Demokratik İktisat Kongresinin tam zamanı

11/08/2018

A. Halûk Ünal

HDP’nin siyasi stratejisi konusunu anlamaya çalıştığım yazıları sürdürmeyi düşünürken kriz, beklendiği gibi patladı.

Ben de yazı silsilemi biraz değiştirip, bu kısa yazıyla çok önemli bulduğum bir öneriyi paylaşmak istiyorum.

Olup bitenlerin resmini çekmekle zaman kaybetmeyeceğim.

Tarihimizin en büyük iktisadi (siyasi ve sosyal) krizi içindeyiz ve sonuçları nereye varacak, kimse öngöremiyor.

Serbest düşüş sürüyor, dip nerde henüz bilmiyoruz.

Peki bizler ne yapacağız; zenginin daha zengin yoksulun daha yoksullaşacağı bu kaotik süreci siyaseten nasıl yanıtlayacağız?

Çok moda olduğu gibi sinizmin tipik belirtilerinden asabı bozuk bir alaycılığı mı paylaşacağız?

Orta sınıf solculuğunun yaptığı gibi iktidara akıl mı vereceğiz?

Ya da CHP yöneticileri gibi “Erdoğan gitsin herşey düzelir” yalanına kendimizi inandırmaya mı çalışacağız?

Türkiye’nin tek ve hakiki ana muhalefet potansiyelini barındıran HDP’nin yeni parti sözcüsü Saruhan Oluç, yetkili kurul toplantıları silsilesi sonunda yaptığı basın toplantısında bir strateji ilanı intiba yaratan, “yerellerden iktidarı kuşatma” yönünde bir cümle kurmuştu.

Bütün imkanlarımla bunun ne anlama geldiğini açıklayabilecek bir karar metni, bir parti genelgesi vb. arasam da bulamadığım için, doğrulatamadığım bir bilgi üzerine yorum yapmayı – HDP bizi aydınlatıncaya kadar- şimdilik bir kenara bırakıyorum.

Kırlardan şehirleri kuşatmayı, ya da Gramchigil hegemonik kuşatmayı biliyoruz ama yerellerden iktidarı kuşatmanın anlamını anlamaya muhtacız.

Oluç’un açıklamalarındaki diğer yaklaşım ve kavramların bulanıklığı ve anlaşılmazlığı hakkında da blogumda  yazmıştım.

Bu nedenle rahatlıkla ve üzülerek söylemeliyim ki, HDP’nin anlaşılabilir, paylaşılabilir, dil birliği ve eylem birliği sağlama yeteneğinde bir strateji metnine henüz sahip değiliz.

Bu durumda; partimizin onursal başkanı sevgili Ertuğrul Kürkçü’nün Express dergisinin Temmuz sayısındaki söyleşisinde “ofansif siyaset”olarak adlandırdığı öneriyle; bununla bakışan sevgili Demirtaş’ın ANF’de yayınladığı yazıdakiyaklaşımı yaygınlaştırmakta yarar var. (ulaşım kolaylığı için yazının iktibas edilmiş bir kopyasını paylaştım)

Bu tartışmayı önemseyen her kes için iki önemli tartışma çerçevesi.

Parti kurulları hiç bir atıf yapmadığı için her ikisini de kişisel yaklaşımlar olarak kabul etmek zorundayım. Zaten Demirtaş, bunu özellikle de vurgulamış.

Ben de kendi önerimi her iki metnin buluştuğu “ofansif siyaset” cümlesine yaslanarak derinleştirmeye çalışacağım.

Son seçim süreci bir kez daha kanıtladı ki, siyasal demokrasi merkezli birlik çabalarının faşizmin kurumlaşmasını durduracak nitelikte kitlesel sonuçlar üretmesi mümkün değil.

Demokrasi cephesi kavramının altını siyasal olan kadar, iktisadi ve sosyal olanla doldurmadıkça toplumun AKP’yi destekleyen yarısını etkilemek şimdilik imkansız görünüyor.

Onları etkilemedikçe de emekçi sınıfların birliğini yaratmakta yetersiz olacağımız açık.

Bu, Dünya’da da böyle. Toplumlar, emekçi sınıflar iş, aş, konut, ulaşım, sağlık, eğitim vb. konuları, siyasal demokrasi meselesinden çok daha hassasiyetle önceliyor.

Ufkunun kapitalizm ötesi olduğunu iddia eden herkesin kapitalizmin bu alanlardaki uygulamalarına alternatif bir toplumsal kurgu önermesi, burjuva partilerinin her önerisine sosyalist perspektiften bir alternatif sunması solun temel siyaset yapma biçimi olması gerekmez mi?

Ama solun son 50 yılına bakın. Sloganlar ve soyut, probagandif cümleler, bazı teorik metinler dışında bu türden hiç bir çalışma ortada yok.

HDP son seçimde bu konuda çok önemli bir adım attı ve Kürt sorunu, kadın özgürlüğü ve kısmen ekonomi alanında beyannameler yayınladı.

Her ne kadar bu beyannameler, özellikle de ekonomi başlıklı olanı, seçim kampanyasının merkezine yerleşmediyse de, ortaya çıkmaları bile, son dört yıldır yaza yaza dilimizde tüy biten bir tarza geçişin müjdesi gibiydi.

Ofansif bir siyasetten bahsedeceksek, her alanda alternatif hikayelerimizi, kurgularımızı kitlelere ulaştırmaktan, “başka türlü bir ülke”nin mümkün olduğunu kanıtlamaktan söz ediyoruz demektir.

Gerek içinde bulunduğumuz kriz gerek toplumun genel alışkanlığı ve insan tekinin doğası gereği siyasetin merkezine yine ekonomi yerleşmiş durumda.

(Kürt halk önderi Öcalan da, sayısız kez iki önemli kongre talebinde bulunmuştu. Biri Demokratik İktisat kongresi, diğeri ise demokratik islam kongresi)

Şimdi hem gündemi belirlemek, hem de ciddi bir alternatif çıkış yapmak için, demokratik iktisat kongresinin tam zamanı.

Ülkede veya ülke dışında yaşayan feminist, ekolojist, sosyalist, sosyal demokrat, Marksist, Apocu bütün iktisatçıların büyük bir kongrede bir araya gelmesi ve özel olarak Türkiye, genel olarak küresel kapitalizm ile ilgili radikal eleştirileri sergilemesi “ofansif bir siyaset” için çok önemli bir hamle değeri taşır.

Böyle bir kongreden elde edilecek iktisat programı Türkiye’de çok önemli siyasal bir koç başı rolü kazanabileceği gibi; Dünya solunda ciddi ses getirecek, “halk diplomasisi”ne önemli bir katkı sağlar.

Böylece – yine defalarca yazdığım gibi- Türkiye solu birlik arayışlarında başımıza bela olan “ideolojik birlik” arayışından kurtulup; programatik birlik arayışında çok önemli bir gelişme olur.

Böyle bir adım kaçınılmaz olarak CHP içinde ve dışındaki sol, demokrat Kemalistlere de güçlü bir çekim merkezi olma niteliğini taşır.

HDP, böyle bir çabaya öncülük edecek güç, ilişki kapasitesi ve söz ağırlığına sahiptir.

Bu ve benzeri hamleler “üçüncü yol” açmanın da zorunlu adımlarıdır, bence.