Ahmet Haluk ÜNAL

Belki de siyasi tarihin en çarpıcı paradokslarından birini yaşıyoruz

NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip, “Küçük Amerika”yı 2016’dan bu yana resmen Şangay’cılar yönetiyor.

Atlantik Paktı/NATO’nun 50 yıllık planı altüst oldu; “Büyük Ortadoğu Projesi” çöktü. Ilımlı İslam yerine Şangay ekseninde laikçi bir Ortadoğu kurulma sürecine girilmiş görünüyor. Bu sürece ilişkin yakın zamanda bloğumda düşüncelerimi aktarmıştım.

Tarihin bu döneminin çok özel bir biçimde kayda geçeceğinden şüphe yok.

İlk kez bir ABD başkanı Kongre ve Temsilciler meclisinin büyük çoğunluğu ile AB sözcüleri tarafından, “rakip kampa, düşmana hizmet ve Ortadoğu’yu Şangay’a teslim etmekle” suçlanıyor.

Bu gelişmelerin Atlantik Paktı’nda yarattığı etkiyi anlamak için “Rothchilds’in Prensi” olarak da adlandırılan Macron’un danışmanı siyaset bilimci ve filozof Jaques Attali’ye kulak  verelim. Euronews’in haberine göre, Fransa Devlet Televizyonu France Info’da katıldığı bir programda şu ifadeleri kullanıyor:

“NATO üyesi bir güç olan Türkiye diğer üyelerin onayı olmadan Rus silahları alarak tamamen özgür bir şekilde savaşmaya karar verdiğine göre NATO öldü. Türkiye bunu gerçekleştirdi, kimse tepki göstermedi ve Amerika Birleşik Devletleri onu engellemek için hiçbir şey yapmadı. Eğer NATO öldüyse ve Amerika Birleşik Devletleri artık bizi savunmuyorsa, Avrupalılara kendilerini korumak için birleşmekten başka yapacak bir şey kalmadı.”

Türk Devleti’nin istila ve etnik temizlik hareketini ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine (KDSÖY) dayatılan ateşkes süsü verilmiş teslimiyet dayatmasını da böylesi bir büyük resmin içine yerleştirerek okumak zorundayız.

Kartlar Yeniden Karılıyor

Rusya, İran ve Türkiye’nin son zirvesinde teşvik edilen istila harekatı ve bunun anlamı çok açık olmasına rağmen, son derece “karanlık ve açıklanamaz” biçimde buna destek veren Trump’ın açtıkları yol, KDSÖY’ne kalan tek stratejik hamleyi zorlamış oldu.

KDSÖY de son derece süratli bir biçimde başından beri parçası olduğunu kendi toplumsal sözleşmesine de yazdığı “Suriye bütünlüğüne” uygun olarak, kontrol ettiği bütün bölgeyi Suriye ordusunun kontrolüne açtı.

Böylece Suriye’deki iki ayrı masa askeri olarak teke indi ve masaya Şangay da oturmuş; özerk yönetim de koalisyona Suriye’de varolmasının hangi parametrelere bağlı olduğunu çok sert biçimde hatırlatmış oldu. El mi yaman bey mi?

Büyük bir panik içinde, Türkiye’yi kaybetmemek için çırpınan, taviz üstüne taviz veren Beyaz Ev takımının imzaladığı “ateşkes” metninin (hormonlu havuç ve beyzbol sopası) hiç bir kıymeti harbiyesi olmadığını oyun kurucuların hepsi biliyor.

İnsan ister istemez Trump’ın, tahta kale emlakçısı aklıyla Şangay’ın kucağına Türk ve İslam devletlerini birer saatli bomba olarak bıraktığını, düşünüyor. Oysa Atlantik paktının ortak aklı belli ki, bunun stratejik bir değer taşımadığını, tersine Şangay’ın böylesi bir problemi kolay çözeceğini var sayıyor.

Fiili saha kontrolü bir kez yitirildi mi, yeniden kurulmasının hep kat be kat maliyetli olacağını bildiklerini tahmin etmek zor değil. Yani, hikaye anlatıcılarının deyimiyle SDG’nin yolculuğundaki bu sert (twist) dönüş/dönemeç yeni bir pazarlıklar sürecinin yalnızca başlangıcını oluşturuyor.

Bunun en güçlü kanıtlarından biri de Trump’ın General Mazlum’u şahsen arayıp, yağcılık yaparak, nabız tutmaya çalışması; ardından Lindsey Graham’ın telefonu ve nihayet bu gün duyulan Beyaz Ev daveti.

“ PKK, ISIS’den de kötüdür.”

ABD’nin dünya jandarmalığının ciddi bir gerileme sürecinde olduğunu kayda geçmeksizin bu gelişmeleri anlamlandırma çabası eksik kalır kanısındayım.

Ancak Özerk Yönetim karşısında takındığı iki yüzlü tutum ve beklenen kalleşliğinin altında yatan en önemli sebebin, yine Şangayla mücadele temelinde biçimlendiğini görmezden gelemeyiz.

Kürt Hareketi (KH) bu gün Şangay’la savaşta Atlantik’le saf tutsun, onların “mızrak ucu” olmayı kabul etsin, her şeyin nasıl hızla değişeceğini görürdük.

Ama “üçüncü yol” perspektifi ile hareket eden Kürt Hareketi, bu tür pragmatik ittifakları kabul etmiyor. Üstelik bölgedeki tek anti-kapitalist eksen. Bu da Hem Şangay hem Atlantik için asli düşman olarak değerlendirilmesine sebeb oluyor.

Ne dedi Trump “ PKK, ISIS’den de kötüdür.” Çok açık değil mi, “aman ha, ehem möhem birbirine karışmasın, son tahlilde asıl düşman Rojava devrimidir;” diye yüksek sesle hatırlatıyor.

Çok normal, hem “yeşil kuşak, hem “ılımlı İslam” projelerinin tasarımcısı oldukları gibi, bütün bu haydutları eğitip donatan da başlangıçtan beri ABD/NATO. “Arap Baharı” başladığında da açık yeşil düşler gören de yine onlardı.

Ne zaman ki, “Küçük Amerika”yı emanet ettikleri İslamcı, tasfiye edip, hapishanelere doldurduğu Şangay’cıları hapisten çıkartıp, TSK merkez karargâhına oturttu; sivrilttikleri kazık kendilerine batmış oldu.

Ama Şangay’cıların planını da, Atlantik’in BOP’ni de bozan sonuçta PKK değil mi?

Ara toplam

Gelinen noktada bir yandan “Kürt sorunu” dönüşerek doğru adlandırmaya, Türk sorununa yerini bırakırken; bir yandan da çoklu bir küresel mekik diplomasisi başladı.

Türk Devleti’ni yöneten Şangay’cılar tarihinin en büyük yalnızlığını ve ifşa olma halini aşmak için; Atlantik ise, Kürtleri ve Türk Devleti’ni kaybetmemek için çırpınıyor.

Şangay ise bu süreçten şimdilik en kazançlı çıkan taraf olarak Ortadoğu’daki gücünü konsolide edip, yeni hamlelere zemin yaratmak için körfez turu atıyor.

Türklerin ve Kürtlerin saf değiştirmesi önemli iki büyük hedefti.

Bu noktada Şangay her iki gücü de kendi “oyun alanı” içine almış görünüyor.

Türklerin ittifak ettiği İslam devleti ve cihadistler ise herkes için ortak bir kabus olsa da Trump yönetimi, her zaman kolayca mızrak ucu yapabileceğini sandığı bu gücü yedekte tutma politikasından hala vazgeçmemiş, görünüyor.

Pratikte ne Koalisyon’un ne de Türk devletinin Suriye toprağında durması için hiç bir meşru zemin kalmamış durumda.

Elbette Şangay cephesi bu hamlenin asıl hedefi olan koalisyonu açığa düşürmüş olmanın başarısını derinleştirmeyi önceleyecek adımlarla devam edecek.

Türk devletine de eklentileriyle birlikte daha esnek davranacak. NATO’nun ikinci büyük ordusunu yöneten karşı kamp olmanın bütün avantajlarını derinleştirecek.

Bu durumda Atlantik paktına bırakılan zorunlu hamle belli; Türk devletine dönük, önce biniciyi, sonra atı değiştirme yönünde bir hamleye acilen başlamak.

Lindsey Graham ve Pelosi öncülüğünde hem senato hem temsilciler meclisinde gelişen yaptırım hamlesini bu haneye yazabiliriz.

Zaten Türk devleti gibi stratejik bir üyenin direksiyonunu açıktan düşmanına kaptırmış ve geri almak için risk alamayan bir NATO gerçekten ölmüş demektir.

* İlk olarak Evrensel Demokrasi internet gazetesinde yayınlanmıştır.