiştir.) Fakat öncülüğü verili durumdakilerin temsiliyetinden çıkararak.

Öncülük mefhumunu eleştiren bir isim olarak Fanon’un FLN değil ama ALN üzerine daha yoğun mesai harcaması bana kalırsa bir tesadüf değil. Fanon, radikal olarak sınıflandırılanlar ve popülist olarak sınıflandırılanlar arasında nerede, hareketin sivil veya askeri ögeleri arasında nerede duruyordu? Fanon, eski bir militanın önerdiği sınıflandırmayı ödünç alırsak, Ramdane’de simgelenen anımsanan kentli, jakoben, merkezi öğelerle tanımlanan tarafa mı aitti; yoksa ulusal kurtuluş ordusunun (ALN) köken olarak burjuvalardan daha pleb olan ve daha geniş bir kırsal kitlenin desteğine dayanan sosyal ve siyasi kuvvetlerine mi? (Gendzier, s. 17) Soruyu bazı noktalarda muhafaza edip değiştirelim Fanon merkezi ögelerle tanımlanan öncü anlayışına mı yakındı yoksa kendiliğinden eylemin plebyen hattına mı? Evet! Öncülük kategorik olarak parti tartışmasına kayıtlı değildir fakat parti temsili mekanizmaları daha komplike bir şekilde işletirken ordu örgütlenmesinde her savaşçı komutandır, savaşçı eylemde eşitlenendir. Bu anlamıyla şiddette militanın eşitlik arayışı kurtarıcılardan kurtulma diskurudur.

Burada bir noktaya daha değinmek elzem. Temsiliyet illa adına konuşmak anlamına gelmez. Eyleyen varlık olarak savaşçı her şeyden evvel kendini eyleminde temsil eder. Sorunsalaşştırılan alanı iyi kavramak durumundayız öncü parti, öncü örgüt, öncü savaş… Burada sorunsallaştırılan alan örgüt, hareket, parti ve savaş değil, adına konuşma anlamında temsilin kendisi. Fakat bu tartışma bir sayısal küçük grubun kitlelerden kopukluğu tartışması olarak da anlaşılmamalı. Öncü savaşı yürüten bir harekette kitleselleşebilir. Sadece öncü savaşı başkalarının haberi yok iken başkaları adına yola çıktığı iddiasındadır. Elbette siyaseten tam temsil diye birşey söz konusu olamaz. Bir anda herkes bir eyleme de dahlolamaz. Burada herkes hazır olmadan uygun zaman ve koşullar oluşmadan yola çıkılmamalı gibi bir reformist diskuru dolaşıma sokmuyoruz fakat ne eylemek ne de kopuşlar başkaları adına değil o fiili gerçekleştirenin arzu üretimidir. RAF biz bombalarımızı kitlelerin bilincine fırlatıyoruz dediğinde kitleye bilinç taşıyoruz ve onlar adına eylem yapıyoruz dememişti. Her eylem eskisi gibi olunamayacağının beyanıdır demişti. Yine Irene L. Gendzier Fanon okumasında Fanon’u öncülük eleştirisi bağlamında Mao’ya benzetir: Fanon’un iddia edilen Maocu karakteriyle daha değerli bir iz bulunacaksa, öncü partinin elitist nosyonunun sorgulandığı reddedildiği ÇKP’nin 1956’da ifade edilen konumuyla uyum içinde olabilir. Partinin “kendini halk kitlelerinin üzerinde konumlandırmaya hakkı olmadığında… ödülleri dağıtmaya, tüm çalışanların tekelini elinde bulundurmaya, emirlerin gücüyle kitleleri zorlamaya hakkı olmadığını tanımakta” partinin gösterdiği ısrar Yeryüzünün Lanetlileri’nin ruhuna da uygundur. (Gendzier, 1997, s. 247)

Sonsöz Yerine

Her ne kadar Fanon’un metinleri dünyada faaliyet gösteren ulusal kurtuluş çizgisindeki hareketler açısından bir cep ajandası olarak okunsa da Fanon’un tipik bir ulusal kurtuluşçu olmadığı, yine aynı şekilde ulusal kurtuluşçuluşçuluğundan ulusal tahakkümü reddettiği ölçüde aynı düzlemden okunamayacağını söylemek gerekir. Yani söylemek istediğim kurtuluşta ulus ile ulusun bir birlik olarak baştan kurgulanması aynı şey değildir. Fanon bir dizilim yaratmadan önce bir dağılımın teorisini inşa eder. Tıpkı Marx’ta proleteryanın birliğinin toplumun çözülmesi anlamına geleceği gibi. Dolayısıyla Fanon her ne kadar kendini bulma evresinde bir birlik tahayyülüne yaslanmış gibi gözükse de sürekli olarak anti-sömürgeci mücadelenin mücadele eden ve etmeyen, durumundan hoşnut olan ve olmayan, statükoyu destekleyen ve reddeden gibi ayrımlar içinden okur. Mücadele edeni bile kendi içinde ayrıma tabi tutar. Dolayısıyla sömürgecilik varlığa yönelikse varlığın kendini yeniden kurma değişme düzleminin bu arayışın, bu arayış içindeki militanlığın düşünürüdür Fanon. Onun tartışması Kara Afrika’da sömürgecilik tartışmasıyla kapanmamış toplumun nasıl iç-sömürgeleştirildiğini anlamak isteyenler için Avrupa’da yeniden uyanmıştır.

Bir diğer önemli nokta şiddetin politika dışı olduğu logosentrik siyaset okumalarının dışında Fanon şiddeti bir savunma ya da meşruluk düzlemi içinden de okumaz. Şiddetin kendisi politikanın başka biçimlerde yürütülmesinden ziyade bizatihi şiddet politikası diye bir şeyden sözetmektedir bizlere.

“Yeni ulusun ortaya çıkışı ve sömürge sisteminin yıkılması, ya bağımsız halkın verdiği şiddete dayalı mücadelenin ya da diğer sömürge halkların sömürge rejimini frenleyen periferik mücadelesinin sonucudur.” (Fanon, 2007, s. 74)

Yeni tipte insan, yeni ulus halihazırda orada bekleyen değil mücadelenin ateşi içinde kendini doğrurandır.

Balibar&Wallerstein (1993) Irk, Ulus, Sınıf (Nazlı Ökten Çev.) İstanbul, Metis Yay.

Bhabha, Homi K. (1994), The Location of Culture, Routledge.

Caute, David (1970), Fanon, Fontana/Collins

Dupire, Marguerite, Öncülük Etme/Geriden Gelme (Volkan Yalçıntoklu Çev.), Marksizm Sözlüğü içinde. Haz. Gerard Bensussan&Georges Labica, Yordam Yay.

Fanon, F (1965)The Wretched of the Earth (Constance Farrington trans.) London, MacGibbon&Kee.

Fanon, F (1967) Toward the African Revolution (Haakon Chevalier trans.) New York, Monhtly Review Press.

Fanon, F (1968) Black Skin, White Mask, (Charles Lam Markmann trans.) London, Publisher MacGibbon&Kee.

Fanon, F. (2007), Yeryüzünün Lanetlileri. (Şen Süer Kaya, Çev.). İstanbul: Versus

Foucault, Michel (2002), Toplumu Savunmak Gerekir. (Şehsuvar Aktaş, Çev.) İstanbul:

YKY

Gendzier L, Irene (1997), Frantz Fanon. (Süreyya Evren, Çev.) Sosyalist Yayınlar

Nunes, Rodrigo. Militanlığı Yeniden Düşünme Üzerine Notlar http://www.kostebekkolektif.org/militani-yeniden-dusunme-uzerine-notlar-rodrigo-nunes/

Young, Robert (2016), Postkolonyalizm, (Burcu Toksabay Köprülü&Sertaç Şen, Çev.) Matbu Yay.

Ryder, Andrew (2018) Anti-Hümanizm ve Melezlik, (Abdurrahman Aydın Çev.)Fanon’un Hayaletleri içinde, İthaki Yay.

Woddis, Jack (1975) Yeni Devrim Teorileri: Fanon ve Afrikada Sınıflar (Turhan Taylan Çev.) Bilim Yay.

Zibechi, Raul (2015), İktidarı Dağıtmak, (Nurhayat Köklü, Çev.) Otonom Yayıncılık

Yayımlanma tarihlerine göre Fanon Külliyatı

Siyah Deri Beyaz Maskeler (1952)

Batı Hintliler ve Afrikalılar, Esprit, 1955

Fransız Entelektüelleri ve Demokratları ve Cezayir Devrimi, El Moudjahid 1 Aralık 1957

Bir Devrimin Sosyolojisi (1959)

Yeryüzünün Lanetlileri (1961)

Afrika Devrimine Doğru (1964)