CHP’ye oy verenlere sorular?

24/01/2018

A. Halûk Ünal 

Erdoğan’ın inşa ettiği faşist diktatörlük, özel bir savaş devleti olarak, Saray ittifakının kitlesel desteğini büyütmeyi; Ülkenin bütün sağ partilerini, -aralarına CHP’yi de katarak-kendi siyasetinin arkasına konsolide etmeyi yeniden sağladı.

Nasıl halkın güvenlik algısını provoke ederek, -HDP koalisyonuna karşı kanlı, şedit bir tasfiye harekatı eşliğinde – 1 Kasım’da 7 haziran sarsıntısını atlatmayı başardıysa; şimdi de Afrin harekatıyla çekirdek oylarındaki erimeyi bir süre için durdurup, “yeni kapı ruhunu” yeniden oluşturmayı başarmış görünüyor.

Bu sefer sağlanan mutabakatın CHP’nin savaş desteğiyle çok daha güçlü olduğunu anlamak için, 15 temmuzda laiklerin büyük çoğunluğunun içten içe, darbenin Erdoğan’dan bir kurtuluş olmasını dilediklerini hatırlamak yeterli.

Peki, sosyal medyada Ak trollerle rekabet halindeki CHP trollerinin dışında kalan, CHP’liler bu desteği nasıl değerlendiriyor?

Bu desteğin getirisi hakkında hangi beklentilere sahip?

Denizin öte yakasından bunu gözlemleme şansım yok.

Ama benim baktığım yerden savaşa destek, sadece benim gibi düşünenler için değil, her CHP’li Kemalist için de “kendi mezarını kazıp, üzerine toprak atmak” anlamını taşıyor.

Neden böyle düşündüğümü anlatmaya çalışayım.

İslamcılığa destek

CHP kitlesinin, 28 Şubattan bu yana -beğenelim ya da beğenmeyelim-

“İslamcıların yükselişini” durdurmak için her yolu denediğini biliyoruz.

Erdoğancılığın egemenliğini, iktidarı ele geçirmesini, kendi tercih ettikleri “yaşam biçimi açısından birincil tehdit” olarak algıladılar.

Erdoğan siyasetinin AB ve NATO çıpasına bağlı olduğu dönemlerde bile, ısrarla ve tutkulu bir öfkeyle herkesi “Erdoğan’ın gizli ajandasına” ikna etmeye çalışıyorlardı.

Erdoğan, esas olarak 2011 sonrasında, ve hala bu iddialara kanıt olarak gösterebilecekleri sayısız girişimde bulundu ve bulunmaya devam ediyor.

Erdoğan’ın Ortadoğu çapında Müslüman kardeşler ekseninde bir sünni blokun hamiliğini ve öncülüğünü yaptığı; Suriye’deki cihadist gruplara Suud ve Katarın sponsorluğunda kaynak ve silah ulaştırdığı; Türkiye topraklarında barındırıp, koruma sağladığı; artık bütün Dünya’nın kabul ettiği bir gerçek.

Üstelik “açık yeşil kuşak” adı verilen bu misyon, başlangıçta Atlantik Paktı projesi iken, Paktın keskin strateji değişikliğine rağmen, Erdoğan’ın ısrarla projeyi sürdürmeye çalıştığı da bir başka gerçek.

ÖSO’nun bileşimi ve niteliği de bütün bu bilgileri güncelleyerek teyit ediyor. İçine komuta düzeyinde MİT ve TSK kadrolarının tebdili kıyafet yerleştirilmiş olduğu cihadistlerden kurulu bir haydutlar topluluğu. IŞİD le aralarındaki şimdilik tek fark, kafa kesmiyor olmaları.

Sadece bir “vurucu güç” olarak bile kullanılmıyorlar, Afrin düştüğünde, buraya iskan edileceklerini geçtiğimiz iki gün içinde iki kez Erdoğan’ın ağzından dinledik. Yani anlaşıldı ki “zeytin dalı” Afrin’i, İdlip’de biriken her türden cihadist çetenin yeni yaşam alanına dönüştürme projesidir, aynı zamanda.

Erdoğan, hezimete uğramış, artık tümüyle Suriye’den kazınmanın eşiğindeki cihadistlere Türkiye korumasında kalıcı bir toprak parçası sağlamanın peşinde olduğunu gizleme ihtiyacı bile hissetmeyecek kadar özgüvenli.

Bu durumda CHP kitlesine soruyorum; Afrin savaşına verdiğiniz destek, kökten karşı olduğunuz Erdoğan’ın İslamcı siyasetine Ortadoğu çapında çok ciddi bir güç kazandırmak anlamına gelmiyor mu?

Kemalist siyasetin tarihen baş çelişkisi olan bir hasma böylesi bir destek verme çelişkisini hangi gerekçeyle açıklayabiliyorsunuz?

Ortadoğu’daki yegane seküler dalgakıranı tasfiye etmek

Erdoğan’ın sürekli olarak ileri sürdüğü “sınır güvenliği, terör tehdidi” iddialarını CHP genel merkezinin paylaştığını gördük.

Burdan hareketle “tarihi hasıma” karşı terazinin bir kefesine islamcılığın güçlenmesi, diğer kefesine “terörün” güçlenmesini koymuş ve İslamcılığın güçlenmesi ağır basmış görünüyor.

Bu başlık altında iki önemli çelişki söz konusu.

Birincisi, PYD’nin terörist olması iddiası.

Referans alınabilir yerli ve yabancı bütün sözlüklerde terör kavramının tanımı birbirine benzer ve PYD’nin hiç bir eylemiyle uyum göstermiyor.

Üstelik ilk önce PYD nin kaleme aldığı, bu gün ise daha da geliştirilerek Kuzey Suriye’de kullanılan anayasa, Türkiye’nin bile sahip olmadığı kadar modern, demokratik ve seküler.

Buraya önemli bir ayrıntı daha ekleyelim; söz konusu anayasa (toplum sözleşmesi) yalnızca kağıt üzerinde kalan bir belge niteliğinde değil. Tersine 2014 den itibaren etkin bir biçimde uygulanıyor.

Geçtiğimiz aylarda üç aşamalı seçim sisteminin ilk iki aşaması tamamlandı ve ülkede 6 binin üzerinde mahalle meclisi, ilçe ve il meclisleri seçimle belirlendi. Üçüncü ve son aşama olan kanton parlementolarının seçimi ise savaş nedeniyle ertelenebilir. Savaşa rağmen yaparlarsa da şaşırmayın derim.

Ortadoğu’da bu özelliklere sahip, özellikle de seküler bir yaşam anlayışını eksen alan başka bir örnek yok. Bu nedenle rahatça Ortadoğu’daki islamcı dalgaya karşı tek seküler dalgakıran PYD öncülüğündeki harekettir; diyebiliriz.

Bu nedenle de kapitalizmin kalesi bir çok ülke, KSF’na Kuzey Kore muamelesi yapmak yerine, PYD’nin kendi ülkelerinde resmi temsilcilikler açmasına izin verebiliyor.

Malumun ilanı olacaksa da son olarak yenilmez sanılan; Irak, Suriye ve Barzani askerlerinin önünden çil yavrusu gibi kaçıştığı; bütün Dünyanın korkulu rüyası IŞİD çetelerini hepimizin tanık olduğu bozguna uğratan güç, PYD öncülüğündeki savaşçılardı.

Şimdi, CHP’ye oy veren topluma sormak gerek; kendi açısından PYD’yi – zorunlu ve tutarlı olarak- yok etmek isteyen Erdoğan’a verdiğiniz destek, böyle bir seküler dalgakıranı da yok etmeye destek anlamını taşımaz mı?

Türkiye’de bile koruyamadığnız seküler cephenin böylesine önemli bir müttefikinin kırılmasına destek vermekle, ayağınıza kurşun sıkmış olmuyor musunuz?

Bir ihtimal, bu anlattıklarıma inanmıyor olmanız.

Bu durumda da “terör ve kötülük kaynağı” olan bir hareketin neden böyle bir “anayasal, ekonomik ve siyasi demokrasi görüntüsü arkasına saklandığına,” hatta “reklamı abartıp,” tarihte ilk kez öncülüğünü yaptıkları değişime neden “kadın devrimi” adını verdiklerine ilişkin de bir açıklamanız olması gerekir.

Ekonominin krize sürüklenişine ciddi bir katkı

CHP’nin içinde ve çevresinde nitelikli iktisatçılar var.

Geçtiğimiz yılları bir kenara birakalım, sadece 2017 içinde yazdıkları, söylediklerini alt alta eklediğimizde, ülkenin Erdoğanizm’in yönetimiyle krize sürüklenmekte olduğunu gayet açık anlatıyorlardı. Bunda da hem fikiriz.

Yalnızca Böke’nin açıklamalarına bile baksak, ekonomimizin böyle bir savaşı taşıması imkansız.

Üretim ekonomisini sanayisiyle tarımıyla nerdeyse bitirmiş; Dünya’nın finans merkezlerinden biri olma hedefini gerçekleştirememiş, esas olarak inşaattan, hizmetten ve paradan para kazandıran bir ülke olarak; üç cephede süren bir savaşı nasıl finanse edebiliriz?

Bunun sürüklenmekte olduğumuz krizi hızlandıracağı aşikar.

CHP’ye oy verenlerin sosyo ekonomik profillerine bakıldığında Türkiye’nin en eğitimli orta sınıf seçmen topluluğunu görüyoruz.

Krizler en sert ve acımasız biçimde orta sınıfı vurur önce. 2001 krizinin anıları hala hafızalarda olsa gerek.

Şimdi yine soralım CHP’ye oy verenlere; bunu bile bile savaşa destek vermenizi nasıl açıklıyorsunuz?

“Terör” kefesi açlık, yoksulluk ve işsizlik kefesine ağır mı bastı?

Etnik temizliğe destek

Erdoğan, her ne kadar “bu savaş Kürtler’e karşı değildir. Terörü temizlemek için ordayız” diye bağırsa da; hep yaptığı gibi işin aslını söylemeden de duramadı.

En son muhtarlar toplantısı da dahil, bir kaç kez, “savaşın amacının ÖSO ve 3,5 milyon suriyeli göçmene yurt yaratmak” olduğunu itiraf etti.

Eğer Afrin’de “terörist” olarak adlandırdığınız güçler şu an itibariyle ikamet eden 1 milyon insanın içinde beş on bin kişi olsa, bu açıklamanın bir mantığı, kendi içinde bir tutarlılığı olduğunu kabul edebilirdik.

Rojava’da yaşadığım yedi ay boyunca Afrin dahil milyonlarca Kürdün “Apocu” olduğuna tanık olmuş biri olarak; bu gerçeği devletin bilmiyor olmasına ihtimal vermem imkansız. Bütün mitinglerde yüzbinlerce insan abartmıyorum binlerce Apo posteri taşır.

Sizin için Atatürk ne ise Ahmet Altan’ın o müthiş yazısındaki gibi Kürtler için de “Atakürt”, benzer bir değere sahiptir.

Maksadım iki liderin mukayesesi değil, kitlelerin liderlerine ilişkin algısını hatırlatmak.

Şimdi soralım, Afrin toprağında ÖSO cihatçılarını ve onlarla barış içinde yaşayabilecek Suriye göçmenlerini barındırabilmek; Kürdleri o topraklardan sürmeden mümkün mü? Peki, bir an varsayalım ki, TSK unsurları savaş hukukuna çok sadık; ÖSO cihadistlerinin Apocu olduğunu bildiği yüzbinlerce insana dostça davranacağını mı düşünüyorsunuz? Ya da “ne yapalım onlar da Apocu olmasaydı; kendi düşen ağlamaz” mı diyeceksiniz?

Aslında olacaklar çok açık; eğer TSK kazanırsa ciddi bir etnik temizlik hedefi Erdoğan’ın bizzat ağzından ilan edilmiş oldu.

Peki sizin dünya görüşünüz ve vicdanınız Apoya sempati duyduğu için bir halkın etnik temizliğine rıza gösteriyor mu?

OHAL’den Savaş Hali’ne geçişe destek.

Başkanınınız, sözcüleriniz, aylardır OHAL karşıtı açıklamalar yapıyor. Adalet yürüyüşleri düzenliyor. Erdoğan’ın seçimleri ve referandumu kendisi için dikensiz gül bahçesine çevirme çabalarını teşhir etmeye çalışıyor.

Başa çıkamadığımız OHAL, bu savaşla birlikte fiilen bir seferberlik, savaş haline dönüşmedi mi?

Savaşa hayır diyenlerin bile yasaklanıp, gözaltına alındığı tutuklandığı bir iklim oluşmadı mı?

Diktatörlük daha koyulaşıp, pekişmedi mi?

Peki savaşa evet diyerek, bütün bu ortama da destek vermiş olmadınız mı?

Yani çok umutlu ve iddialı olduğunuz seçim ve referandum sürecinin aslında tümüyle elinizden kayıp gitmesine katkı vermiş olmadınız mı?

Hani hep “ çocuklarımızın yüzüne bakmak”tan söz ediyoruz ya; sizin çocuklar bu ülkenin en eğitimli kesimi, ilerde çok sağlam sorular sorabileceklerini hiç unutmayın derim.