BASKIN ORAN VE BAZI FOBİLER

25/08/2017

A. Halûk Ünal

Bunca hengamenin içinde konu bitti de sıra Baskın Oran’a mı geldi; diyen çok olacak, biliyorum.

Bu yazı yalnızca kendisini değil; onun şahsında aynı küme içinde gördüğüm bir kesim aydına da hitap ediyor.

Ancak söz ettiğim kesimle hasım değil, hısım olduğumuz için tek tek isim anmanın bir anlamı yok. Baskın Oran, bu kesimin şimdi tartışacağım konuda temsili değeri olan örneklerinden biri.

Bizler hepimiz kendimize yakıştıralım yakıştırmayalım Sömürgeci ve Irkçı Türk Devletiyle ilişkilerimiz içinde tanımlanırız.

Kimimiz tırnaksız, kimimiz tırnak içinde Türküz.

Ben hepimizi tırnak içinde “Türk” yazmayı tercih ederim; çünkü tek tek sorulsa milliyetimizi önemsemediğimizi bilirim.

Ama bizim kendimizi nasıl tanımladığımızdan çok devletle ve devlet ideolojisiyle ilişkilerimiz bizi tanımlar.

Bu nedenle de Türkiye “demokratik” aydın hareketi “ne mutlu Türküm” diyenlerin belirlediği bir kümedir.

Hepimizin gerçek kökeni Türk olmasa bile, Sivas’ın batısında yaşayan bizler, kıyımlarla, korkuyla, baskıyla, rüşvetle, piyasa/kitle kültürü içinde harmanlanıp, büyük ölçüde asimile edilmiş bir topluluğuz.

Tersi olsa, bu gün hala ırkçı, sömürgeci “devletimizin” açık mı örtülü mü bir diktatörlük olacağı ikilemine mahkum olmaz; demokratik bir cumhuriyette yaşıyor olurduk.

Yani, birey, aydın, demokrat gibi sıfatları da asimilasyona karşı verdiğimiz mücadele içinde hakederiz.

Neden şimdi Baskın Oran; anlatayım?

Bu gün Artı Gerçek internet gazetesinde “Kürt Fobisi’nden Münih Sendromu’na CHP ve Türkiye”  başlıklı bir yazı yayınlamış.

Yazı, “CHP’nin 1930 lardan kalma bir Kürt fobisinden kurtulamadığı” için eleştiriyor.

Şöyle yazmış Oran;

“CHP’de bir Kürt Fobisi var. Bunun sebebi, 1930’lar Türk milliyetçiliğinde demir atıp kalması ve bu durumun DNA’sına sinip kalması.Tabii, “oy kaybederim” gerekçesi bu durumda diline pelesenk oluyor ve sonuçta parti ne uzuyor ne kısalıyor. Kadrolu ana muhalefet partisi. Asla seçimle iktidara gelemiyor. Gelebildiği tek dönem, 1930’lardan sosyal demokratlığa evrildiğini (yani, değiştiğini) söylediği Ecevit dönemi.” (vurgular BO’a ait)

Aslına bakarsanız aynı cümleyi, başından CHP öznesini kaldırıp yerine Baskı Oran yazarak kullanabilirim.

Çünkü bu zihniyet zaten Oran’ın bir çok yazısında kendisini ortaya koyuyor.

Burada okuyucunun muhtemel tahammül sınırlarını hesaba katarak, kısaca 2 “vahim” soruna itiraz edeceğim ben de.

İlk olarak CHP’nin Kürt meselesi vb. konularla ilişkisini fobi olarak ele almak konunun gerek ciddiyeti, gerek boyutları itibariyle son derece yanlış.

İçinden geçtiğimiz süreci, gerçek oyun sahası olan Ortadoğu çapında ve sınıfsal bağlamlarıyla okumak zorundayız.

Fobi ise bunu örten, eleştiriyi bulanıklaştıran bir terim.

Mesele temelde Kürt düşmanlığı filan da değil. O, halkı ortak etmenin görünümü.

Konumuz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisi ve yapısal nitelikleri.

Kısaca hatırlayalım.

İttihat Terakki Osmanlıyı kurtaramayınca, gelişen milliyetçi dalga karşısında kendi Türkçülüğünü inşa etti.

Osmanlı’nın sayısız devlet özelliğini de yeni ırkçı, sömürgeci politikasıyla birleştirdi.

Bunun başlangıç tarihine, bırakın 1930’u, 1923 bile diyemeyiz. 1913 lerde netleşmiş bir çizginin T.C. de vücut bulmuş halinden söz ediyoruz.

Bu süreçte gerekli olan “milli ekonomi” ise soykırımlar ve varlık transferleriyle yaratıldı.

CHP yönetimi ve içindeki ulusalcı kesim hala bu bilincin ve farkındalığın taşıyıcıları.

Ama Baskın Oran haklı, bu zihniyet, bu ülkenin uçuruma yuvarlanmasına kesinlikle önemli bir katkıda bulunacak.

Üstelik o çok sahip çıktıkları Kemalizm’in bazı sınırlı kazanımlarını da sürükleyip götürerek.

Gelelim Oran’ın fobisine.

Böylesi fobilerden birilerini kurtaramayabilirim, ama bu fobinin neden olduğu vahim bazı sonuçları işaret etmem mümkün.

Şöyle yazıyor;

“Fobi vahim. Çünkü PKK’yi anladık da, A’dan Z’ye şiddetten uzak, legal, uzlaşmacı ve rasyonel olan, Kandil’in vesayetinden kurtulmaya çabalayan, dahası CHP’ye tek el uzatan HDP’yi de içine alıyor.

Bu fobi sürdükçe CHP berhava olur. Hatta daha kötüsü, muhalefetin leblebi gibi dağıldığı koşullarında Erdoğan ve AKP’ye koltuk değneği olur. Ve de olmakta.” (vurgular BO ait)

Söz ettiğim Türk devlet ideolojisi, bütün halklara karşı, bir yandan bir kıyım ve ganimet politikasını sürdürürken, öte yandan büyük bir psikolojik savaşı da organize etti.

Çünkü yapay bir “Türk” milleti yaratabilmek için “ne mutlu Türküm” diyenlerin de büyük suça ortak edilmeleri gerekiyordu.

Bunun zemini de resmi tarih başta olmak üzere kıyıma uğrattığı toplumların direnişlerini, itirazlarını, öncülerini, itibarsızlaştırarak yaptı.

Her itibarsızlaştırma kampanyasında olduğu gibi bütün “hikayeyi” de yeniden ve kendi çıkarlarına hizmet edecek tarzda yazdı.

Bu gün Erdoğan’ın politikasını bu nedenle İTF’nin politikalarına çok benzetiyoruz.

Yukarıda Oran’dan aktardığım paragrafa bakanlar, PKK ile ilgili yaratılan algıyı tartışacağımı sanmış olabilir.

Hayır bunu tartışmayacağım. Çünkü PKK’li değilim, PKK’nin kendisini savunmak için bana ihtiyacı olacağını da sanmıyorum. Ayrıca PKK’yi Oran’dan en son farklı algılayan Tahir Elçi’nin başına gelenler ortada. Konu öyle her görüşün Oran gibi özgürce ifade edilebileceği açılardan oluşmuyor.

Ancak, aynı paragrafta kibar olmaya çalışayım, “çok vahim” bir başka kabahat var.

Baskın Oran gibi bir kanaat önderi – nedense bir çok yazısında yaptığı gibi yerli yersiz – PKK karşıtlığını vurgulayayım derken, HDP’li tutsak arkadaşlarımızın duvarına – istemeden de olsa- bir tuğla eklemiş oluyor.

Ama fobiler böyledir. İnsana hiç istemediği şeyleri yaptırırlar.

Çünkü ortaya bir iddia koyuyor ve Kandil vesayetinden kurtulmaya çalışan HDP’den söz ediyor.

Yani “bizim iyi çocuklar aslında vesayeti altına girdikleri, ya da alındıkları Kandil’den kurtulmaya çalışıyorlar ama siz onların kıymetini bilmiyorsunuz.”

Türk devletinin tarihi ve güncel propaganda temalarının en güçlülerinden biri nedir?

Yani bu gün Erdoğanist blokun HDP’yi topyekün tasfiye operasyonunun en güçlü teması nedir?

PKK’ye yardım ve yataklık. PKK vesayeti…

Dua etsin de aklı evvel bir savcı bu satırları HDP iddianamesine eklemesin.

Oysa sevgili Demirtaş kaç kez, bunu yapmayın diye uyardı.

Fobi, 5 duyumuzu da olumsuz etkiler, biliyoruz.

 

Demirtaş’ın uyardığı konu “HDP ile PKK yi karşı karşıya getirme” politikası.

Bunu şu sıralarda açıktan öneren, “yolu” belli kesimler var. Onlar, kırk yıldır Kürt’e fobik; Kemalizme sıcak “yolun” solcularıdır.

Ve bu, Erdoğanist blokun makro politikasıyla çok senkron bir süreç.

Ama işte fobi ne yapacaksın, istemediği şeyler yaptırır insana.

Ben yine de niyet okumayıp, kısaca da olsa Erdoğanist blokun Kürtleri tasfiye operasyonu politikasını özetleyerek bitireyim.

Erdoğan bir ara söyledi, biz de bu süreçte çok şey öğrendik diye.

Öğrendiklerinden biri şu; Kürt Özgürlük Hareketi’nin Bakur kesimi bütün diğer kesimlerinin de lokomotifi.

Üstelik Bakur kesimi Öcalan’dan mülhem HDP projesiyle Türk solcu ve demokratlarıyla “birlikte mücadele” stratejisine karar verdi; bunun sonucunda da AKP’ye ilk seçim yenilgisini yaşattı.

Üstelik, sivil siyaset kanalları açık kalırsa hükümet ortağı olacak bir güce hızla erişebileceği de görüldü.

Kuzey Suriye’deki kanton oluşumu İslam Devleti maşasıyla yok edilmek istendiğinde Bakur Kürtlerinin isyanı, T.C. nin ambargosunu kırmakla kalmadı, maddi, manevi her tür destekle, Kobane direnişinin zaferini arkaladı. Bilmeyenler Kuzey’in gücünü bir kez daha gördü.

Irak, İran ve Türkiye nin kesişme noktasında, dağlarda konumlanan KÖH gerillaları da Ortadoğu’daki İslamcı Çetelere karşı askeri başarının merkezi haline geldi.

En bilineni hatırlayın, Şengal halkının onbinlerle kırımına engel olan bir avuç KÖH gerillasıydı.

Bu gün Suriye’de peş peşe demokratik özerklik ilan eden Asurisinden Ezidisine, Türkmenin’den Arabına her yerleşimde, öz yönetimin ve öz savunmanın önemini anlatan ve yerel güçleri eğitip, donatan YPG ve YPJ oldu.

Kuzey Suriye Federasyonunun gelişimi gösterdi ki, Rojava/Kuzey Federasyonu Anayasası Suriye barış masasındaki tek ciddi proje haline gelmiştir.

Ha keza KÖH, bu gün Kuzey Irak’ta da belirleyici bir güce dönüşüyor.

Saray ittifakı (AKP/TSK/Ergenekon/Ulusalcılar/TÜSİAD/MÜSİAD) İranla Esadla iş tutup büyük bir Kürt savaşı planını Kürt fobisinden mi hazırlıyorlar?

Yoksa şu Kürt fobisi dediğimiz şeyin altında Kürtlerin 100 yıldır, bin yıllık vatanlarında, gün yüzü görmemesine neden olan  (petrol, doğal gaz, su kaynakları ve iletim yolları) jeopolitik coğrafya mı var?

Derin CHP’yi bu konularda değiştiremeyiz, ama CHP’ye oy veren milyonlarca emekçiye, demokrata bu gerçekleri anlatabiliriz.

Yeter ki, fobilerimize tutsak olmayalım.