A. Halûk ÜNAL

Korkunç bir haftaydı. Ve henüz bitmedi.

Türk devletinin savaş ve tenkil harekatı, bu kez alışılmış sınır ötesi harekatlardan çok farklı olarak, Kıbrıs işgal harekatıyla eşdeğer bir askeri siklet taşıyor.

Büyük fırtınalar, büyük güç merkezlerince yaratılır ama oluşan kaotik ortam küçük güç odaklarının da özerk harekât alanlarını genişletebilir.

Elbette bizim gibi işlerin pişirildiği derin kulislerden haberdar olamayanlar, ancak planlar uygulama safhasına geçip de sonuçları görülmeye başladıkça yorumlayabiliyoruz.

Daha önceki yazılarımda sıkça işlemeye çalıştığım gibi bence Ortadoğu’da para babalarının çıkarları iki kitlesel eksendeki çatışmalara tercüme edilmiş durumda.

Bunlardan biri, laisizm İslamcılık ikilemi. Diğeri ise, Atlantik Şangay ikilemi.

Küresel emperyal güçler gerektiğinde her türden ideoloji ile işbirliği yapsa da esas olarak laisizm ekseninde zımni bir mutabakata sahipler.

Ve bu yüzyıl içinde gördüler ki İslamcılık, kapitalizmin gelişme dinamikleri bakımından son derece tehlikeli bir ideoloji. Hatta kısa vadede sosyalistlerden bile daha tehlikeli.

Diğer eksen ise asıl belirleyici mücadele alanı.

Kürt halkının mücadelesini belirleyen demokratik ulus/konfederalizm fikriyatı, şu anda Türkiye, Suriye, İran ve Irak Kürt coğrafyalarında belirleyici ve yükselen bir proje durumunda.

Bu projenin laboratuarı da Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) toprakları.

KDSÖY, laikçi, İslamcı çatışmasında tek seküler güç olarak, küresel mutabakatla uyumlu. Öte yandan Atlantik Şangay çatışmasında ise, her iki tarafında uzun vadeli düşmanı ve ehlileştirerek denetlemek istediği güç.

Türk devletini yöneten ittifakın durumu ise Türkiyeyi oldukça paradoksal bir duruma sokuyor; NATO üyesi ülkeyi Şangay’cılar yönetiyor. Milliyetçilik ve İslamcılık bulamacıyla da önemli bir toplumsal rıza üretiyorlar.

Ama 2014’ten bu yana İslam devleti ve cihatçı gruplarla kurdukları, nihayet Süleyman Soylu’nun iki gün önce gülerek itiraf ettiği ittifaktan ise bütün emperyal merkezler aşırı derecede rahatsız.

Zaten, herkesin ağız birliği etmişcesine, Rojava’lı komünarlara “IŞİDsavar” muamelesi yapması da bize çok şey anlatmıyor mu?

Ağırlıkla şimdilik, Suriye zemininde süren Şangay Atlantik savaşı, Şangaycılar tarafından masaya taşınmak isteniyor. Ancak bunun önünde önemli engeller var.

Bunlardan ilki ve en büyüğü Atlantik koalisyon güçleri ve onların KDSÖY ile yaptığı ittifak.

İkinci engel Türk devletinin Afrin, İdlip gibi bölgelerdeki askeri varlığı

Türk devletinin harekâtı bu denklemi değiştirmek üzere Şangay tarafından tetiklendi.

Bir hamleyle hem Suriye’de koalisyondan kurtulmanın, hem KDSÖY’nin hedef küçültmesine neden olup, yanlarına çekmenin, hem de Suriye merkezi ordusunun bütün ülkeyi kontrol eder hale gelmesinin zemini doğmuş göründüğüne göre; bunların, tesadüfen gerçekleştiklerini düşünmek çok naif olmaz mı?

Öte yandan ABD devlet katlarındaki gelişmelere bakarsak Atlantik, Türk devleti içindeki Şangay’cılardan kurtulmak için iyi bir fırsat yakaladığını düşünüyor mudur acaba?

Türk işgalci ırkçı koalisyonunun ezberinin hızla bozulmaya başladığını şimdiden görmek mümkün. Zafer diye satacak ne kalacak ellerinde, bir sürü savaş suçu dışında?

Üstelik bu kez Batı’da esip gürleyenlerin tehditlerinin yarısı gerçek çıksa bile, bu kriz ortamında büyük bir sarsıntı yaşayacakları olası.

KDSÖY’ne gelince, evet belki kazanımların bir kısmından vazgeçmiş olabilirler. Ama 2011’den bu yana olduğu gibi onlara güvenen ve kaderini bağlamış olanlara, bir “puşt zulasının” ortasında, hep en az kayıpla, önemli ölçüde can ve mal güvenliği içeren onurlu bir çıkış imkanı sunmayı sürdürüyorlar. Ve bu pilav daha çok su kaldırır.

Üstelik harekât amaçlarına ulaşamaz görünürken, “düşmanını” da Afrin döneminde bile elde edilememiş bir küresel görünürlük ve destek alanına taşımış oldu.

Son hamlesiyle KDSÖY, sıklet merkezini yeniden “Ulusal alana” taşımakla kalmış olmadı; küresel gündemin merkezine otururken, Suriye denklemini de köklü bir değişime sürüklüyor.

Üstelik iki yıl önce seçtikleri, ya da toprağa attıkları 6 binden fazla köy ve mahalle komünü kök saldıysa, yürek ferahlığıyla sekülerizm, barış ve radikal demokrasi için umudumuzu diri tutabiliriz.

* 14 Ekim Pazartesi https://www.evrenseldemokrasi.com‘da yayınlandı.