İbrahim Ayhan’ın ardı sıra

25/09/2018

A. Halûk Ünal

 

Bazı insanlar hayatta öğretmeniniz olur.

Farkında bile olmazsınız.

Yaşınız kaç olursa olsun, iyi okullar her yerde sıcak kapıları aralık dururlar.

Yeter ki siz aramaktan vazgeçmemiş olun.

Üzerinden zaman geçip de yaşananları sindirdiğinizde, neler öğrendiğinizi farkeder; sizi, tevazu dolu gülümseyişinin altında çarpan yüreğiyle, cesaretinin engin sularına nasıl taşıyıp götürdüğünü anlarsınız.

O engin sular önce ürkütür insanı, sonra yunus balıkları gibi onlarcası yüzlercesi ortaya çıkar, aralarında konuştukları dili anlamasanızda, hiç bir yabancılık çekmeksizin olabilecek en güvenli yerde süzüldüğünüzü farkedersiniz.ibrahim-ayhanin-cenazesi-sanliurfaya-getiriliyor-10145

Onu ilk gördüğümde Suruç Measer köyünün meydanında bir grup arkadaşıyla hızlıca benim geldiğim yöne, araçlarına doğru ilerliyorlardı.

İstanbul’dan selam getirmiştim. Rojava’ya geçmek için onun yardımcı olacağını söylemişti İstanbul’daki heval.

Önünü kestim ve kendimi tanıttım.

Bir an tereddüt etti. Gözlerime baktı bir süre. Üç gün sonraya Amara kültür merkezine randevu verdi. Yürüyüp gitti.

Üç gün sonra gittiğimde bir masanın çevresinde 7 kişiydiler.

Sonra anlayacaktım ki, Kobane direnişi sırasında can güvenliği nedeniyle sınırın bu tarafına gelen 150 bin kadar insanı Kürdistan belediyelerinin desteğiyle çadır kentlere yerleştiren, dünyanın her yerinden yağan dayanışma malzemelerinin koordinasyonunu yapan, devletin açık veya örtülü her tür manipülasyonu ve provakasyonu ile baş etmeye çalışan ekiple tanışıyordum.

(2015 Temmuzunda Amara’nın devlet komplosuyla bombalanması tesadüf değil yani.)

fft99_mf12370912

İbrahimle o gün başlayan dostluğumuz, yoldaşlığımız, onu bedenen yitirdiğimiz güne kadar da sürdü.

Twitterde birbirimizi izleyip, paylaşmak, whatsapptan yazışmak, birbirimizin iyiliğinden, selametinden emin olmakla yetinen, fiziken mesafeleri aşamasa da kalben hep yanyana olabilen bir yoldaşlık…

İkinci güzel buluşmamız Kobane 2015 newrozunda oldu.

Yağmur, rüzgar, ayaz altında yaptığı konuşmayı hiç unutmayacağım.

Şimdi İbrahim’ı anarken aslında yüzlerce belki binlerce İbrahim’ı daha anıyoruz.

Kobane direnişi diye bir destan yazılabildiyse, cephede canlarını ortaya koyanlar kadar, cephe gerisinde insani koridorları açık tutan, savaşçıların ailelerini Türk devletine (AFAD) teslim etmeksizin güvenceye alan kahramanlardı onlar.

İbrahim’in yanısıra bir çoğunu tanıma fırsatım oldu.

Yirmili yaşlarını süren, sınır tellerinde her gece defalarca Türk askeriyesinin ateşi altında cepheye ilaç, erzak taşıyan İbrahimler.

Measer gecelerinde yaptığımız odun ateşinde çay sohbetleri.

Şimdi bakıyorum ki hepsi öğretmenlerim olmuşlar.

Batıda yaşadığımız 80 yenilgisi ve 90 hezimetinin üstümüzdeki ölü toprağını silkeleyip atmama sebeb olmakla kalmamışlar; en önemlisi de “inadına” değil “umuda” devrimcilik zamanı olduğunu göstermişler.

İbrahim, onların içinde en yakın olduklarımdan.

Anlatabileceğim sayısız anektodu şimdilik kendime saklamak zorundayım.

Paylaşacağım tanıklıklar hala insanlara zarar verebilir.

Ama bir gün Rojava’ya sayısız kez gidiş gelişlerimi, sınırı geçip, geçemeyişlerimi, ve İbrahim Ayhan başta olmak üzere, bütün İbrahimleri anlatmak isterim.

7/24 çalışan, günde bir kaç saat kıyıda köşede uyuyan.

Sabırla, yüzlerinden gülümseme eksik olmaksızın çok yüksek bir inanç ve adanmışlıkla koşuşturan gençler. Tıpkı 1970 lerdeki “biz” gibi.

Ama biz, yalnızca Suruç gibi devasa bir süreci ne gördük ne bildik.

Abartmıyorum, her saniyesi can sorumluluğuyla dolu, yüzbinin üzerinde insanın ağırlanıp, korunması, devlet provakasyonlarından uzak tutulması, ve bunu başaranların tevazu dolu tebessümleri.

En önemlisi de Batı’da çoktan unuttuğumuz, insana verilen değer.

Kendinizi değerli hissetmenize sebeb olan yalın bir özen ve içtenlik…

Tevazu dolu gülümseyişinin altında çarpan yüreği, meğerse yaralıymış, aksarmış.

Hastalıklar içinde kalp kadar sinsisi yok bence. Kanser bile daha delikanlı kalıyor.

Uyanır uyanmaz… ilk haber… O güzelim kalbi, onca yorgunluğa dayanamamış.

Onunla yeniden yazışamama, konuşamama buluşamama gerçeği, çok ağır geldi.

Özellikle de cenazesinde taziyesinde hazır olamamak.

Ama tahmin ettiğim gibi yoldaşlarınca hakettiği saygı ve özenle uğurlandığını gördüm.

İbrahim seni tanımış olmaktan onur duyuyorum.

O yakışıklı yüzün zihnimde hep bilgece gülümseyecek.

Aynı toprağın parçası olana kadar, seninle yürüyeceğim dostum, yoldaşım, kardeşim.

ibrahim_ayhan_in_cenaze_torenine_polis_mudahalesi_h5845_7cae6