-Basıp gitsek mi bu ülkeden?

-İyi de nereye?

-Avrupa’ya elbette…

-Yanılıyorsun dostum, Avrupa’da göçmenlik artık ülkede kalıp, faşizmle mücadele etmek kadar zor. Üstelik giderek daha da kötüye gideceği yönünde bütün alametler belirdi. Hemen kendine bir sarı yelek satın al.

Alametler

Sarı yelekliler, bence Emperyal ülkelerde kapitalizmin geldiği yeni noktanın çok veciz bir tasviri.

Daha kapsamlı bir terimle söylersek, kapitalist modernitenin tarihi krizinin bütün alametleriyle karşı karşıyayız.. 

Çok iyi biliyoruz, emperyal ülkeler, bu tür kalkışmaların zemininin oluşmasına çok çaresiz kalmadıkça izin vermez.

En büyük yetenekleri de çevre ülkelerden sağladıkları gelir ve varlık transferleriyle, kendi toplumlarına sus payı dağıtabilme imkanlarıdır.

AB nin iki eksen ülkesinden biri, önlerine konulan ve anlamı kapitalizmin sonuçlarının iyileştirilmesi olan 42 maddeye bile evet diyemiyorsa, sus payı dağıtma imkanlarının sonuna gelmiş demektir.

Bu maddeleri yazanlar çoğunluğu sağ partilere, azınlığı sol partilere oy verenler, “aşağıdan tarihi bir koalisyon” kurmuş, sokakları işgal ettiler.

Ve hızla bütün dünyada kapitalizmin sonuçlarından yaralı herkesin sembolüne dönüşüyorlar.

Belçika ve Hollanda’nın yanısıra İsrail’e bile sirayet ediyor hareket. Sosyal medya deyimiyle, viral.

Okuduğum bütün ciddiye alınması gereken iktisatçılar, kapitalizmin kendisini yenileyecek kaynaklardan yoksun olduğu konusunda hem fikir.

Bu durumda nereye gideceksiniz? 

Yükselen Irkçılık

Kendi görgüm çerçevesinde, Paris, Berlin ve Atina şimdiden birer göçmen şehrine dönüşmüş durumda. 

Kapitalizmin “cennet bahçeleri” çoktan cehenneme dönüşmeye başladı.

Bu gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucu da ırkçılığın yükselmesi. Tam da “kendi devletiniz” size – kaynağını sormadığınız kanlı paralarla- bir “cennet bahçesi” inşa etmişken, kanlı paranın kaynağındakiler, bahçeye gelip “tarumar” etmeye başlamışsa, “düşman” bellidir.

Irkçılık ayrıca sarı yelekli hareketleri bölmenin, kırmanın da iyi bir aracıdır her zaman. Sisteme öfkelenir, nefretinizi göçmenlere yöneltir, rahatlarsınız.

Göçmenlerin büyük çoğunluğu politik bilinçten yoksundur, örgütsüzdür.

Göçmene kalan, ırkçının nefretiyle, devletin himmeti arasında salınıp durmaktır.

Bir kısmının “yasa dışı” kısa yollar keşfetmeye başlaması da insanın doğasına uygundur.

Zaten bu ülkenin askerleri, olabilecek en yasadışı yollarla anayurdumuzu talan etmiş, bizi kaçmak, el kapısına düşmek zorunda bırakmıştı. Şimdi bir kaç küçük kısa yol bulmak mı ayıp sayılacak?

Tabi ki bu davranışlarımız da ırkçılar için “haklılıklarının” kanıtı olarak sunulacak. Bu da insanın doğasına uygun.

Gidecek bir yer yok. 

Kavafis’i revize ederek söyleyelim, gideceğin her yere kapitalizmin krizini de beraberinde götürürsün.

Ve artık “temiz, iyi kapitalizm ve bozuk düzen” ayrımının önemi kalmadığı bir çağdayız. Bütün düzenler bozuldu; bozuluyor.

Temiz ve iyi kapitalizm artık ahmakça bir hayal.

Yerel düşünmek de öyle.

Çünkü küresel kapitalizmin krizine ancak küresel çapta etkili bir karşılık verebiliriz.

Burada en büyük rol “politik bilinci” olan göçmenlere düşüyor.

Daha önce de yazdım, sarı yeleklilerin arasına karışmak, TRT muhabirini suç üstü yapmak elbette hepimizin hoşuna gitti.

Ama bu arkadaşın elinde HDK’lı olduğuna bakarak, “Kuzey Suriye Modeli Parise de Lazım” pankartını görmek çok daha mutluluk verici olurdu.

Ya da sarı yelekli göçmenler korteji yaratmak ve sarı yeleklilerin 42 maddesine bazı maddeler ekleme önerisi yapmak da aynı değeri taşırdı.

Çünkü sarı yelekliler göçmen sorununu gündemine alırsa ırkçılar nal toplar. Almalarını sağlayamazsak, yarın bu topluluğun bir kesimi ırkçıların saflarına da kayabilir.

Suriye’deki savaşın, sarı yeleklilerin sorunlarını nasıl büyüttüğünü anlatmak da bizim görevlerimiz arasında değil mi?

Kendin için mücadele öteki için mücadeledir

Gideceğin yer de kalacağın yer de artık büyük farklar taşımayacak. Babaannemin ünlü sözünün artık geçerliliği kalmadı “el için yanma nara yak çubuğunu bak keyfine.” 

Hayat hiç birimize hiç bir dönemde “kendin için mücadelenin, öteki için mücadele” olduğunu kanıtlayamamıştı.

Hiç bir dönemde böylesine bir küresel saldırıyla yüzleşmemiş; buna karşı ancak küresel bir direnişle karşılık vermek gerektiğinin kanıtlarıyla kuşatılmamıştık.

Küresel ve “sonsuz” bir şimdiki zamana sıkışmış gibiyiz. Bu suni bir denge…

Çok sürmez, bir çok analizci, küresel bir pata durumu, ya da küresel savaşın yeni bir evresini yazmaya başlar.

Sarı Yelekliler, “aşağıdan” kitlesel büyük bir koalisyonun imkanlarını gösteriyor. Bu koalisyonu büyütmek; kapitalizmin sonuçlarını aşıp, sebebleriyle mücadele eder hale getirmek şart. Yani suni dengeyi kırmak şart.

Başlığa klişe olur diye yazmamıştım, ama hiç bir dönemde “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganının bu kadar gerçek olduğuna tanık olmamıştık.

En büyük kanıtı da “sağcı” ve “solcu” kitlenin Paris sokaklarındaki serüveni.