Kürtlere fırsat verirsek, ne yapacaklar?

02/08/2015

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ANF’ye verdiği söyleşide

“Kürtlerin özgürlük ve demokratik taleplerini kabul etmeden Kürtleri susturma, iradesini kırma mümkün değildir. Varlığını ve özyönetimini kabul edeceksin, Kürtlerin varlığını ve farklı bir ulusal topluluk olmaktan kaynaklı haklarını anayasal ve yasal güvenceye kavuşturacaksın. Anadilde eğitimi tanıyacaksın. Bu temelde Kürtler Türkiye demokratik ulusunun bir parçası olarak var olacaklar;” diyor.

Kürt isyanının sözcüsü ne kadar açık ve yalın özetlemiş.

Birleşmiş Milletlerin kuruluşuna temel olan ilke neydi, hatırlayacak mısınız?

Ulusların kaderlerini tayin hakkı, değil miydi?

Kürtler, Ortadoğu’da yaşayan 80 milyona yakın bir halk.

Bunun yirmi milyona yakını bizim topraklarımızda.

Ve gelinen noktada çok ciddi bir ulusal uyanış sergiliyorlar.

Kendi iradeleri dışında dört parçaya bölünmüş, sömürgeleştirilmiş bir toplum. Senden benden binlerce yıl öncesinden buralarda yaşıyor.

Hem sosyal hem siyasal hem de kültürel bir soy kırıma uğratılmaya çalışıldılar.

Direndiler, ayakları üzerinde doğruldular ve 21. Yüzyılın başında yeniden toplumsal bir uyanış geliştirdiler.

Kuzey Irak’ta Barzani Talabani, Türkiye, Suriye, İran ve yine Irak’ta Öcalan, toplumsal, siyasal, kültürel ve iktisadi haklarını talep ediyorlar.

4 partiden söz ediyorum: PKK, KDP, KYB, PYD…

Bu partilerden en büyüğü ise PKK (Kürdistan İşçi Partisi).

180 nin üzerinde ülkede bürosu bulunan. Türkiye Kürt coğrafyasında %80 oranında HDP’yi destekleyen, kuzey Suriye’de (Rojava) ise, 3 kantondan oluşan çok uluslu anayasal bir oluşumun öncülüğünü yapan, 40 bine yakın gerillayı yönlendirdiği iddia edilen bir parti.

Giriş paragrafında Karasu’nun yalın biçimde özetlediği taleplerin mücadelesini veriyor.

PKK ile PYD kardeş partiler ve her ikisinin fikri lideri de Öcalan.

PKK Türkiye’de bunları isterken PYD bu istekleri gerçekleştirebilecek gücü de elde etti.

Peki Öcalan takipçileri fırsatını bulduğunda kendi kaderlerini tayin hakkını ne yönde kullandı?

Okumayan tek bir Türk kalmayana kadar sabırla tekrar etmek gerektiğine inandığım Rojava anayasasında zihniyetlerini somutladılar. (https://unalhaluk.com/2015/04/16/rojava-anayasasi )

Bence tamamını mutlaka okuyun; buraya yalnızca giriş bölümünden iki paragrafı alıyorum.

“Rojava Toplumsal Sözleşmesi

Giriş

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için. Savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.

Demokratik Özerk Bölge Yönetimleri; ulus-devleti, askeri ve dini devlet anlayışını, aynı zamanda merkezi yönetimi ve iktidarı kabul etmez.”

Gördüğünüz ve okursanız göreceğiniz gibi, Türkiye’de talep ettiklerini, Suriye’de siyasal ve askeri güçlerine, yani önemli bir çoğunluk olmalarına rağmen, kimseden esirgemiyorlar.

Şu anda Erdoğan kliğinin faşist İslam Devleti ile parelel olarak savaş açtığı işte bu zihniyet.

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, hayatınızda hiç bu kadar medeni, insani bir anayasanız oldu mu?

Böyle bir anayasa yazacak kalitede sözcüleriniz, vekilleriniz oldu mu?

Üstelik Erdoğan’nın sözcüsü havuz medyası bu zihniyeti faşist İD’nden daha tehlikeli ilan ediyor.

Bizim adımızı taşıyan devlet (T.C.) bizim paramızla alınmış silahlarla, yoksul çocuklarını, bu zihniyeti yok etmeye gönderiyor.

Siz de “oh” diyorsunuz. Oh demeseniz bile en azından susuyorsunuz?

Başınızdan eksik etmediğiniz T.C. şapkalarınız faşist İslam Devletiyle açık bir işbirliğinin tarafı haline getiriliyor; hiç rahatsız olmuyor musunuz?

Böyle bir anayasayı yazan, benzer bir anayasayı Türkiye için talep eden bir topluluğa savaş uçağı yollayanlara suskun kalmak, bölücülüğün ta kendisi değil mi?

Bu duruma susmak, asker, polis, gerilla, ölen, ölecek gençlerin kanına elimizi bulaştırmaz mı?

Öcalan yanlısı Kürtlerin fırsat bulduğunda ne yaptığı Rojava’da kanıtlandı.

Biz Türkler kendi kaderimizi ne yönde tayin edeceğiz?

Bu günlerde tartıştığımız konu aslında tam da bu.