Cürmünü kat be kat aşıp, ülke çapında bir referanduma dönüşmüş bir yerel seçimi eda etmeye hazırlandığımız son gün. Küresel sermayenin, emperyal güçlerin Ortadoğu’da üzerinde büyük çekişmeler içinde olduğu üç ülkeden de biriyiz.

Suriye, Türkiye ve İran, Shangay ve Atlantik emperyal kampları arasında büyük bir paylaşım savaşının nesnesi. TSK – ve artık Erdoğan- 1999 dan bu yana açık açık Türkiye’yi Shangay’a eklemlemeye kararlı.

Atlantik de bırakmamak, uç karakolunu yitirmemek için elinden geleni yapıyor. Elbette kendi bayileri sandıkları Erdoğan, bir “Ortadoğu İhvan Devrimi” hayali görüp, saf değiştirmese, Atlantik bu meseleyi malum bir darbeyle halledebilirdi. Ama Shangay istihbarat kaynakları, TSK/Ergenekon donanımı ile Erdoğan buluştuğunda tam tersi oldu ve NATO’cular – Fetöcü kod adıyla- büyük bir tasfiyeye uğradı.

Bu gün iktidarı elinde bulunduran bu İhvancı, Shangaycı ekip, büyük bir iktisadi ve siyasi krizin içinde, uçurumun kenarında ilerliyor. Ve hiç beklemedikleri bir durumla karşı karşıya kaldılar; HDP ve Kürtler 31 Martta 51/49 dengesini alt üst edip, İslamcı/Ergenekoncu adaya ciddi bir darbe vurulmasında anahtar rol oynadılar.

Bundan çok büyük bir darbe de Rojava ve sonra Kuzey Suriye Federasyonu’nun kurulmasıyla gerçekleşmişti.

Sonuçta, son beş yıl içinde KSF ve HDP, iki seküler, çoğulcu, demokratik ve barış yanlısı odak olarak, Ortadoğu ve Anadolu’da İslamcı, Faşist eksene çok ciddi bir darbe vurmuş oldu.

Türkiye’de HDP’nin anahtar rol üstlendiği aşağıdan ittifak, henüz seküler modernist, kemalist bir ufku aşamadıysa da, gelişmeye çok yatkın yönlere sahip. Tanıdığım sayısız Kemalist son beş yılda Kemalist Cumhuriyetçilikten Demokratik Cumhuriyetçiliğe geçiş yapabildi.

Bu süreç hepimize öğretmiş olmalı ki, Eğer Kürt ve Türk demokratik hareketi, kurucu bir odak olarak hareket ederse, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, bütün emperyal güçler karşısında, öz gücüne güvenerek siyaset yapan, her güçle taktik ilişkiler geliştirebilen, ama kutup yıldızını yitirmeksizin ilerleyebilen bir siyaset mümkün.

Yarın belki, olmadık melanetle karşılaşacağız, belki yine olmadık hilelerle seçimi çalmaya çalışacaklar, ama biliyoruz ki artık, herkes inadına sandığa gidip, referandumda “İslamcı faşist ittifaka hayır” anlamına gelen “İmamoğlu’na evet” diyeceğiz.

YSK ve SEÇSİS dehlizlerinden hangi matematiğin üretileceğinin hiç bir önemi yok. 31 Martta kazandığımız psikolojik üstünlük, yarın bir kaç kat daha güçlenecek.

NATO ve Shangay kanatları arasında maymun olmamanın tek yolu, “üçüncü yol”umuzu, kurucu bir iradeye çevirmek. Yeter ki, Kuzey Suriye toplumsal sözleşmesi gibi bir sözleşmeyi kurucu siyasetimizin merkezine koyabilelim. Kutup yıldızımız net, öz gücümüze güvenimiz tam olsun ki, gelecek krizlerde kafamız çok daha net olsun.

Yolumuz açık olsun.