8/4/2019skopbültenMladen DolarÇeviri: Elçin Gen

Aşağı Manhattan’ın şaşaalı gökdelenlerinden birinin dışında, girişin önünde, bir güvenlik görevlisinin kartal bakışları ve ciddi bir yüz ifadesiyle durmadan kontrol ettiği münasip bir uzaklıkta bir grup insan toplanmış; çoğu, cadde boyunca yükselen kulelerdeki ofislerde çalışan insanlar, ama aralarında turistler, evsiz gibi görünen tuhaf kılıklı insanlar da var. On-on iki kişilik bu küçük grubun biraraya gelme sebebi sigara içmek. Cemaatin görünümünde bir bütünlük yok: Ofis çalışanları resmî giyimli, finans sermayesinin girift düzenekleri arasında bir yerlerde konumlandıklarını tahmin edebiliyorsunuz; turistler birbirine uymayan rengârenk gündelik giysiler giymiş, belli ki şehrin görülecek yerlerinde saati saatine planlanmış gezileri sırasında kısa bir mola vermişler; evsizlerin üstünden dökülen buruş kırış kıyafetleri var – herkes klişelere layıkıyla uygun. Sessiz sedasız sigaramızı içiyoruz; alan, kim bilir hangi otoritenin buyurduğu birtakım kurallara hürmeten adeta görünmez şeritlerle çevrelenmiş olduğundan birbirimize yakın duruyoruz, ama belli belirsiz bir mahcubiyet, ya da en azından bir rahatsızlık haliyle herkes farklı taraflara bakıyor, çünkü bize ayrılmış bölge, bu zararlı grubu güvenli bir mesafede tutmak için hem göz önünden uzaklaştırılmış, hem de ulu orta bir yer, zira bu kadar insanın geçtiği bir caddede gizlenmenin imkânı yok; gelip geçenler ve binaya girenler bu yeni paryalara yan yan baktıkça insan kendini teşhirde hissediyor. Beş dakikalığına, bir sigara içimi rastgele biraraya gelmiş yabancılardan oluşan bir cemaat bu; bu iş için tahsis edilmiş bir yerde toplanmış, tek bir ortak noktası olan insanlarız. Sonra biri, damdan düşercesine, şöyle diyor: “Önce siyahlar ve Yahudiler, şimdi biz.” Bir anda kahkahalar patlıyor, birbirini hiç tanımayan yabancılar ânında kaynaşıyor; birkaç dakika sürecek bir dostluk bu, sigaralarımız gibi dostluğumuz da kısa ömürlü olacak ama aniden kabaran bir birlik beraberlik hissi, birden beliren insani bir bağ oluşuyor aramızda; ve bu eşsiz ânın kısa ömrü, az sonra her birimizi bambaşka yönlere dağıtacak koşuşturmacaların ötesine uzanıyor. Sigaranın dumanı gibi havaya karışıyor, ama o kısacık anda tuhaf bir direnç var – zamanın sultasına, işin, sorumlulukların, hayatta kalma buyruğunun baskısına ve tahsis edilmiş toplumsal mevkilere direnen bir güç. Hep beraber güldüğümüzde, sayıca bizden kat kat üstün olan muarızlarımıza ve bizi bu noktada tecrit eden ince ince hesaplanmış kurallara karşı küçük bir zafer kazandığımız kesin.

Asırlar süren köleliği ve kıyımları bu yeni dışlanma biçimiyle yan yana getirmek hayli abartılı olur elbette, böyle bir soy iddiasında bulunmak da fazla kibirlilik olur. Ama sigara tiryakilerinin böyle şaka yollu konuşma huyu vardır. Grubumuzda birkaç siyah var, anlaşılan birkaç Yahudi de varmış (ve evet, doğru tahmin ettiniz, grubun “finans sermayesi” kesimini onlar temsil ediyor, klişelerden asla şüphe duyulmaz). Adamın sözleri en çok siyahlarla Yahudilerin hoşuna gidiyor, Yahudi gülerek ekliyor: “Neyse ki daha holokost aşamasına gelmedik.” Bazı sigara tiryakileri, bir de üstüne siyah veya Yahudi olabiliyor işte; bir anda hepimiz fahri siyah ve Yahudi olduk. Karşılıklı hayat hikâyeleri anlatılmaya başlandı hemen, biri hakikaten holokost karanlığına kadar gidiyor, bir diğeri Martin Luther King’den önceki günlere… Yaşlıca bir siyah adam, binanın bakım personelinden olduğunu tahmin ediyorum, şöyle diyor: “Şimdi sigara içtiğim için gördüğüm eziyeti, ömrüm boyunca bir siyah olarak görmedim.” Evsiz, hiç de yasak olmayan yerlerde sigara içtiği için polis tarafından nasıl kovalandığını anlatıyor – bu da polis tacizi için yeni bir bahane. Epey zengin görünen Yahudiler birden evsize başka bir gözle bakıyor, neredeyse takdir ediyorlar adamı, ortamı saran kader ortaklığı ve dışlanmışlık havası böyle beş benzemez insanı bir an için birleştiriveriyor. İspanyol turistler, sigara karşıtı önlemler yürürlüğe konduktan sonra İspanya’da sigara tiryakilerinin başvurduğu bazı gerilla taktiklerinden dem vuruyor, gerçi bu önlemler ABD’dekilerle kıyas kabul etmez, ama ABD her zaman olduğu gibi bunda da başı çekiyor ve bir süre sonra hepimizin vaat edilmiş topraklara katılacağı konusunda hemfikir oluyoruz.

Bütün ülkelerin sigara tiryakileri, birleşin. Gerçi biz zaten birleşmiş durumdayız. Şurası çok açık: Sigara tiryakileri komünizm koşullarında yaşıyor. Gittikleri her yerde, Wall Street’e birkaç dakika mesafede bile komünizmi yaratıyorlar. Sigara tiryakileri Occupy Wall Street hareketini çok daha önce başlatmıştı, kimse fark etmedi, o kadar. Sigara tiryakileri sınıfsız toplumun gelecekte doğmasını beklemiyor, onu hemen şimdi hayata geçiriyorlar. Sigara içmek, ânında çözüm gerektiren anlık bir keyiftir, zamanı belirsiz bir geleceğe havale edilemez. Bir komünist hücrenin kurulması için iki sigara tiryakisi yeter; iki veya üç tiryaki biraraya geldi mi komünizmin (kutsal olmayan) ruhu ışıldar. Lenin’in siyasi gazetesinin ismi meşhurdur: İskra, yani “kıvılcım”. Sigara tiryakileri için bu bir metafor değil gerçektir – bir kıvılcım her şeye yeter. Lenin gazetesine bu başlığı verirken kıvılcımın gelecekte büyük bir ateşi başlatacağını düşünüyordu, ama sigara tiryakileri sadece kıvılcımla ve şu anda yanan küçücük ateşlerle yaşarlar, zira alışkanlıkları göz önüne alındığında gelecekleri biraz meçhuldür. Geleceksiz bir komünizmdir onlarınkisi, zira hepsi genç ölecektir. 

Fakat tiryakiler cemaatinin sadece haz ve ânında tatmin üzerine kurulu olduğu, entelektüel gereksinimlerden kaçtıkları sanılmasın. Bilakis, düşünceyi kışkırtmakta birlikte sigara içmenin üstüne yoktur; orada hayatın hercümercinden uzaklaştığınız ortak bir ânı paylaşır, her şeye belli bir mesafeden bakar, kafa yorarsınız; birkaç dakika içinde türlü türlü tasarılar canlanır, çılgın fikirler tıpkı duman gibi serbestçe dolanır. En olmadık hikâyeler, en güzel şakalar bir sigara içiminde paylaşılır. Sigara içmek, bedensel hazzı hedefledikçe zihni harekete geçirip dinçleştirmesi bakımından en has Hıristiyan-karşıtı faaliyettir, çünkü ruh-beden ayrımını durmaksızın çürütür. Bedenin arzusu zihnin arzusuyla örtüşür, birbirlerini büyütürler. 


Toplumsal bir faaliyet olmasına rağmen sigara içmek hiçbir zaman toplumsal açıdan nötr olmamıştır. Toplumsal ve tarihsel açıdan, komünist çağrışımlardan epeyce uzak anlamlar da içerir. Fakat mevcut yasak ve artan siyasi aforoz koşullarında, abartılı kampanyaların ve dışlamayla olan bağıyla bir nevi “biyopolitika” karikatürü oluşturan yeni düzenlemelerin karşısında, sigara içmek bir metafora dönüşüyor: Diğer tüm dışlamaları küçük bir ölçekte yansıtıyor ve kırıyor, çok sayıdaki ayrım hattını biraraya getirip toplayan bir ayrım çizgisi oluşturuyor. Keyifte daima “haz ilkesinin ötesi”ne uzanan, hayatta kalma amacına direnen ve kayıtsız kalan bir şeyler olmuştur. Sigara içmek, haz arayışındaki toplumun bağrında, onun hedonist buyruklarına karşı keyfi teşvik eder. Hazzın peşinde koşarken, ölümü hortlatacak kadar ileri gider; sağlığı ve hazzı teşvik eden bir toplumun tahammül edemediği şey de, tek kelimeyle, keyiftir. Kendisi de tiryaki olan Freud bunu iyi biliyordu. Lacan keza, ki o da bir başka tiryakiydi, haz ile keyif arasına kati bir ayrım koymuştu.

Sigara içenlerin komünizmi elbette belirdiği hızla dağılır – duman olup havaya karışır. Önce, sigaranın büyülü dumanıyla, (tiryaki) Marx’ın Manifesto’daki ünlü sözüyle “katı olan her şey buharlaşır”, her türlü toplumsal ilişki bir süreliğine yerinden oynar ve sarsılır; ardından, bu sırada beliren komünizm hayaleti de aynı şekilde sırra kadem basar. O ele avuca sığmaz ânı, bir an için her şeyin bir sis perdesi ardından da olsa mümkün göründüğü o ânı romantize edip büyüsünü abartmak gibi bir tehlike de vardır elbette. 

Sigara tiryakilerinin de proleterler gibi memleketleri yoktur, ama ortaya çıktıkları her yerde hemen kurtarılmış bölgeler oluştururlar. Sigara içmek oldum olası özgürlüğü, hayatta kalma prangasına karşı gelgeç bir bağımsızlığı temsil etmiştir; sağ kalma buyruğuna karşı bir tavırdır. Sigara içmede bir beyan vardır, ki her şekilde yorumlanabilir: kinik, spontan, rahat, nevrotik, psikotik, sapkın, takıntılı, zorlantılı, suçlulukla karışık haz, habis, züppe, ehlikeyif, ümitsiz, gevşek, saldırgan, küstah, baştan çıkarıcı, boşta, janti, görgüsüz, dost canlısı, anti-sosyal… Fakat ben her şeye rağmen, çılgınca bir hayali sürdürmek pahasına, bu beyanı şöyle yorumlamak istiyorum: Komünizmin bir ihtimali var. 

Mladen Dolar’ın ‘The Smoking Communism’ başlıklı yazısından kısaltılarak çevrildi.