Duvardaki yazı, baş çelişki ve HDP

15/11/2015

A. Haluk Ünal

Geçtiğimiz hafta yayınlanan “Kusursuz Fırtına ve HDP” başlıklı yazımla, HDP’ye oy veren ve elim kalem tutan herkesin katılması gerektiğine inandığım; – HDP yönetiminin de ihtiyaç ve duyarlılık içinde olacağını umduğum- iç tartışmaya şahsi gözlemlerimi, önerilerimi katmaya çalıştım.

Yazı, umduğumdan çok öte bir teveccühle karşılandı. Üstelik oldukça geliştirici geri dönüşler de aldım.

Aynı doğrultuda biraz daha derinleşmenin tartışmaya katkı yapabileceğini düşünüyorum.

Kısaca hatırlatmak gerekirse, geçtiğimiz iki yıllık sürece dair bir özeleştiri olacaksa HDP’nin ta kuruluşundan beri taşıdığı yapısal dilemmaya uygun kollektif bir farkındalığı geliştiremeyişimiz ile 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde izlenen yanlış stratejiler (“seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla savrularak, pozitif, alternatif, somut söylemi terkedip, anti AKP kampın koç başı olmak; Türk demokrat ve liberallerinin SHP lileştirme kuşatması karşısında PKK mevzusunda steril söylem ve alan arayışı) olduğunu ileri sürmüştüm.

Bu noktaya başka bir açıdan da bakmakta yarar olabilir. Aynı yazıdan yine bir başka hatırlatma ile başlayayım.

Bu gün Türkiye sınırları içinde varolan Ortadoğu çapında iki güç var. Birisi AKP diğeri ise PKK.

Her ikisi de Ortadoğu’da oyun kurucu durumundalar.

Türkiye’de (ve Ortadoğu’da) iktidarın bir kulpunu AKP’nin yarattığı yeni iktidar bloku (YİB) tutuyor; diğer kulpunu ise PKK’nin yarattığı demokratik, özgürlükçü muhalefet bloku…

Burada iktidardan kastedilen dar anlamıyla devleti yönetmek değil elbette; ülkenin yönelimini temsil eden bileşkeyi yaratan ana vektörlerden söz ediyorum.

Burada oyun kuruculuğu yine dar anlamıyla, aktüel siyasete yön vermek olarak almak doğru değil.

Çok daha önemli olan her iki parti de Türkiye ve Ortadoğu bağlamında kapsamlı birer teklif (new deal) ve bunu taşıyan söylemin sahibi.

AKP’nin “neoliberal islamcılığı” ile PKK’nin “radikal demokrasi” teklifleri birbirininin rakibi iki ana akım politiko-kültürel bütünlüklü teklif.

Bu gerçeklik her hangi bir tarihte değil de, andaki gibi Türkiye’yi birarada tutan hiç bir ideolojik, kültürel çimentonun kalmadığı bir ortamda çok başka bir önem ve değer kazanıyor.

AKP’nin son 15 yıldır gösterdiği başarıyı, “hileye, makarnacı, kömürcülere,” bağlayan CHP aklından (eski rejim, eski çimento) bir adım ötede açıklamak isteyen herkesin, bu çok katmanlı rıza ilişkisini analiz etmesi şart.

Türkiye sınırları içinde izdüşümünü HDP’de bulan KÖH projesiyle AKP yi eşitlememden rahatsız olanlardansanız, bir kez de başka bir açıdan bakışa fırsat verin derim.

Çünkü bu tür analiz çabalarında işlev ve sonuçlar daha önemlidir.

Ve her yurttaşın tercihi, kendisi için “kaliteli olandan, kötünün iyisi”ne izafi bir skalada tasnif olur.

Siyasi iddiası olanların ise, mevcut toplam yurttaş sayısı içinde çoğalmaktan başka meşru ve adil başka bir yolları olamaz.

Bu nedenle HDP’nin taşıyıcısı olduğu teklife destek ve katkı vermek isteyenler olarak, AKP’nin tek alternatifi olabilecek siyasetin, AKP karşıtlığı üzerinden geliştirilmesi, Anti AKP cephenin okazyonel koç başı olmaktan elde edilecek kısa vadeli çıkarların siyasetimizde gelenek yaratması son derece sakıncalıdır.

Zaten yolda bulduğunu yolda kaybedermiş insan. Öyle de oldu.

Bu gün varolan %11 HDP’de Ortadoğu çapında bir alternatif ekonomiyi, yaşamı, siyaseti, ve ahlakı görenler.

Şimdi önemli olan bunun bütün topluma gösterilebilmesi.

Yaşasın sosyalizm soyutluğundan çıkıp, yaşasın “yeni yaşam, büyük insanlık” soyutluğuna düşmeden kendi “hikayemizi anlatmaya” başlamak.

Milyonlarca insandan devrim hayali kurmasını beklemek gençlere yakışır bir naiflik. Siyasi tarih, devrim hayalini her zaman azınlıkların göreceğini, büyük çoğunlukların ise kendi “küçük, somut” yaşamlarından harketle tekliflere ilgi göstereceğini kanıtlayan binlerce sayfayı barındırıyor.

Devam edelim.

Yazının başında ve bir önceki yazıda söz ettiğim kollektif depresyon, hayal kırıklığı vb. olup bitenleri Türkiye sınırları içinde sanan biz Batı’lıların hezeyanları.

PKK’yi suçlamak, siyasi ayar vermeye çalışmak da, dilemmaya çare bulamayıp, Batı’da fenersiz yakalandığımız ara dayağının çaresizliğiyle beslenen aynı hezeyanın başka görünümleri bence.

Devletin müzakere masasını devirip, müzakereyi askeri araçlarla sürdürmesine KÖH, öz yönetim ilanlarıyla yanıt verdi.

Hangi birliğe bağlı oldukları bilinmeyen, yerel idari amirleri takmayan, “öldürme lisansı” olan profesyonel güçler, TSK tankları desteğinde, tekbir getirerek, mahalleleri haritadan silme kuşatmaları yaptılar.

Onbinlerce insan, günlerce susuz, ekmeksiz, elektriksiz, telefonsuz bırakıldı.

Özellikle de Silvan, – bence boşuna 11 gün sürmedi- her iki taraf açısından da stratejik bir yüzleşmeydi.

Dün “bitti”…

Belirli bir yaşın üzerinde olanların tecrübesi ne bekler?

Devlet elinden çıkmış “zafer” fotoğrafları.

Sıra sıra kaldırıma yatırılmış “terörist” cenazeleri, yüzlerle ters kelepceli YDG-H militanı, bir iki havuz medyasında boy gösteren itirafçı filan.

Dün Anadolu Ajansının sefaleti dışında bir bileniniz bir duyanınız var mı?

Tersine – hadi geçelim bu gün kazandık diye ateşler yakan binlerce Silvanlıyı- bütün karartmaya rağmen 30 merkezde devletin tankıyla topuyla özyönetim ilan eden mahallelere giremediğini düşünmemiz için sayısız alamet mevcut değil mi sizce de?

Silvan sürecinden iki resim bütün sürecin en veciz özetini veriyor bence?

Resimlerden birisi saray gladyosunun bıraktığı duvar yazısı.

“Türksen övün, değilsen itaat et”

İkinci resim, ilçeyi terkeden askeri güçlerin halkın açtığı koridordan çıkışı sırasında, askerlerin ve halkın beden dilinin söyledikleri.

Peki hala bu iki büyük gücün savaşının Batı HDP’ye göre dizay edilebileceğine inanıyor musunuz?

Tersine bu savaşın parametrelerine göre İzmir’de, İstanbul’da vb. nasıl bir siyaset geliştireceğimizi tartışmamız lazım.

İşte tam da burada bir kültürel mücadele ağının organize edilmesi çok yaşamsal.

Geçen yazının sonunda önerdiğim iki çalıştay veya arama konferansı da bu ağın iki ana unsuruna ait.

Birisi kültür ve sanat insanları çalıştayı ki, kültürel mücadelenin içeriğini üretirler.

İkincisi yazılımcılar, sosyal medya ve medya uzmanları bu içeriğin etkin biçimde paylaşılacağı mecraları yaratırlar.

Biz batıdakiler unutmayalım ki, işin özü, (baş çelişki) duvardaki yazı!