Türk Kürt ittifakı ile yeni Türkiye 

24/07/2016

A. Haluk Ünal

Yeni İktidar Bloku (YİB) öngörülenden erken dağıldı.

Daha önce TSK ile AKP ittifakının, tarihen kimsenin hayal bile edemeyeceği bir güç alanı yarattığını yazdım.

T.C. yi hep %30 la yöneten kurucu güç, artık % 70 le yönetecekti.

Bu da tarihen en geniş iktidar blokunun oluşması anlamına geliyordu.

Böylesi bir genişliğin yeni çatışma dinamiklerini de beraberinde getireceğide belliydi.

Demeye kalmadı 15 Temmuz süreciyle yüzleştik.

Müthiş bir hız ve boyut kazanan devlet içi çatışma, muhalefetin de hızını tetikledi.

22 Temmuz’da açıklanan “Acil Demokrasi” bildirisi, 24 Temmuz’da Taksim’de gerçekleşen CHP mitingi, Demokrasi cephesinin fiilen gelişmesi anlamını taşıyor.

AKP’nin gücüne ilişkin analizlerde sol, 14 Temmuz gününe kadar iki ana eğilimde toplanmıştı.

Azınlık tarihinin en güçsüz döneminden geçtiğini söylüyorduk.

Çoğunluk ise en güçlü dönemine girdiğini söylüyordu.

15 Temmuz azınlıkta kalan analizleri doğruladı.

Erdoğan’ın SOS çağrısıyla sokağa çıkan güçlerin hem sayısının belirgin azlığı, hem de AKP kitlesinin ortalama dindar profilinin ötesindeki, cihatçı tutumları ile militan güçlerini test etmiş olduk.

Kamuoyu araştırmalarının da yıllardır söylediği gibi, dindarların önemli bir kesimini alternatifsizlikten AKP ye oy vermeyi sürdürüyor.

SOS çağrılarına rağmen sokağa çıkmayı tercih etmemesi de kafalarının iyice karıştığının bir göstergesi.

CHP’nin bu gün gerçekleştirdiği miting de, kabul ettiği kitlesel bileşim de geleneksel çizgisinin dışında.

Belki alanda Kemalizme yeniden ruh üflemeye çalıştılarsa da eskisi gibi olamayacağını yine miting göstermiş olsa gerek.

En azından artık altı da üstü de CHP akl, Kemalizmi 78 milyona güven verecek ve topluma yeni bir çimento sunacak tarzda yorumlamaksızın, erime ve çürümenin onları beklediğini anlamış olmalarını umalım.

Baş çelişki toplumun demokratik değişim potansiyeli ile statüko arasında

Şimdi asıl iş ülkedeki değişim, huzur ve refah isteyen milyonların  sözünü kurmakta.

Bu söz sloganlarla, ideolojik yaklaşımlarla kurulmaz.

En doğru ve süzülmüş Dünya görüşü, en karmaşık meseleleri, Ayşe teyzeye tercüme edebilmeyi sağlar.

Aksi takdirde siyaset yapıyor olmayacağınız için toplumsal siyaset sahnesinde de yeriniz olmaz.

Son otuz yıldır bu ülkede değişim talebi hem AKP hem CHP hem de Kürt toplumunda önemli bir sayıya ulaştı.

Ancak değişimin kimlikleri aşan bir öznesi olmadığı için, söz konusu kitle de bir merkeze doğru harekete geçemiyor.

HDP’nin Cumhur Başkanlığı kampanyasıyla beraber Demirtaş’ın araştırmalarda %29 lara ulaşan sempatisi bunun açık bir kanıtı.

Bu sempatinin kaynağı da halkın onda değişimin yerli ve yeni kendilerinden olan imgesini görmeleri.

Haziran’dan bu yana itildiği ve çekildiği noktada HDP bu rolünü yitirmiş gibi görünüyordu. Ancak şu anda yeniden değişime öncülük edebilecek bir fırsat önümüzde duruyor.

Bu kez belki doğrudan HDP markasıyla olmayacak bu öncülük.

Ama gerek HDP projesinin tasarımcısı KÖH, gerek HDP’nin biriktirdiği deneyim, bu süreçte çok önemli bir rol oynayabilir.

HDP’nin Demirtaşta simgeleşen en belirgin özelliklerinden biri olan komplekssiz, partizanlıktan uzak tarzı ve söylemi, tam da şimdi ciddi bir muhalefet blokunun oluşmasında önemli bir moderasyon sağlayabilir.

Burada kritik nokta baş çelişkiyi doğru tespit etmekte.

Eğer HDP 7 Haziran’dan bu güne yaptığı gibi anti-AKP/Anti Erdoğan ekseninde söylem üretmeyi sürdürürse sadece onun oynayabileceği tek rolü, tek ayrıcalığını yine yitirmiş olur.

Bu da hem CHP’nin hem de AKP nin geleneksel statükocu güçlerinin ekmeğine yağ sürer.

Oysa hiç çekinmeden komplekssiz bir biçimde değişimin ve “Yeni Türkiye” projesinin yalın, kitlesel okumaya uygun biçimde içini dolduran bir metin, bir anayasa çekirdeği bütün partilerdeki değişim güçlerini ortak sivil bir merkeze (örneğin demokrasi cephesine) doğru harekete geçirir.

Eğer sola hakim olan soyut, slogancı, şabloncu demokrasi diktatörlük ikilemine hapsolursak, buradan çıkış olmaz.

Ve görürüz ki, hem saray hem de TSK içindeki Kemalist güçler kendilerini tahkim ederler.

Egemen güçler şimdiden profesyonel ordudan, içişlerine bağlanmış jandarmadan açıkça söz ediyor.

AKP bu kez Kemalist subaylar niyeti bozarsa nasıl önleyecek bilemiyor.

varolan TSK Saray ittifakının bu koşullarda TSK ağırlıklı bir hale zaten geçtiğini biliyorduk. Şimdi siklet merkezi yeniden tamamiyle Kemalistlerde.

Bu noktayı en azından KÖH’ün göreceğini umuyorum.

Demokrasi cephesi ancak değişimin öncülüğünü, programını ortaya koyarsa, hızla başka bir evreye geçeriz.

Bu süreçte Öcalan’ın dilinde tüy bitiren Türk Kürt ittifakı ile gerçekten bağımsız ve özgür bir ülke yaratma imkanını bu topluma cesaretle ve inandırıcı biçimde KÖH den başka kim hatırlatabilir?

Avrupa’ya AKP ile göçmen pazarlığı yerine Rojava koridorunun acilen tamamlanmasının Avrupa’da at koşturan IŞİD’e en etkili ilaçlardan biri olacağının güvencesini kim verebilir?

Radikal demokrasinin tam zamanıdır!