Demokrasi İçin Birlik üzerine – 2 

26/10/2016

A. Haluk Ünal

Pazar gecesi, unalhaluk.com adresinde yayında olan blogumda, katılımcısı olduğum ‘Demokrasi İçin Birlik’ (DİB) girişiminin kuvveden fiile çıktığı, bir sonuç bildirgesi ve bir meclis oluşumuyla kapanan toplantısı üzerine düşüncelerimi paylaşmaya başlamıştım.

Paylaşımı sürdürmenin yararlı olacağına inanıyorum.

İlk yazımda bu tür süreçlerde ‘Türk sol örgütleri’ ve milyonlarca sol düşünceye yakın, tekil, seküler birey arasındaki uyumsuzluk ve pasif gerilimin yarattığı kriz ve başarısızlıklar üzerinde durmaya çalıştım.

Hemen bir not düşmekte yarar var; Fırat’ın batısından ‘Türk coğrafyası’, bu coğrafyadaki soldan da ‘Türk solu’ olarak söz edeceğim.

Bu yazıda söz konusu girişimin sonuç bildirisi ve yöntem sorunu üzerinde durmak istiyorum.

Benim yöntem başlığı altında işaret etmek istediğim açmazımız, toplantının başında Oya Baydar tarafından siyasi terimlerle ifade edilmiş.

Soru, mealen şöyle özetlenebilir sanırım “burası solun birliğini mi, daha geniş kesimlerin birliğini mi hedefliyor?”

Öğleden sonra bu soru, genel olarak sessizlikle ya da “zaten solun birliği iddiasının hiç dile getirilmediği” yanıtı ile karşılandı.

Yani salonun soru karşısındaki genel algısını veya kabulünü “zaten geniş kesimlerin birliğini istiyoruz” biçiminde anlayabiliriz.

Oysa soru bence de çok önemli ama bu terimlerle tartışmayı derinleştirmek görüldüğü üzre ucu öznel bir niyet tartışmasına açılıyor.

Ben aynı soruna işaret eden farklı bir soru sormak istiyorum.

Bu girişim hedeflerini hangi kesimlerin ihtiyaçlarından hareketle tanımladı?

Metnin lafzı ve ruhu, bu metnin laik solcular tarafından “geniş kesimlerle” buluşmak için kaleme alındığını söylüyor.

Bu bir eleştiri değil; bir tespit! Söz konusu metnin altında benim de imzam var.

Ama, farkındalık için bu tartışma şart.

Çünkü, niyetimiz ne olursa olsun bu dille ‘Türk solu’ nun ulaşabildiği ‘kitle’ belli.

Uzağa gitmeye gerek yok, Gezi isyancılarının yarattığı dil ve söylemi bırak belirlemeyi, etkileyemediğimiz aşikar.

Tersine Gezi’nin dili bizim geleneksel dilimize de karşı bir kalkışmaydı, bence.

Peki, bir soru daha, yine eleştiri değil, tespit ve farkındalık için; bu ülkede Demokrasi’nin öncelikli sorun olduğunu kabul edenlerin oranı nedir?

Geçtiğimiz üç yıl boyunca seçim süreçlerinde üretilen kamuoyu araştırmalarını hatırlayanlar bu oranın en iyimser yorumla % 15 olduğunu biliyor.

Ki bu oran ‘Kürt coğrafyası’nı kattığımızda gerçek olur. ‘Türk coğrafyası’nda iyimser yorum %10 u geçmez.

Ama bizim adımızın tanımlayıcısı Demokrasi.

Bu bildiriye imzamı tereddütsüz koydum. Çünkü, bu girişimi, demokratların AK Partiye, CHP’ye, HDP’ye MHP’ye oy vermiş; ancak ülkenin geldiği durumdan rahatsız, kaygılı, en geniş kitleye ulaşma çabası olarak gördüm.

Kutuplaşmayı aşabileceğimiz, konuşarak barış içinde yaşanabilecek farklı bir Türkiye’yi tartışabileceğimiz, işbirliği yapabileceğimiz, bir dil ve zemin yaratma çabası olarak yordum.

Eğer, hayır biz, laik/seküler en geniş kesimin, sağ dalga karşısında tabandan güçlü bir dalgakıran yaratması hedefiyle bir araya geldik dense, yine tereddütsüz imza atardım.

Ülkenin örgütlü demokrat kesimlerinin tamamı toplandı ve böyle bir noktada akıl birliği oluştu, der ve katkı verirdim.

Gördüğünüz gibi her iki buluşma sebebi de aslında ihtiyaç.

Farklı bir ifadeyle her ikisi de meşru ve bence saygıya değer birer strateji.

Ama, ikisi birden olsun, derseniz; olmaz, emeğe yazık derim.

Bu cümleden hareketle koordinasyon meclisinin ilk toplantısında, hareketi başlatan ve bu güne ulaştıranların bu konularda yoruma daha az şans veren bir farkındalık ve netliğin oluşması için sunumlar yapmaları ve belki biraz tartışma çok yararlı olur.

Bu noktada dil ve söylem konusunu bir başka açıdan da ele almak istiyorum.

Bana göre etkili siyaset, kitlelerin ihtiyaçlarıyla kendi ihtiyaçlarımız arasında kurduğumuz, bilgiye dayalı ilişki üzerinde oluşturulabilir.

Örneğin, şu an Erdoğan’ı destekleyen kitleler bizim bildirideki gibi bir ülke algılamıyor. Öncelikleri de demokrasi değil.

Onların bir kısmı bütün sınırların çöpe gittiği mahalle kavgasında, kavgaya girenin kazanacağını iddia eden, kendi ülkesi dışındaki coğrafyalardan yeni kazanç kapıları yaratıp, ülkeyi ve halkı zenginleştireceğini vaat eden, “kodumu oturtan” bir lider görüyor.

Bir kısmı ise ciddi biçimde kaygılı. Bu gidişten bir hayır çıkacağından ciddi endişe duyuyor.

Bizler, bu kesime dahi ulaşabilecek bir dili kurmayı bilmiyoruz. Ortada benim bildiğim, savaşın somut ekonomik sonuçları üzerine verilerle yazılmış tek bir bildiri yok.

Anayasa tartışması kapıda.

Peşrev niteliğindeki tartışmalara bakın. AB standartları, bizzat AB tarafından çöpe atıldı. Bu ülkenin çoğunluğu için de referans değildi zaten.

Erdoğan’ın Medine sözleşmesinden geri ve uygunsuz bir metni dayattığını anlatacak sözlüğe de biz sahip değiliz. Bu dilden konuşabilenleri ise pek ciddiye aldığımız söylenemez. (Toplantıda bu kesimden tek örnek Ayhan Bilgen’di sanırım.)

Yoksa neden, sonuç bildirisi heyetine bu kesimin hassasiyetlerini iyi bilen bir kaç kişi koymayalım. Hatta taslağı siz yazın, biz düzeltelim demeyelim?

Ha keza eğitim sistemi.

Eminim dindarların önemli bir kesimi – sekülerlerin tamamı- AKP’nin çocuklarımızın Dünya liginde oynayabilecekleri bir sistemi kuramayacağını anlamış durumda.

Eğitim sistemi/reformu tartışması, her haneye sızabilecek, en temel sorunlardan biri. Dindarların anlamlı bir kısmı da eğitimde Dünya liginin temel kriterinin inançlar olmadığını bilecek kadar küresel. Üstelik bu, bir ülkenin geleceğini tartışmakla da eşdeğer.

Beklenirdi ki, çoktan Eğitim-Sen veya bir parti öncülüğünde, ulusal çapta, uzun erimli bir kampanya başlamış olsun.

Emin olun iki yıldır benzer biçimde yola çıkan ve sönümlenen bloklardan, birliklerden kat be kat yol almış, kıyas kabul etmez bir kitleye dokunmuş olurduk.

Kısacası mesele sayısal değil.

Mesele;

Ne istediğimiz konusunda açık ve net olmak.

Sözümüzü, onu dinleyecek olanı anlayarak, ihtiyaçlarından hareketle söylemek.

Bu güne kadar defalarca denenmiş; hiç bir olumlu sonuç almamış yol ve yöntemleri bu girişimin kapısında bırakmak.

Yenilerini birlikte aramak.