HDP’nin arkasında kim var?

05/06/2015

Demirtaşın ve HDP adaylarının yarattığı tarihen eşine az rastlanır sempatiye rağmen, Partiye dönük kuşkular bitmiyor.

Bu, sempati ve kuşku sahiplerinin en çok takıldığı iki noktadan birincisi HDP’nin bölücü olduğu “düşüncesi”.

İkincisi de arkasında PKK’nin olduğu ve yönetildiği iddiası.

Birinci “düşünce” ile ilgili basitçe anlatmaya çalışayım. Bir tepside meyvalar var. Elma, armut, üzüm, incir, kavun, muz, bu tepsiden ne diye söz ederiz?

Bir tepsi meyve; doğrudur. Ama bir tepsi muz diyemeyiz.

Garson gelip de “ne meyve veriim abime” dediğinde “neler var” dersiniz, genellikle.

O da sayar, elma, armut, çilek, erik vs.

Sosyolojinin de böyle dilsel kuralları var.

Aynı dile konuşan, ortak bir tarihe, kültüre sahip topluluklara eskiler millet, yeniler de halk diyor.

Anadolu tepsisi de bu açıdan çok verimli, bereketli bir toprak.

Ama bir istisnası var. Bu topraklarda yaşan herkese sen elmasın denmiş. Değilim diyeni de kesip, atmışlar. O kadar çok kesmişler ki, hayır diyecek kalmadığı gibi, kalan bir avuç da korkusundan tamam ben elmayım demek zorunda kalmış.

Bu sır böylece toprağa gömülmüş.

Şimdi ne yapacağız, küresel çağdayız, internet denilen teknoloji sayesinde hiç bir sır iki yıldan fazla saklı kalamıyor.

Anadolu tepsisinde sadece elmalar olmadığını artık sağır sultan bile duydu. Bunun öncelikli sebebi de kapitalizmin teknoloji devrimine uyum sağlamamız.

1923 te verilmiş olan “Ortadoğu, Arap ve Fars dünyasından radikal biçimde kopup; Batı dünyasına entegre olma” politikasının sonuçları.

Genellikle de söz konusu kuşkuları dile getirenler, 1923 kararlarını bütün güçleriyle savunuyorsunuz ve kimse bundan ötürü size kızamaz.

O zaman bunun mantıksal sonuçlarına da katlanacak, Anadolu tepsisindeki meyvelerin artık adıyla anılmasını, kokusunun, tadının bilinmesini sineye çekeceksiniz. Parçası olmak için hayranlıkla paralandığınız Batı’nın temel kriterleri artık böyle.

HDP’nin programına aldığı, bu kadar basit ve insani ve evrensel bir talep yani.

Varolan kültürel kümeleri adıyla ve kimliğiyle tanıyalım ki, kimlik meselesi arkamızda kalsın, bu kimliklerin tümü “Büyük İnsanlık” hedefine birlikte ilerleyebilsin.

Her kimliği temel alan ulus devletler yerine, kimlikleri aşan, demokratik uluslara dönüşelim.

Bence kuşkularınız bununla sınırlı kalsa bence HDP’ye oy verecektiniz. Ama zurnanın zırt dediği yer başka. HDP’yi PKK mi yönetiyor; sorusuna içinizdeki erkek, Türk evet diye cevap veriyor.

Önce sormam lazım bu bilgiyi nasıl edindiniz?

Basından…

Hangi basından?

Doğan medya grubu ve Cumhuriyetçi basından.

Çünkü bu bilgiler pompalanırken henüz “yandaş havuz medyası” yoktu.

80 leri 90 ları konuşuyoruz.

Hürriyet Gazetesi başta, “Türkiye Türklerindir” bölücü politikasını alamet-i farika edinmiş matbuat.

Bir parantez açıyorum. Gezi isyanında yandaş medyanın, Alo Fatihlerin rolünü çok iyi gördünüz, biliyorsunuz.

Peki, AKP öncesinde bu ülkede özellikle 80 ler ve 90 larda bu ülkede Alo Fatihler yok muydu?

Bu ülkenin basını özgür ve bağımsız mıydı?

Buna bile evet diyecek noktadaysanız, durumunuz vahim demektir. Çok sürmez, 10-15 yaşlarını süren çocklarınızdan doğru bilgileri almaya başlar, boşu boşuna hıncınızı o çucuklardan çıkartırsınız.

Siz Genel Kurmay paşası olsanız, her on yılda bir darbe yapsanız, ülkede sizin onayınız olmadan muhtar bile seçilmemesini sağlamaz mıydınız? Hani canım iyi niyetle, rüştünü ispatlamamış bu millet davulcuya zurnacıya kaçmasın diye, yapmaz mıydınız?

Bunu sürdürebilmek için toplumun bilgi havuzunu düzenlemeniz gerekmez miydi?

Bu gün AKP’nin yaptığı klasik Osmanlı siyasetini siz de gütmez miydiniz?

Yani sürekli bir takım iç düşmanlar tanımlayıp halkın önemli bir kesimini bu düşmanlar karşısında çaresiz bırakıp, kendinize muhtaç etmez miydiniz?

Sonuç olarak siz, en az sizin kadar akıllı bir devlet yönetimince yürütülen psikolojik savaşın ürünüsünüz.

Beyninize doldurulmuş bilgilerin başka bir kaynağı da yok.

Eğer PKK’yi orjinal kaynaklarından ya da hayranı olduğunuz Batı’nın gerçekten tarafsız demokrat bilgi kaynaklarından incelemiş olsaydınız, zaten bu kuşkunuza yer olmayacaktı.

Neden mi?

Öncelikle Kürt halkının Türkler bu topraklara gelmeden çok önceleri, binlerce yıldır bu topraklarda yaşadığını, devletler kurduğunu ve Osmanlı dönemi de dahil bu coğrafyanın Kürdistan olarak anıldığını, biliyor olurdunuz.

Kürtler PKK hareketinin doğuşuna 29. İsyan adını veriyor. Peki, 29 kez neden isyan etmiş bu toplum? Neye karşı ve ne için?

Sizi zor durumda bırakmak istemem ama, kendinize sorun diyeceğim; siz hangi koşullarda, bir isyana katılırdınız?

Nedir sizin için kabul edilemez, canı pahasına evet denemez olan şeyler hayatta?

Ya da şöyle sorayım. Çok iyi bildiğiniz Batı tarihinde isyanlar hangi nedenlerle ortaya çıkmıştır?

İşte PKK de benzer nedenlerle ortaya çıkmıştır.

Kurulduğu 1978 den ikibinlere kadar içinden çıktığı Türk solu gibi Marksizmin Stalinist yorumuna bağlı, hepimiz gibi silahlı mücadeleyi siyasi mücadelenin zorunlu kardeşi kabul eden, bir zihniyeti temsil etti.

Bu nedenle de hepimiz gibi eril, merkeziyetçi, tekçi bir örgüttü.

Benim izleyebildiğim kadarıyla Öcalan’ın zihniyetindeki büyük kırılma 1994 de başladı. Şam’da  Türk solunun liderlerinden Mahir Sayın’la bir söyleşi yaptılar.

Bu söyleşide Öcalan’ın açılımları, tezleri, kayıt altına alındı ve nihayetinde de bir kitap olarak basıldı. Sıkı durun adını da söylüyorum: Erkeği öldürmek.

Amman yeni kuşkuyara gark olmayın. Öcalan bu kitapla bütün Türk erkeklerini öldürtüp, kökümüzü kurutmayı filan sağlık vermiyor.

Hitap ettiği erkekler ve kitabın konusu da içimizdeki erkeği öldürmek.

Yine aman diyorum, hepimi kastre etmek gibi bir hedefi de yok.

Kitabın önermesi; toplumlar, kadınlar özgürleşmeden özgür olamaz, tezi.

Bunun için beş bin yıldır hem erkeğin hem kadının bilinç altına yerleşmiş erkek egemen zihniyetin yok edilmesi gerektiğini anlatıyor. Erkek zihniyetini öldürmeksizin insanın insanileşmesinin, cinsiyetçi toplumdan kurtulmasının imkansız olduğunu ayrıntılı biçimde anlatıyor.

Bu kitapla başlayan zihni değişim, Stalinizmle, reel sosyalizmle, pozitivizmle hesaplaşmaya kadar sürüyor.

Bu arada tutuklanıp, İmralı adasında hapsedilen Öcalan, hapisane ve tecrit koşullarında da okumayı araştırmayı sürdürüyor, köklü ve radkal özeleştirisini derinleştiriyor.

Geldiği nokta tekçiliğe, merkeziyetçiliğe, lider kültürüne, cinsiyetçiliğe, doğaya egemen olma zihniyetine, doğrunun tekliğine ve mutlaklığına karşı alternatif bir tarih ve toplum yaklaşımı.

Bu felsefe, ya da “Apoçi”lerin deyimiyle “yeni paradigma” Rojava Anayasasında somutlanmış. Anayasalarının temeli olan zihniyetin Öcalan felsefesi olduğunu çok açık ve net ifade ediyorlar. (sadece onlar değil, kanton parlementosuna seçillmiş -afedersiniz- bütün hakların temsilcileri de böyle söylüyor)

HDP’nin programı ve Anayasa teklifi de Rojava’nınkine çok benziyor. Yani “Öcalan felsefesi” HDP’ye de ilham vermiş görünüyor.

Son bir hatırlatma HDP nin bileşenlerinden birisi eski adıyla BDP.

BDP, geçmiş seçimlerde %6 oy oranına sahipti.

Bu gün bileşeni olduğu parti HDP ise en az % 12, bence %15 oy oranına sahip. Bütün kamuoyu yoklamaları bunu doğruluyor.

Yani eğer gerçekten iddia ettiğiniz gibi HDP’nin arkasında PKK ve Öcalan varsa “Öcalan felsefesi kitlelerde de sempati toplamış ve hızla kitleselleşmiş, Türkleri de kuşatmış görünüyor.

Bunun altında da bir bit yeniği var mı; bilemem?

Var diyene de nefesi kuvvetli bir hocaya tez zamanda okuyup üfletmesini ve vereceği muskayı sürekli taşımasını sağlık veririm.

Çünkü üç vakte kadar HDP sizi de ikna edecek; benden söylemesi.