Sevgili ilham adar, amed merkezli sinema üreten değerli meslektaşlarımdan birisi. Aynı zamanda Yeni özgür politika’da makaleler yazıyor. Bir dizi olarak devam edeceğini vaat ettiği bu yazı önemli bir tartışmayı işaret ediyor. Birbirimizden öğrenmeyi sürdürmek bakımından İlham verici. (A.Haluk Ünal)

1860’lı yıllarda Rusya’da devrimci demokratik hareketin önderi konumunda olan, Lenin ve Emma Goldman gibi isimleri derinden etkileyen  Çernişevski, edebi yönü ile ilgili ciddi tartışmalar yürütülse de “Nasıl Yapmalı” adlı eseriyle hem Rusya’da hem dünyada hem sosyalistler arasında hem de sosyalizm karşıtları üzerinde ciddi bir etki yaratmıştır. Çernişevski’nin kendisi de zaten okuyucuya seslenirken, ifade dilindeki eksikliklere takılmamalarını, kafalarında asıl meseleyi yani romanın konusu olan “Yeni İnsan”ı tartışmalarını ister. Ortakçı, komünal bir yaşamın ancak yeni insanlarla mümkün olduğu tezini işlediği romanda ortak özellikleri alçak gönüllülük, berrak bir bilince sahip olma, sağlam iradeli ve ölçü sahibi olma, kendilerini karşısındakilerin yerine koyabilme olan dört karakter üzerine kurar romanı.

Bu yazının, yazılma maksadı, Çernişevski yahut eseri olan “Nasıl Yapmalı” değil. Kitabın adı olan “Nasıl Yapmalı?” okuyucuya yöneltilmiş çarpıcı bir sorudur. Hem gündelik sorunlarımızda hem de yaşantımıza daha büyük anlamlar katan uzun erimli amaçlarımızı yerine getirmek için verdiğimiz mücadelelerde, özel yaşamımızda bizi derinden sarsan olaylarda; aşkta, mutlulukta, acıda, heyecan ve korkuda, kısacası yaşamın ta kendisinde insanın kendi kendine sık sık sorduğu önemli bir sorudur Nasıl Yapmalı? Roman, hayatın insanı ve toplumu etkileyen aşk, evlilik, erdem, dostluk, kadın, mücadele, gibi çeşitli yönlerini “nasıl” sorusunu eksene koyarak tartışmıştır. “Nasıl” sorusuna dair esaslı bir tartışma yürütülmeden, “nasıl” sorusunu bir yolculuğa, hakikate dair bir arayışa çevirmeden gerçekten yeni insana, yeni yaşama, yeni çevreye dair bir şey kurmak, inşa etmek, değişmek dönüşmek, değiştirip dönüştürmek yani devrim yapmak, daha doğrusu adı devrim olan yolculuğa çıkmak mümkün değildir.

Çernişevski’den ilham alarak sanat ile iştigal ederken “nasıl” sorusunun rehberliğini tartışmak bu yazının asıl maksadı. Fakat sadece sanatı değil bu soru etrafında belki bilim, felsefe, günlük yaşam, devrimci kurumlar, sanat kurumları, yerel yönetimler, kadın, gençlik, siyaset vb. konularda çeşitli tartışmalar yürütecek platformlar oluşturmanın, yeni yaşama dair en güçlü inşa çalışması olduğunu düşünüyorum. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi bunca emek ve mücadeleye, bunca direniş geleneğine rağmen sosyalistlerin, devrimci ve demokratların, adil ve eşitlikçi yeni yaşam tasavvuruna sahip insanların başaramamasının yahut başardıklarını kalıcılaştıramamasının en önemli nedeni “nasıl” sorusunun kılavuzluğunu yitirmesidir.

Film senaryosu yazmaya, film yapmaya, sinema atölyelerinde ders anlatmaya çalışan biri olarak hem sol sosyalist çevrelerin yaptığı sinemanın, hem Kürtlerin ve Kürt Özgürlük mücadelesi çeperinde sinema yapanların da en temel sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Diğer sinema çevrelerindeki dağınıklık, örgütlenmenin zayıflığı nedeniyle bir yere kadar anlaşılabilirdir. Fakat Kürt Özgürlük Hareketi’nin bunca birikim ve deneyimine, örgütlü alan gücüne sahip olan ve bu hareketin örgütlü yapısı içinde sinema üreten yapıların ve kişilerin bunca dağınıklığı ve “nasıl” sorusuna bu kadar cevapsızlığı ve duyarsızlığı anlaşılabilir değil. Bu üretimlerin çok büyük bir bölümü, etik-estetik-ideolojik hattan ve kılavuzluktan yoksun gerçekleşmektedir.

Anlatılan konunun Kürt Özgürlük mücadelesi ile ilgili olması, yönetmenin bu ideolojik hattı benimsemesi o filmi asla özgürlük paradigmasının filmi yapmıyor, yapmaz. Çünkü bu filmlerin büyük bir bölümünde konunun ele alınış biçimi, analizi, dramatik yapısı, karakter, zaman ve mekan inşası, kapitalist-liberal bir film üreticisinin ürettiği filmden bu temel unsurlar itibariyle hiç de bir farklılık göstermemektedir. (Kendi ürettiklerimi de bu eleştirilerin kapsamına alarak söylüyorum.) Çünkü bu filmler “nasıl” sorusunun kılavuzluğunda etik-estetik-ideolojik bir hat inşa edilerek yapılmamıştır. Konu olarak işlenen devrimci eylemi yahut duruşu, kaba, ajitatif, arebesk bir yoruma tabi tutarak anlatmak neredeyse bu filmlerin ortak yanıdır. Bu filmlerdeki karakterler ya sadece mağduriyetleri ile vücut bulurlar ya da özgürlük paradigmasının felsefesini ve bilgisini asla yansıtmayan kaba direnişçi ajitatörler olarak temsil edilirler. Üstelik filmlerin çekim ve dağıtım aşamaları da neredeyse birebir ticari sinemayı taklit etmektedir. Bu konuyu Kürt filmlerini analiz ederek tartışmaya devam edeceğim. “Nasıl” sorusu minvali üzerinden de Kürt sinemacıları bir tartışmaya davet ediyorum.