Nüfusunun büyük bir bölümünün köylerden göç edip gelen ailelerden oluştuğu Kürdistan şehirlerinden birindeki bir mahalleyi analiz edelim. Ailelerin çoğu devletin direkt baskısı veya endirekt ekonomik baskısıyla köylerinden göçüp kentin yoksul mahallelerinde hayata tutunmaya çalışan büyük nüfuslu ailelerdir. Baba ya işçidir, ya yevmiye usulü geçici işler buldukça çalışan biridir, ya da işsizdir. Anne bütün gün çamaşır yıkama, evi temizleme, ekmek pişirme, yemek yapmakla meşguldür. Evlerde çok sayıda çocuk ve genç nüfus vardır. Bazı ailelerde çocuklar okula giderken bazılarında ise çocuk işçi durumundadırlar, yaşamın yükünü sırtlanmışlardır. Uyuşturucu kullanma, sokak çeteciliği, hırsızlık gibi şeylere bulaşmış çocuk ve genç sayısı da hiç de azımsanamayacak bir düzeydedir. Okullara giden ve beyinleri yıkanan, yoğun bir asimilasyon programına tabi tutulan çocukların durumu da başka bir uyuşturucuya maruz kalmaktan farkı yoktur.

Bu mahallelerdeki özellikle kadınlar ve gençler özgürlük paradigmasının temel dinamik kitlesini oluşturur. Kentin, temel muhalefet ve itiraz ve direniş gücünü bu mahalleler yaratmaktadır. Toplumsal muhalefeti bastırmayı düşünen devletin en ağır bedelleri ödettiği yerler buralarıdır yine. Ağır bedeller ödemeyi göze almış, onlarca yıldır özgürlük mücadelesine kararlılık ve inançla bağlılığını sürdüren bu mahalleler aynı zamanda kentin en alttakileri, en yoksullarıdır. Emekleriyle ayakta tuttukları ve büyüttükleri kentin ekonomisinden ancak karınlarını doyurabilecekleri kadar pay alabilen, kentin belediye imar palanlarıyla gelişip zenginleşmesinden hemen hemen hiç pay alamayan, belediye hizmetlerinden en az yararlanan insanlar bu mahallelerde yaşar.

Kentin yaşam ihtiyacını karşılayan bütün üretimlerini gerçekleştiren, belediyelerin kazanılmasını, siyasetin parlamentoda temsil edilmesini sağlayan kazanımlar dahil her türlü mücadelenin ve direnişin öznesi olan bu kitleler karar alma mekanizmalarında da en az etkiye sahip olan insanlardır. Kentin ekonomik ve siyasi elitleri bu insanları eylem gerektiği, sokağa çıkıp muhalefet etmek gerektiği zaman kitle gücü, seçimlerde oy kumbarası, kentin inşasında, ekonomik üretiminde kol gücü olarak görmekte ve konumlandırmaktadırlar ancak. Durum böyle olduğunda bir Kürdistan şehrinde sanatsal üretimler gerçekleştirmek, sanat eğitimi vermek, üretilen sanatsal eserleri halkla buluşturmak isterseniz ve bunun mekanlarını yaratmak isterseniz bu yoksul mahallelere hizmet edecek yerler örneğin mahalle evleri mi inşa edersiniz yoksa kent merkezlerinde siyaset ve ekonomi elitlerine, onların aile ve çocuklarına hizmet eden büyük devasa kültür sanat merkezleri mi inşa edersiniz. Elbette ikincisini tercih edersiniz ki Kürdistan’da bu büyük oranda bu şekilde gerçekleşmiştir ve gerçekleşmeye devam etmektedir.

Ama gelin biz olması gerekeni, Kürt özgürlük paradigmasının ruhunu ifade eden sanat inşasını tahayyül edelim. Bir mahalle evi tasavvur edelim. Buna “mahalle yaşam evi” de diyebiliriz. Bu ev, bu yoksul mahallenin tam ortasındadır. İçerisinde ihtiyaca göre yüz, yüz elli kişilik çok amaçlı bir salon var. Bu salonda konser de verilebilir, herhangi bir sanatsal etkinlik gerçekleştirilebilir, kış koşullarında düğün evi olarak yahut yas evi olarak da kullanılabilir. Avlusu yahut bahçesi aynı amaçlarla yaz aylarında da kullanmaya uygundur. Her sanat branşında eğitim vermeyi olanaklı kılan çeşitli derslikler vardır. İçerisinde kadınların ekmek pişirecekleri tandırlar, çamaşır yıkayabileceği çamaşırlıklar, konserve yapımı gibi kış yiyecek hazırlıklarını yapabilecekleri alanlar vardır.

Kış ve yaz koşullarına göre çocukların oynayabilecekleri açık ve kapalı oyun alanları vardır. Çamaşır yıkamak için gelen bir kadın çamaşırın yıkanmasını beklerken, yan salonda oynanan bir tiyatro oyununu izler. Çocuğu için gözü arkada değildir, çocuğu bu mahalle yaşam evi içindeki oyun alanında veya kreşte bir eğitmen gözetiminde oynamaktadır ve güvendedir. Gelecek haftaki yazıda bu mahalle evlerini tahayyül etmeye devam edeceğiz.