Türkiye Musul’da neden istenmiyor?

11/10/2016

Türkiye Musul’da neden istenmiyor?

10 Ekim 2016 Pazartesi

NİHAT KAYA

Türk devleti ve ordusunun Irak ve Güney Kürdistan’daki varlığına ilişkin Irak’tan gelen tepkiler her geçen gün sertleşiyor. Öyle ki, Irak parlamentosu Türk ordusunun Irak’taki varlığını işgalicilik olarak dahi tanımladı. Görünen o ki, bu tartışmalar önümüzdeki günlerde daha fazla tırmanacak. Fakat işin tuhaf yanı Türk ordusu Irak topraklarına yeni girmiş değil. 1990’lı yıllardan bu yana Güney Kürdistan topraklarında. Ancak Irak parlamentosu ve yetkililerinin açıklamalarında hep Başika’ya vurgu yapılıyor. Ama Türk ordusu bir tek Başika’da da yok. Kanimasye, Bamerne, Şeladize’de ve daha birçok yerde Türk ordusu var. Hem de tankıyla, topuyla. İnsanın kafasında soru işareti yaratan, Irak hükümeti Türkiye’ye karşı bugüne kadar neden sessiz kaldı da şimdi bu kadar sert açıklamalar yapıyor? Sadece bu da değil, neden Başika’dan söz ediliyor da Bamerne’den, Kanimasye’den, Şeladize’den bahsedilmiyor?
Irak’ın bu kararının arkasında hazırlıkları son aşamaya varmış Musul’u kurtarma operasyonunun olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Türkiye her ne kadar PKK’yi bahane ederek Irak topraklarındaki varlığına bir meşruiyet kazandırmak istese de, herkes de biliyor ki Türk ordusu Başika’ya Musul’a müdahale amaçlı geldi. Fakat yapılan son pazarlıklarda Musul’u kurtarma operasyonuna katılacak güçler hesaplanırken, Türk ordusu operasyon dışı bırakıldı. Türkiye’nin tepkisi ve öfkesi buna. Asıl önemli olan Türkiye’nin neden bu kadar ısrarla Musul’a girmek istediği, Irak hükümetinin de Türkiye’yi neden bu kadar ısrarla dışında tutmak istediğidir.
Birinci ve en temel neden Türkiye’nin Ortadoğu siyaseti. Türkiye Ortadoğu’da yayılmacı bir siyaset izliyor. Erdoğan’ın Lozan anlaşmasının bir zafer olmadığını belirtmesi ve tartışmaya koyması bu siyasetin bir ürünüdür. Yeni Osmanlı zihniyeti Musul ve Halep’i hala kendi toprakları görmekte ve hak iddia etmektedir. Irak hükümeti bundan dolayı Türk ordusunun operasyona katılmasını istemiyor, çünkü katılırsa Musul kurtarıldıktan sonra Türkiye hak iddia edecek.
İkincisi de, her ne kadar Suriye ve Irak’ta bir iç savaş olduğu ve savaşın DAİŞ’e karşı olduğu söylensede, bölgede devam eden dünya savaşından kaynaklanıyor. Bu savaşın bir yönü küresel güçlerle bölgedeki statükocu güçler arasında bölgenin statüsünün yeniden şekillendirilmesi üzerine yürütülüyor. Savaşın ikinci ayağı İran ve Türkiye gibi bölgedeki statükocu güçlerin kendi arasında devam eden etki alanını genişletme mücadelesidir. Savaşın üçüncü ayağı ise, ki görünen yüzüdür, bölgedeki guruplar arasında şu an devam eden savaştır. Suriye ve Irak başta olmak üzere Ortadoğu genelinde gözler önünde yürütülen tek bir savaş var, ama görünürde olmayan iki savaş cephesi daha var. Şu an Ortadoğu’daki savaşın kolay kolay durmamasının ve güçler arasında cephelerin netleşmemesinin temel nedeni de bu üç savaşın iç içeliğidir.
Musul’a yönelik şu an bu üç savaş birlikte ve iç içe sürdürülüyor. İran Şii Irak hükümetine, Türkiye de Sünni halkın ve siyasi güçlerinin Musul’daki yoğunluğuna dayanarak söz ve hak sahibi olma mücadelesi veriyor. Küresel güçler de bir taraftan İran ve Türkiye’yi diğer taraftan bölgedeki yerel güçleri kullanarak sonuç almak istiyor. Yerel güçler de hem bölgesel hem de küresel güçleri kullanarak etkinlik sağlamaya çalışıyor.İran ve öncülük ettiği Şii cephe, ki Irak hükümeti de bunun içinde, Türkiye’yi istemiyor. Türkiye’de bölgeki kaostan kârlı çıkmak için ısrar ediyor.
Üçüncüsü, Türkiye’nin DAİŞ ve bölgedeki Sünni aşiretler ile olan ilişkileridir. Askeri ve siyasi olarak şu an Sünni cepheyi idare eden güç Türkiye’dir. Iraklı Sünni lider Tarık Haşimi’yi yanına çekmiş ve Musul eski valisi Esil Nuceyfi’nin başkanı olduğu Sünni örgüt Heşdi Vatani güçlerinin hamisi konumundaki Türk devletinin Musul ve çevresindeki aşiretler üzerinde büyük etkisi olduğu biliyor. Türkiye-DAİŞ ilişkisi de zaten ilk günden bilinen bir gerçek. Tüm bunlar dikkate alındığında Türkiye’nin Musul operasyonuna katılmasının Musul operasyonuna çatışmaları yumuşatma şeklinde bir etkisi yapacaktır. Ama öte yandan dünyanın hepsinin öfkesini üzerine toplamış DAİŞ’e de elbise değiştirme imkanı sunacaktır. Bunu da Cerablus’ta olduğu gibi Türkiye’nin yardımıyla yapmaya çalışıyor. Türkiye’de bu konuda ona yardım ediyor. Türkiye’nin yaptığı ya da yapmak istediği şey teşhir olan DAİŞ’ın yerine Heşdi Vatani gibi bir gücü Musul’un idaresine yeniden getirmektir. Bu şekilde nasıl ki 2014’te Esil Nuceyfi ve başkanı olduğu Heşdi Vatani güçleri Musul’u DAİŞ’e devrettilerse, şimdi de DAİŞ’ın Musul’u Esil Nuceyfi’ye teslim etmesini öngörülüyor. Bu devir teslim işlemi savaşın şiddetini yumuşatır, ama DAİŞ’ın bölgede kılıf değiştirerek kendini sürdürmesini sağlar.
Türkiye’nin de esas amacı zaten Ortadoğu ve dünya üzerinde etkinliğini arttırmak için başını çektiği Sünni cepheyi güçlü tutmaktır. Bunun için de DAİŞ gibi radikal İslamcı güçleri ayakta tutmayı amaçlıyor.
İşte bu yüzden Türkiye’nin Musul operasyonuna girmesinin bölgede devam eden Şii-Sünni çatışmasını daha fazla derinleştireceği ve Irak’ta devam eden savaşın daha fazla kızışmasına neden olacağı kaygısı taşınıyor. Bundan dolayı da Türk ordusunun Musul operasyonuna katılması istenmiyor.

868
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA