Erdoğan’ın Yargılandığı Uluslararası Özel Mahkeme Başladı

15/03/2018

Türk devletinin Kürt halkına karşı işlediği suçlara ilişkin Paris’te kurulan Uluslararası Tribunal’de Cizre, Sur ve Şırnak’taki savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar ele alındı. Vahşet bodrumlarının bir tanıdığı, diri diri yakılan arkadaşlarını anlattı.

ANF – PARİS / Perşembe, 15 Mar 2018, 16:49

İki günlük mahkemenin ilk günü sabah saatlerinde Türk devletinin suçlarının tarihsel, siyasal, ekonomik ve kültürel alt yapısı uzmanlar tarafından oluşturuldu. Kürtlere karşı işlenen suçların devlet adına işlenen suçlar olduğunu belgeleri ile savcılık adına iddianamede ortaya koyan avukat Jan Fermon, öğleden sonra da iddianame kapsamında tanıklara söz verdi.

DAVİD: BU TERÖR DEĞİL, BİR İSYAN HAREKETİDİR

Bu bölümde ilk olarak uluslararası insani hukuk açısından bir çerçeve oluşturuldu. Brüksel’deki Özgür Üniversite’den profesör Eric David, uzman olarak tanıklıkta bulundu. David, Türkiye’deki bu meselenin bir silahlı çatışma mı yoksa bir terörizm sorunu mu olduğu konusuna uluslararası hukuk açısından izah getirdi. Belçika’daki PKK davasına dikkat çeken David, “PKK’ye yönelik suçlamalar terör değil, silahlı çatışma olduğu değerlendirmesi yapıldı” dedi. PKK’yi bir silahlı grup olarak değerlendiren David, yapısı gereği “çatışmanın tarafı” olduğunu vurguladı. David, “Bu bir isyan hareketidir” dedi.

David, PKK’de siyasi ve hiyerarşik bir düzen olduğunu belirterek, bütün PKK güçlerini ilgilendiren kararlar alabilen bir örgüt olduğunu ve dolayısıyla “sorumluluk sahibi” olduğunu kaydetti. PKK’nin Cenevre sözleşmeleri ve ek protokollere uyacağını, Cenevre çağrısına da uygulayacağını taahhüt ettiğini hatırlatan David, “Gerçekten de burada sorumlu bir merci önündeyiz” diye konuştu. PKK’nin kamu hukukuna tabi olan herhangi bir merciinin tüm özelliklerini gösterdiğini dile getiren David, bir tarafta Türk hükümeti, diğer tarafta PKK’nin olduğunu ve bu kıstasın uygulanması için herhangi bir engel olmadığını vurguladı. David, çatışmalı taraflar sözkonusu olduğunda terör suçlamasının her iki tarafı da ilgilendirdiğinin altını çizdi.

NEDEN SAVAŞ SUÇLARI?

İnsanlığa karşı suçları değil de neden sadece savaş suçundan bahsedildiği üzerine hakimlerden Norman Peach’in sorusu üzerine David, “Roma sözleşmelerine göre bunun insanlığa karşı suç da teşkil edebileceğini” vurguladı.

Savcılık adına Jan Fermon da bu iddianamedeki suçlamaları insanlığa karşı suçlar olarak de genişletebileceklerini belirtti. “Temel suçları savaş suçları olarak tanımladık” diyen Fermon, bunun bir savaş ortamı olduğunu vurgulamak için yaptıklarını söyledi. Fermon, ama bunun yanısıra işlenen suçların insanlığa karşı suçları da teşkil edebileceğini kaydetti.

VAHŞET BODRUMLARI

“Terörist eylem” ve “terörizm” üzerinde de durulan mahkemede bir hakim Texier, artık tanıklara söz verilmesini istedi. İlkin Cizre’de sivillere yönelik işlenen suçlar konusuna bir sinevizyon gösterimi izlendi. Görüntülere, ellerinde beyaz bayraklarla dışarı çıkan sivillere yönelik saldırılar yer aldı. Savcılık heyeti, sokağa çıkma yasağı sırasında ise artık sivillerin sokağa çıkmasının mümkün olmadığını belirtti. Savcılık vahşet bodrumları ve burada işlenen katliamları anlattı. Mahkemede vahşet bodrumlarına ilişkin görüntüler de izlendi. Savcılık, üç vahşet bodrumuna toplam 143 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlattı.

ANF Images

ANF Images

ERDOĞAN TAM TEŞEKKÜLLÜ BİR DİKTATÖR

Daha sonra Faysal Sarıyıldız ve Leyla İmret’in tanıklıkları dinlendi. Sarıyıldız, Erdoğan’ın bugün Efrîn’de de aynı suçları işlediğini hatırlatarak konuşmasına başlarken, daha sonra 79 gün süren Cizre’deki vahşeti anlattı. “Orada büyük savaş suçları, insanlığa karşı suçlar işlendi” diyen Sarıyıldız, “Cizre çok önceden planlanmış bir göçertme, yıldırma, post-modern anlamda bir soykırımdı” şeklinde konuştu. 14 Aralık 2015’te operasyon başlamadan önce, devlet memurlarının kenti terk etmesi talimatının verildiğini söyleyen Sarıyıldız, “Kalanlar Kütlerdi” diye ekledi. Kuşatma başlamadan su ve elektrik kaynaklarının patlatıldığını söyleyen Sarıyıldız, fotoğraflarla aşama aşama detaylı bir şekilde Cizre’de yaşananları anlattı. Sarıyıldız, Cizre’deki vahşet bodrumlarında katledilenlerden halen 18’inin DNA ile kimliğinin belirlenmediğini aktardı. Parçalanmış insan cenazelerin bir kısmını Dicle nehrine atıldığını da anlatan Sarıyıldız, “Baştan sona çok korkunç suçlar işlendi” dedi.

Sarıyıldız, aynı Erdoğan’ın bugün Efrin’de insanları katlettiğini kaydetti. Sarıyıldız, “Tam teşekküllü bir diktatörle karşı karşıyayız, her gün savaş suçu işlemeye devam ediyor” diyerek tanıklığına son verdi.

BİR GÜN ERDOĞAN YARGILANIRSA ANNELERİN ACISI BİRAZ DİNER

Cizre’deki suçlara ilişkin ikinci tanık olarak o dönemin Cizre Belediyesi eşbaşkanı Leyla İmret dinlendi. Cizre’de çocuklarını kaybeden annelerin bir talebiyle sözlerine başlayan İmret, “Bir gün Erdoğan’dan hesap sorulduğunda acılarımız ancak biraz dinebilir” dediğini aktardı. Büyük katliamdan önce 9 günlük sokağa çıkma yasağında da 20’den fazla kişinin katledildiğini söyleyen İmret, daha sonra katliamın alt yapısının medya üzerinden oluşturulmaya başladığını ve partilerinin karalandığını dile getirdi. Bulunduğu bir eve de bomba atıldığını anlatan İmret, “Şans eseri yara almadık” dedi.

TANIK: DİRİ DİRİ YAKTILAR

Cizre’deki katliamlara ilişkin Skype ile görüntülü olarak bir tanık da dinlendi. Bodrumlardan birinden canlı olarak çıkmayı başaran kadın tanık, şöyle konuştu: “Bodrumda 50 kişiydik, 25’i yaralıydı. Aralarında çocuklar ve anneler de vardı. Evde mahsur kaldı. Sürekli bu eve saldırılar vardı. En son evin etrafını kuşattılar, tanklarla top atışlarına tuttular. Ardından biber gazı attılar. Kimyasal da olabilirdi, nefes alamıyorduk. Sonra da benzin şişeleri attılar ve çakmakla ateşe verdiler. İnşaat olduğu için yangın çok yayılmadı. Yakın olanlar yandı, 25 kişi yanarak can verdi. Çok ağır bir vahşetti. Yaralıları yaktılar. Ben köşedeydim. Ne yapacağımı bilmiyordum, üst kata çıktım. Orada da 20 kişi vardı (…) Ulaşabildiğimiz her yere telefon ettik. 16 yaşındaki bir çocuk da vardı. Annesi aradı yardım için. Akşam ambulans geleceğini söylediler, gelmedi. Sık sık telefon açıyorduk, ‘gelin bizi kurtarın’ diye. Ben de yaralıydım, ağır değildi ama yaralıydım. Bazılarının yarası çok ağırdı. Sağlık malzemelerimiz de yoktu. Örneğin Güler Eroğlu’nun hem ayakları hem de elleri gitmişti, sadece nefes alabiliyordu. Sürekli top atışları vardı. Dışarı çıkanlar da doğrudan taranıyordu. Sabah 08.00 olduğunda ambülans yine gelmedi, devleti güçleri taradığı için gelemiyordu. Sonra da askerler tam kuşatmaya alıp yağmur gibi mermi yağdırdılar. Yanımdaki herkes yaşamını yitirdi. Orhan Tunç da yanımdaydı. ‘Ben ölmek istemiyorum, yeni doğan çoğumu görmek istiyorum’ diyordu. Ben mucizevi bir şekilde kurtuldum, kapıdan kendimi dışarı atıp çöpler altında saklandım. 10 gün orada kaldım. Anneler geldiğinde, çöplerin altından çıktım ve öyle kurtuldum.”

Savcılık, “yetkililerin bu bodrumda sivillerin olup olmadığından haberdar olduğuna açıklık” getirmesini isteyince tanık, “Biz dışarıya, yetkililere telefon açıyorduk. Anneler de bize doğru gelmek istedi, yetkililer de aralarında vardı, onlara da saldırı oldu” dedi.

20180315-img-0229444f42-image

NUSAYBİN’DE İŞLENEN SUÇLARIN TANIKLARI

Cizre tanıklarından sonra Nusaybin’de işlenen suçların tanıklarının dinlenmesi istendi. Erhan Dinç ve Sahiba Gündüz, bu amaçla tanık kürsüsüne çağrıldı. Cezaevinde üç ay kaldıktan sonra serbest bırakılan HDP’li Sabiha Gündüz, tacize de maruz kaldığını anlattı. Ben kadın olarak, altı çocuk annesi olarak konuştuğunu ifade eden Gündüz, kentin tüm bileşenlerinin özyönetim kararı aldıktan sonra devletin tüm gücüyle saldırdığını söyledi. Kent sakinlerinin de kendilerini korumak zorunda kaldığını ifade eden Gündüz, çok sayıda insanın katledildiğini belirtti. Gündüz, “İnsanlık dışı bir şekilde gözaltına alındık ve tutuklandık” diye anlattı. Tanıklığını sürdüren Gündüz, “Devlet tankları ve topları ile siviller katledildi, bir seferinde üç genç komşulardan yemek istemek için dışarı çıkınca, tarandılar. Anneler daha sonra onların üzerine kendilerini atınca, onlar da katledildiler. AKP hükümeti, Erdoğan, ne kadın, ne çocuk demeden gözlerimizin önünde katletti” dedi. Gündüz, fotoğrafla yıkılan ve taranan evini gösterdi. Dükkanının da yakıldığını söyleyen Gündüz, “Benim için en ağırı, annemin evinin önünde patlama oldu, annem beyin kanaması geçirdi. Beş saat sonra hastaneye kaldırıldı, hayatını kaybetti. Polisler onu terörist olarak görüyordu” diye tanıklık etti. Gündüz, “Şimdi ben Avrupa’dayım kültürünüzü, dilinizi öğreneyim, entegre olayım ama ben Kürdüm. Kürt olduğum için başım dik. Eğer bu mahkeme bize, Kürt halkına bir ses olursa, bir Kürt annesi olarak, Kürt çocuklarının geleceği için çok memnuniyet duyacağım” dedi.

KARAR ANKARA’DAN ALINDI

Diğer tanık Erhan Dinç, Cizre, Nusaybin, Şırnak ve Sur’un ortak noktası “aynı uygulamalardan geçirilmesi” olduğunu söyledi. Elektrik ve sular kesilerek insanların mahallelerden çıkarılmaya çalışıldığını dile getiren Dinç, Nusaybin’de kurulan barikatların bir karşı koyuş olduğunu kaydetti. Devletin saldırması üzerine barikatların daha da güçlendirildiğini ifade eden Dinç, “Selamet Yeşilmen isimli iki çocuk annesi, ikinci kattan alt kata inmek isterken, zırhlı araç tarafında taranıyor ve öldürülüyor. Çocuğu da gözünden yaralanıyor” diyerek bir örnek verdi. Nusaybin’de daha çok keskin nişancılar tarafından yapılan katliamların olduğunu söyleyen Dinç, bazılarının hedef gözetilerek, bazılarının da hedef gözetilmeden katledildiğini anlattı. Dinç, “Bir kentin tamamen yok edilmesi kararı Ankara’dan alındı ve bu açık açık yapılıyordu” derken, “İnsan ölümlerinden moral alan bir askeri güç vardı karşımızda” diye ekledi.

 

%d blogcu bunu beğendi: