IRAK KÜRDİSTAN’INDA BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU

10/06/2017

A. Halûk Ünal

Irak Kürdistan’ı Bölgesel Yönetimi (IKBY) bir yıldan beri sürekli ertelenen bağımsızlık referandumu için sonunda kesin bir tarih açıkladı.

25 Eylülde yapılacak referandum, şimdiden bölgedeki bütün milliyetçi hassasiyetleri de yerinden oynattı.

Bu gelişme Ortadoğu’nun yüz yıl ertelenmiş bir sorunun da kısmi çözümü.

Syes – Picot anlaşmasının bittiğinin de en canlı kanıtı.

Referandumun yeniden ertelenmeyeceğinin garantisi elbette yok. Bunu daha çok Ortadoğu’daki konjonktür belirleyecek.

Ama tartışmanın epeyce kanlı canlı seyredeceğine hiç şüphe yok.

Çünkü bu, yalnızca Irak’ı değil, İran, Türkiye ve Suriye gibi sömürgeci, ırkçı, otoriter devletleri de derinden etkileyen bir gelişme.

Konunun teknik ve hukuki değerlendirmesiyle yer kaybetmek niyetinde değilim. Kısa süre içinde bir çok konuya vakıf kalem, bu talebin hem Irak anayasası hem de Birleşmiş Milletler örgütünün kurucu ilkesi bakımından (ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkesi) hukuki ve meşru olduğunu ayrıntılarıyla anlatacaktır.

Ben çoğu kez yaptığım gibi Türk kökenli bir aydın ve bir yurttaş olarak, kendi tutumumu açıklamakla yükümlüyüm.

Suskunluk, kötüye yarar.

ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI

Eğer bir halk, bir millet, kendi bağımsız devletini kurmak istiyorsa, her demokratın, sosyalistin, özgürlükçünün ilk iş, bu süreci kayıtsız, şartsız, desteklemesi gerektiğine inanıyorum.

Bu noktada söz konusu halkın, milletin, hangi fikirlere sahip olduğu, ne amaçla bu talebi ileri sürdüğü, sonuçlarından ait olduğum milletin ne kaybedeceği, bir önem arzetmiyor.

Önemli olan söz konusu halkın nitelikli çoğunluğunun bu yönde özgür iradesini ortaya koyabilmesi.

Bunun için de özgür iradenin tecellisinin garanti altına alınmasına destek vermek, en az bu talebi meşru ve hukuki kabul etmek kadar önemli.

Bu durumun, fikirlerini hiç paylaşmadığım toplumsal bir kesimin, özgürce fikirlerini açıklayabilmesi için mücadele etmekten bir farkı yok.

Bir başka deyimle bir halkın, bir ulusun, bir milletin bir başkasından ayrılma hakkı, ayrı devlet kurma hakkı, bir başkasıyla birleşme hakkı, sadece ve sadece o toplumun kararı olmalıdır. Bunun önüne her hangi bir iradenin geçmesi ne meşrudur ne hukuki ne de ahlaki.

ULUS DEVLET

Bunları söyledikten sonra ulus devletle ilgili düşüncemi de paylaşmam şart.

Ben, milliyetçiliğin ve buna bağlı ulus devlet formatının insanlığın başına gelmiş en büyük kötülüklerden biri olduğunu düşünüyorum.

Milliyetçilik ve buna bağlı ortaya çıkan ulus devletlerin tamamına bakın mutlaka temellerinde kan görürsünüz.

Hemen hepsi, diğer halkların hapisanesi olmuş, kıyım, zorunlu göç, zorunlu iskan gibi sayısız melanetin sahibidir.

Bunu yaparken görünüşte egemen milletin diğer milletlerle arasındaki gerilim gibi gösterilen düşmanlaştırma pratiği, aslında, egemen milletin burjuvazisinin diğer halklardan varlık transfer etmesinin bir yolu olmuştur. Tıpkı Türkiye’nin de temelinde olduğu gibi.

Varlık transferi her zaman kanlı bir kıyım, çoğu kez soy kırım pratiğidir.

Bunun en bilineni Almanya’nın Yahudilere yaptığı olsa da, bütün ulus devletlerin sicilinde benzeri kıyım ve kırımlar saklıdır. Bütün resmi tarihler bu nedenle kaleme alınır.

DEMOKRATİK ULUS

Bu konuda ilk ve tek demokratik yaklaşımı Öcalan’ın hipotezinden mülhem, Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH) programlaştırdı.

Gerek Kuzey Suriye Demokratik Meclisi ve toplumsal sözleşmesi, gerek HDP programı bu konuda atılmış önemli adımlar.

Konu karmaşık ve katmanlı bir tartışmaya açıksa da özetle ve biraz da basitleştirerek söylersek; mesele milliyetleri “politik bir birim” olarak kabul edip, etmemeye dayanıyor.

Bir milliyeti politik bir birim olarak ele aldığınız anda kaçınılmaz olarak politik her türden organizasyonu da milliyet temelinde ele almak zorunda kalırsınız.

Milliyetleri politik bir birim olarak değil, kültürel, sosyal, insani birimler olarak ele alırsanız, politika bunları aşan bir yerde kurulur.

Kaldı ki burada yine önemli katmanlı bir tartışma daha söz konusu; devlet, niçin ve ne kadar ihtiyaçtır; özgürlükçüler ve demokratlar olarak nasıl bir idari sistem kurmalıyız?

Bu tartışmayı da bu yazıya sığmayacağı için geçiyorum.

Bu gün Ortadoğu’da – Türkiye dahil- savaş bittiğinde göreceğiz ki, federasyonlar, konfederasyonlar, kantonal yapılardan geçilmeyecek.

Milliyet bazlı her türden stratejiyi kusan bu coğrafya artık geri dönülmez biçimde farklı bir idari sisteme ihtiyaç gösterecek.

Bu gün daha iyisi tasarlanana kadar demokratik konfederal Ortadoğu evi önerisinden daha barışçı ve adil bir proje ortada yok.

Irak Kürdistan’ı bağımsızlık bayrağını sallamaya başladığında İran, Suriye, Türkiye Kürdünü hangi savaş makinası engelleyecek?

Ama başka bir rüzgar fırtınaya dönüşebilir; Irak Kürdistan’ından başlayan, ertelenmiş bütün milli özlem ve hayallerin yelkenini dolduran bir Ortadoğu süreci, savaşın 30 yıl daha sürmesinin garantisi olabilir.

Çünkü milliyetçiliğin şahlandığı, mezhepçilikle harmanlandığı bir savaşın dibini kimse bulamaz.

İşte bu nedenle KÖH’nin Demokratik Ulus perspektifi ve Demokratik Suriye toplumsal sözleşmesi, bu belayı savuşturabilecek tek projedir.

SON SÖZ YERİNE

Sizlerin, bir önceki bölümün ortalarından itibaren yazının bir iç çelişkiye sahip olduğunu düşünmeye başlamış olmanız muhtemel.

Hem IKBY’nin bağımsızlık talebini destekliyorum, hem de milliyet bazlı ulus devlet olgusuna karşıyım.

Bence bu bir çelişki değil.

Çünkü böyle bir tutum alarak Barzani’nin fikriyatını desteklemiş olmuyorum. Milyonlarca Kürdün talebini gerçekleştirmesi sürecine yönelecek her türlü gayrı ahlaki, kışkırtıcı, komplocu tavra karşı, referandumun adil ve barışçı bir ortamda gerçekleşmesinin güvenliğine tekil katkımı yapmaya çalışıyorum.

Bunu yapmakla da ulus devlet gibi bir belayı başlarına sarmak üzre olan Kürt kardeşlerimle tartışırken adil ve ahlaki bir yerde durabileceğime inanıyorum.

Bu gün İzmirliler Erdoğan diktatörlüğüne karşı, biz seninle yaşamak zorunda değiliz, ayrılma hakkımız için referandum yapacağız deseler, ne tavır alacaksam, benzer bir tavrı almayı ahlaki buluyorum.

Çünkü, bir halkın, toplumsal bir katmanın, ister Bağdad ister Ankara olsun, kendi kendisini yönetmesini, bir merkezden yönetilmesinden daha demokratik ve adil buluyorum.

Ayrıca, şimdiden ter ter tepinmeye başlayan Türk milliyetçi ve ırkçıları, Barzani’nin talebi, Iraktan ayrılıp, petrolümü alıp, Türkiye ile birleşmek istiyorum, olsaydı; ne yapalardı; siz düşünün?