HDP Stratejisi – III – HDK

20/08/2018

A. Halûk Ünal

Bu yazı serisinin ilk iki bölümünde HDP yetkili kurulları ve Meclis grubunun toplantıları sonucunda ilan ettiği stratejik hedefleri ele aldım.

Birinci yazıda ilan edilen metinlerin muğlak, anlaşılmaz niteliğini tartıştım.

İkinci yazıda “parti içi demokrasi”nin strateji bahsindeki önemini tartıştım.

Bu yazıda da strateji kurmanın bilinen evrensel mantığını, ilkelerini ve başarı kavramını tartışmaya çalışacağım.

İster askeri, ister siyasi ister ticari olsun bir strateji tartışması söz konusu olduğunda bütün Dünya’nın bildiği ve kullandığı model SWOT analizidir.

Bu tartışmaya sağlıklı başlayabilmek bakımından elimizde neler olması gerekir?

İlk olarak bir hipoteze ihtiyacımız var.

Elbette Dünya’da sınırların ve sınıfların kaltığı, kapitalizmin aşıldığı, “büyük insanlığın” egemen olduğu bir “yeni yaşam” uzak hedefimiz olma özelliğini koruyor.

Ama stratejiden söz ediyorsak, daha somut, daha görünen bir gelecekten söz ediyoruz demektir.

Bizim hipotezimiz “demokratik özerklik temelinde bir demokratik cumhuriyetin yaratılabilmesi mümkündür; cümlesiyle özetlenebilir.

Bu yakın hedefimizdir.

SWOT analizi de burada başlar.

Bunun yaratılabilmesi için, hedeflerimize ulaşmak bakımından avantajlarımız/güçlü yanlarımız nelerdir? Dez avantajlarımız/zayıf yanlarımız nelerdir?

Yine hedeflerimize ulaşmak bakımından fırsatlar nelerdir? Tehditler nelerdir?

Bu sorulara son derece samimi, dürüst, nesnel yanıtlar vermek zorundayız.

Bu soruları yanıtlamak mümkün olduğunca bilimsel veri araştırmalarıyla da desteklenmelidir elbette.

Böyle bir analizin sonucunda, yakın hedefe bir sıçrayışta ulaşamayacağımızı, hedefe giden yolda mümkün ve başarılabilir ara hedefler tanımlamamız gerektiğini de görürüz.

Aslında bir başarı tanımı yapmış oluruz.

Tireni sallamak yerine, ileriye gittiğini görmek isteyenlerin, koydukları hedeflerin doğruluğunu, gerçekçiliğini, bu hedeflere varmak için kullandıkları yol ve yöntemlerin doğruluk ve yanlışlıklarını ölçmek için ihtiyaçları olan zorunlu bir akıl yürütme ve tasarım yöntemidir, strateji.

Ya da başarının tanımı ve ölçümüdür, diyebiliriz.

Baştan böyle bir çalışma yapmak, hedefe ulaşılamadığında hataları net görebilmek, sebeblerini ortadan kaldırabilmek için de zorunludur. Yani vazgeçilmez yöntemimiz olan özeleştiri, strateji planları olmaksızın laftan öteye bir anlam taşımaz.

 

KÖH ve HDK

HDK projesinde ise sıfırdan başlanmıyor.

Bu gün özeleştiri eleştiri gündemi oluşturabilmek için, HDK nın kuruluşundan bu güne başarı ve başarısızlıklar üzerinden süreci ele almak zorundayız.

HDK projesi başarılı oldu mu? Hedeflerine ulaşabildi mi?

Bu noktada işin kolayına kaçmak için değil, iddialarımı belgelemek için kendi türünde ilk ve tek, çok başarılı bir belgeselin linkini paylaşıyorum.

İMC TV nin 2015 de sevgili genç meslektaşım, Küçük Kara Balıklar’ın yönetmenlerinden Önder İnceye hazırlattığı belgesel, HDK ve HDP nin kuruluş sürecini bilinenin ötesinde gerçek kökleriyle anlatıyor.

Bu 46 dakikalık başarılı çalışmanın bize öğrettiği bir çok şey var.

Buna ek ve destek olarak sevgili Ertuğrul Kürkçü’nün kişisel blogu da HDK kuruluşu açısından çok önemli bir referans değeri taşır.

Belgeselde, yaptığımız tartışma açısından en önemli bilgi, HDK projesinin Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) tarafından uzun süren bir çaba, başarısızlıklardan çıkarılan dersler sonucu ulaşılan bir nokta olduğu.

Proje, sayın Öcalan’ın geleneksel sosyalizmin kapsamlı bir eleştirisinin sonucu; yarattığı yeni paradigma; “demokratik modernite” perspektifinin politikaya tercümesi anlamına gelen bir hipotez.

HDK de (kongre siyaseti) “demokratik modernite”nin inşa sürecindeki temel araç.

Bu araç, ademi merkeziyetçi, çoğulcu, cinsiyet özgürlükçü, ekolojist bütün güçlerin birliğini sağlamak üzere tasarlanmış.

Ancak bu kez araç bir parti siyaseti yerine, kongre tipi siyaseti koyuyor.

Özellikle Kamuran Yüksek’in ve Demirtaş’ın anlatımlarında çok açık gördüğümüz gibi, piramidal olmayan, çevreden merkeze bir örgütlenmeyi hedefleyen bir tarz ortaya konmuş.

7 Haziran seçimlerinde Demirtaş’ın “bu maya tuttu” dediği de bu modelin kabul görmesi.

Ama aynı tarih HDK projesinin geleneksel parti (HDP) formuna yenik düştüğü, çöpe atılmaya doğru sürüklendiği dönemin de başlangıcı.

Buyurun HDP yöneticilerinin önünde koskoca ilkesel, yapısal bir özeleştiri konusu.

Asıl proje olan HDK neden çöpe gitti, ya da Ertuğrul’un deyimiyle “kabuğa dönüştü?”

Yani yapılmış ve ortaklaşıldığını varsaydığğımız bir stratejinin ilk hedefi, Türkiye sosyalist ve demokratlarının en geniş birliğinin ademi merkeziyetçi ve çoğulcu bir temelde inşa edilmesi konusu.

Bu yapının Kapitalist sisteme ve faşizme karşı tek alternatif ülke tasarımına sahip olduğuna ilişkin toplumsal algının yaratılması.

Burada değinmeden geçmemek gereken bir husus da 7 Haziran’da alınan oyun, başarı mı başarısızlık mı olduğu tartışması?

Projenin mimarı sayın Öcalan’a göre gerçekçi hedef %20 dir. Ki, ben kendi payıma bunu 15 öngörüyordum.

HDP bileşenlerine göre de %7-8 büyük başarıydı; 13’e inanamadılar.

Hedefi %7 koyan bir strateji yaklaşımı ile %20 koyan arasındaki fark nereden kaynaklanıyor.

En azından “bu maya tuttuysa” projenin mimarının görüşlerini öğrenmek gerekir. Neden ve nasıl %20 öngörebilmiştir ve aradaki farkın kaynağı nedir?

Devam edelim.

Kısacası 2015 Kasım yenilgisinden bu yana HDP yönetiminin önünde HDK nın heder edilmesi, %13,5 tan bulunduğumuz noktaya gerilemekle ilgili köklü, kapsamlı ve açık bir özeleştiri duruyor.

Ya diyecekler ki, asıl projeye dönüyoruz, HDP çatı partisidir ve asli aracımız değildir. Ya da HDK artık geçersizdir, şu nedenlerle HDP asli araca dönüşmüştür.

Herkesin malumu, bu konu elbise seçimine benzemiyor, seçtiğin siyasi teknoloji doğru değilse, operasyonel hedeflerinin de tamamı başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bir kısmının “başarılı” olması seçilen siyasi teknolojiyi doğrulamaz.

Ve bu kadar temel ve sayısız belgeyle desteklenen bir konuda özeleştiri vermedikleri sürece, yeni başarılar için umutlanmamız çok zor görünüyor.

Kaldı ki özeleştiri başlıkları bununla da sınırlı değil.

Onlara da gelecek yazıda değinelim.

(devam edecek)