Rojava Günlüğü – 15

21/05/2015

Tanrıların Ağacı

A. Haluk Ünal

Gözünüzü yumun ve hayal edin; uçsuz bucaksız zeytin bahçeleri.

Tanrıların ağacı.

Dağlar, ormanlar, kiraz, elma, erik, şeftali, yenidünya, muz bahçeleri.

Hiç bir zaman durmayan rüzgarla salınan, sapsarı uçsuz bucaksız buğday başakları.

Ne Ege ne de Akdeniz, burası Afrin (Efrin).

25 milyon zeytin ağacı var, bu güzelim memlekette.

Doğa bununla da kalmıyor, benim gibi tüm “ecnebiler”i yemyeşil bir zeminde, yabani güllerin parlak kızılıyla, hardal çiçeklerinin hüzünlü sarısından oluşan kanton bayrağıyla karşılıyor.

İlk durağım asayiş komutanlığı.

Bir izin belgesi almaksızın kontrol noktalarından geçip, Afrin merkeze ulaşmak mümkün değil.

Asayiş komutanı benim 25 kiloluk ekipman çantasına bakıp, geliş nedenimi dinledikten sonra “makul şüpheyle” kime göndereceğini düşünmeye başlıyor.

Bunun bedeli de hürmetlisinden bir menengiç kahvesi ikram edilmek varken, standart çaya mahkum olmak.

Kürtçe, telaşla atılıyorum; “be şeker.”

Bu, öyle basit bir konu değil. Rojava insanı, eğer şekeri çay demliğine koymamışsa, servis sırasında yarısına kadar bardağa doldurup getirir. Şekersiz içene de uzaydan gelmiş gibi bakar.

Tam o anda içeriye giren 20 yaşlarında flinta gibi bir delikanlı, çayı şekersiz içen “makul şüpheli ecnebi”nin yarattığı sessizliği bozuyor.

Adetten, delikanlı herkesin elini tek tek sıkıp selamlaşıyor.

En son olarak da ahşap, salaş büro masasının arkasında oturan komutanın elini sıkarken; komutan başını uzatıp, oğlum, diye gülümsüyor.

Kürtçe beni tanıtıyor; Cezire ve Kobane’de belgesel çekmiş şimdi de burada çalışacakmış.

Delikanlı çat pat Türkçe biliyor.

Babasının derdi, oğlunun Türkçesi sayesinde, hakkımda biraz daha derinleşmek aslında.

Delikanlıyı soru yağmuruna tutuyorum.

Sonunda laf istediğim yere geliyor ve delikanlı gururla Halep’te savaştığını anlatmaya başlıyor.

Ben de hemen can alıcı soruyu patlatıyorum; Heval Dijvar’ı tanıyor musun?

Bu kez gözleri daha da parlıyor; beraberdik, komutanımdı.

Peki Jiyan’ı tanıyor musun? Tanımaz mı? O da bütün birliğin komutanıymış.

Dijvar şu anda Kobane savaşının efsanevi komutanı.

Jiyan ise Afrinli; YPJ merkez komutanlarından, arkadaşlarının ağzından söküp aldığım üzre, Halep savaşı dahil birçok savaşın efsane isimlerinden ve hikayemin ana karakteri.

Bu arada itiraf etmeliyim ki, Jiyan’ın Halep savaşının komutanı olduğunu da böylece öğrenmiş oluyorum. Normal şartlarda bu durumu benim dikkatsizliğime bağlayabilirdik. Ama Rojava’da, YPJ kültürünün temellerinden olan, mütevazilikle açıklıyoruz.

Her ikisinin de arkadaşım olduğunu duyunca, delikanlının bir boynuma sarılmadığı kalıyor.

Böylece “makul şüpheli” statüsünden; “heval” statüsüne terfi ediyorum.

Kahveleri -hem de şekersiz- içtikten sonra, bir araçla Ronahi Tv’nin sorumlusuna doğru yola çıkıyoruz.

Orada dilimizi çok güzel konuşan heval Özgürle de böylece tanışıyorum.

Türkçesi gibi zihni de pırıl pırıl bir kadın. En büyük sıkıntısı kağıda basılı kitap bulamamak.

Ben de Antep’te okuyup bitirdiğim sevgili İsmail Güzelsoy’un son harikulade romanını (Değmez) hediye ediyorum.

Sohbetin sonunda önceki kantonlarda iyi bildiğim kuralı anlatıyor.

Ağırlanacağım kurumsal nokta kanton kültür merkezi. Bütün diğer işlerimin halledilmesinde de onlar yardımcı olacaklar.

O da beni bir araçla kültür merkezine uğurluyor.

Beklediğim gibi kültür merkezi yönetiminden bir yetkili (heval Zozan) hiç zaman kaybetmeksizin benimle kısa bir toplantı yapıyor.

Sonra bütün kantonlarda olduğu gibi, ilk randevuyu almak için sivil kadın örgütlenmesi (Yekitiya Star)sorumlusu heval Rojalat’ı arıyor.

Telefonu kapattığında ertesi gün randevu vereceklerini söyleyip; Kültür merkezini gezdirmeye, yöneticileri ve kadrolu sanatçılarıyla tanıştırmaya başlıyor.

Rejimden kalma tipik “Baas mimarisi” bina, yer üstünde iki kat ve bir bodrum katından oluşuyor.

Üst katlarda, ofisler, toplantı ve çalışma salonlarıyla, 340 koltuklu, çok amaçlı bir salon var.

Bodrumda ise film bölümünün kurgu ve ekipman odalarıyla, müzik bölümünün kayıt odası mevcut.

Biri alaylı, ikisi Şam’da sinema okumuş üç genç yönetmen ile eğitim sürecindeki gençlerle tanışıyoruz.

Yaptıkları klipleri, düzenledikleri kayıtları izliyor ve dinliyorum. Çok yetenekliler. Özellikle müzik bölümü hayranlık verici enstrümanistler ve vokaller barındırıyor.

Tek sorun hiç kadın sanatçıyla tanışmamam.

Sorduğumda, toplumda geleneksel bakış açısının (güçlü bir muhafazakarlık diyebilirim) yeni yeni kırılmaya başladığını, bir çok alanda kadınlar öne çıkmaya başlasa da, gösteri dünyasında kadınları kabul ettirmenin en zor noktalardan birisi olacağını anlatıyorlar.

Kadınlar, çokça halk danslarında, yeni yeni de tiyatroda varlık göstermeye başlamış.

Gün böylece bitiyor.

Gece kalacağımız eve doğru heval Zozan’ın eşliğinde yola koyuluyoruz.

Kapıda; tanrıların ağacından bir dal, kültür merkezinin logosu uğurluyor.