“Teröristlerin Belgeseli”nin gösterim hakkı var mı?

16/04/2015

 A. Haluk Ünal

Tırnak içinde aktardığım ifade bizzat Kültür Bakanı’nın twitlerinden alındı.

Sayın Çelik, bu konuda seri maillerle hem filmi, hem filmin yaratıcılarını itham etmekle kalmadı. Aynı zamanda Kültür Bakanı’nın yetkilerini de tartışma zeminine taşıdı. Böylece meseleyi, basit bir siyasal polemik konusu olmaktan kurtarıp, bir zihniyet tartışmasının da önünü açmış oldu.

Ancak, “Bakur” belgeseli vesilesiyle başlayan tartışmanın temeli olan fikri mülkiyet, fikri özgürlükler ilişiksine geçmeden önce, bu film vesilesiyle aşılan tarihi bir eşiğin adını koymanın şart olduğu kanaatindeyim.

Film endüstrisini iyi tanıyanlar, bileşimimizin ağırlıkla PKK ve Kürtler konusunda çok mesafeli, kuşkulu, hatta negatif yerlerde durduğunu iyi bilir. Oysa bütün “terör belgeseli” itham ve tehditlerine rağmen, sektör , filmin arkasında nerdeyse firesiz durdu.

Tek tük, bakanlıkla arası bozulmasın isteyenler ile zaten iflah olmaz Kürt düşmanı olanlar dışında hemen herkes, filmin özgürce gösterimini savundu, savunmaya devam ediyor.

Bu ortak tutumun PKK ve Kürtler konusunda bir kanaat devrimi olduğunu sanmayacak kadar sektörün eskilerindenim.

Tersine bence Bakanlık, çok daha değerli bir mutabakatın mümkün olduğunu test etmemize vesile oldu, sağolsunlar.

“Fikrine katılmasam da onu ifade edebilmenin garantisi benim” diyor sektördeki önemli bir kesim.

Evet bu, herkesin Bakur’un – filmi henüz izlemedim- anlattığından bağımsız, gösterim özgürlüğü için tavır alıyor. Ortak payda burada oluşuyor; bu çok açık. Ve bu, yeni tarihi bir eşiğin de geçilmesi anlamını taşıyor.

Şimdi gelelim, işin aslına.

Bakur’u izlemediğim için içinde “şiddet probagandası” iddiasına vesile olabilecek bölümler var mı; bilemem. Ama Rojava’da 5 aydır belgesel çeken biri olarak, PKK kamplarında kimsenin şiddet övgüsü yapmayacağını tahmin edebilecek gözleme sahibim.

Velev ki, yapıyor olsun! Silahlı mücadeleyi savunan, şiddetsiz devrim olmayacağını iddia eden ve sanat alanında faliyet gösteren çok insan tanıyorum. Şu anda vizyonda olan “Küçük Kara Balıklar” isimli belgeselimize de PKK’yi haklı çıkarıyorsunuz iddiası yöneltildi defalarca.

Peki bu konu bir bakanlığın görev alanına girebilir mi?

Kesinlikle hayır! Bağlı olduğumuz AB müktesebatı da bu konuda çok nettir.

AB kriterlerinde de filmler için kırmızı çizgiler vardır.

Şiddete teşvik, çocuk istismarı, ayrımcılık, ırkçılık, cinsel aşağılama ve şiddet suçtur.

Ancak hiç bir AB Kültür Bakanı bu tür durumlarda beyanatlar vermez, twitler atmaz. Çünkü bilir ki bu konu mahkemelerin görev alanındadır. Film gösterime çıkar ve bir savcı, ya da vatandaş hukuk sistemini harekete geçirirse, filmin kaderini hukuk belirler. O noktada da Savcı’nın ya da şikayetçinin bilmesi gereken, uluslararası iletişim standartları bakımından, iddianız uygunsuzsa internet çağında yasakların bitmiş olduğu gerçeğidir.

Oysa ülkemizde Bakanlık kendisini “eser işletme belgesi” (fikri mülkiyet tapu belgesi) vesilesiyle denetim merci olarak görebiliyor.

Eser İşletme belgesi yani fikri mülkiyet tapu belgesi, eserlerin içinde yer alan bütün eser sahiplerinin fikri mülkiyet haklarının takibi ve korunabilmesi için gerekli bir belge. Tıpkı tapu kadastro belgeleri gibi.

Ama tapu daireleri hiç bir zaman belgesini verdiğim araziye gazino yapamazsın, filanca görüşü destekleyen film gösteremezsin diye açıklama yapmaz, yapamaz.

2004 yılına kadar adı resmen sansür kurulu olan içinde mitin, polisin ve envai çeşit bürokratın bulunduğu kurulları iptal eden 2004 sayılı yasayı yazarken – yasayı yazan kurulda sektör temsilcisi olarak yer almıştım- amaç, sansür evresini kapatıp, uluslararası sınıflandırma sistemine geçmekti. Yasa da sayın Erkan Mumcu’nun moderasyonunda öyle yazıldı.

Bütün Dünya’da uygulanan bu sistemin amacı da çocukları korumak. Oysa zaman içinde bu kurullar ve belge amacının dışında, geleneksel yasakçı, tekçi devlet refleksinin vücut bulduğu zemine dönüşebildi.

Şimdi de benzer bir durumla karşı karşıyayız.

Bakanlık cansiperane filmin “terör belgeseli” olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Tezlerini güçlendirmek için de ya biri de İŞİD belgeseli yapsa örneğini ileri sürmüşler.

Çok iyi olur, yapılsın ve gösterilsin.

Hayatımda ilk kez bana nefret duygusunu yaşatan bu örgütün belgeselinin yapılmasını ve gösterilmesini çok isterim.

Bu tür bir filmi iki tür insan yapabilir. Birincisi İŞİD fotofilm merkezinin görevlileri. Bu film filan olmaz ama yapmakta özgürler. Ellerini tutamayız.

Bir de politika değiştirip, kesmek yerine kapılarını meslekten bir belgeselciye açabilirler. Biz de böylece bu örgüt hakkında başka bir kaynaktan edinemeyeceğimiz gözlemler yapma fırsatını buluruz. Kötü mü olur?

Sanat iyiliği de kötülüğü de, meleği de şeytanı da hiç görmediğimiz, tahayyül edemediğimiz halleriyle anlattığı için iyi sanattır.

İyi Bakanlık da bu zemini tarafsızca sunabildiği ölçüde iyidir!