Rojava Günlüğü – 12

02/04/2015

Haluk Ünal


FX8A2267FX8A2263

İki gündür Kobane batı cephesi karargahındayım. YPJ ve YPG çok büyük bir bahçenin içindeki iki komşu binada konumlanmış.

Cizire merkez karargahı güvenlik nedeniyle Jiyan’ın gelmesine izin vermediği için, buradaki hikayeleri anlatacak bir kadın savaşçıya ihtiyacım var. Kısa süre sonra Heval Rengin’in beni neden Batıya yönlendirdiğini anlayacağım.

Kadın ordulaşmasının en güçlü kanadı burası. DAİŞ’i Fırat (Eufrates) nehrine kadar sürüp, bütün bölgeyi PYD kontrolüne alan operasyonun ana gücü kadınlar olmuş. Önceki günlüklerde de söz ettiğim gibi zaten Rojava’da savaşın lokomotifi de kadınlar. Onların deyimiyle “kadın iradesi.”

Cizire’de aylarca kalıp, bütün kadın tabur ve timlerinde çekim yapmama rağmen, hiç gece yaşama fırsatım olmamıştı.

Oysa iki gün merkez karargahı, iki gündür de bir kadın taburunda yaşıyorum ve gündelik yaşamlarını 24 saat gözlemleme fırsatı buldum.

En önemli nokta Cizire’den farklı olarak burada her yer sıcak savaş bölgesi. Hala hükümetin bütün engellemelerine rağmen, Türkiye Kürtlerinin destek ve dayanışmasıyla ayakta duruyorlar. Evlerin çeşmelerinden su akabilmesi için, tankerlerin gelip depoları doldurması gerekiyor.

Doğu, Batı ve Güney cephelerinin tamamında (kuzey Türkiye sınırı) geleneksel Kobane sınırları aşılmış ve PYD güçleri her cephede ilerliyor. Örneğin bu sabah güney cephesinde Rakka istikametinde yeni bir operasyon başladı.

Şehler isimli bu kasabada DAİŞ yanlısı araplar yaşıyormuş. PYD güçlerinin şehre girmesiyle birlikte onlar da Jerabuls’a kaçmışlar.

DAİŞ, bu kez çekilirken şehre fazla zarar verememiş. Direnişleri de çabuk kırılmış. Bu nedenle bir çok ev Kobane merkezdeki gibi harap değil.

Şu anda bu bölge sivillere yasak ve tampon bölge olarak kabul ediliyor. Fırat’ın batı kıyısında DAİŞ, doğu kıyısında da PYD güçleri konumlanmış durumda.

Her an “DAİŞ çetelerinden görüntü alabiliyor;” derhal ateş etmeye başlıyorlar. Gün boyunca değişik uzaklıklardaki izleme noktalarından doçka ve biksi sesleri geliyor. Çeteleri olabildiğince kıyıdan içerilere doğru uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

FX8A2203Ekran Resmi 2015-03-29 18.05.43

DSC00073Ekran Resmi 2015-03-29 17.59.36

Kadın savaşçılar gerçekten inanılmazlar. 24 saat onlarla yaşayınca bunu daha iyi görebiliyorsunuz.

Bir kere aylardır sanki cehennemin göbeğinde yaşayan onlar değilmiş gibiler. Bir uzman değilim ama onyıllarca şiddet zeminlerinde yaşamış; iyi bir amatör olduğumu söyleyebilirim.

Dikkatle depresyon, post travma belirtileri arıyorum. Ne gezer.

Sabahın 7 sinde taburda kahkalar, şarkılar duyulmaya başlıyor. Akşama kadar da sürüyor. Asık suratlı, nadan tek bir yüz göremiyorum.

FX8A2272FX8A2258

Önce de yazdım sanıyorum, en çok şaşırdığım noktalardan birisi de bu imkansız şartlara rağmen, hepsinin temiz ve bakımlı oluşu.

Erkek taburlarında da neşe var; ama bu kadar değil. Depresyon ve post travma belirtileri görülebiliyor. Kişisel bakımlarına çoğunlukla dikkat etmiyorlar.

O kadar gençler ki, bazıları yaşının da altında gösteriyor. O vahşi adam sürüsünü bu kızlar mı korkuttu, yıldırdı, başka koşullarda söyleseler inanmazsınız.

Ekran Resmi 2015-03-29 18.02.37  Ekran Resmi 2015-03-29 18.16.56  Ekran Resmi 2015-03-29 18.18.33  Ekran Resmi 2015-03-29 18.22.56

Kadın komutanlarla yaptığım toplantı ve bir kaç tartışma sonrasında, Kobane hikaye anlatıcıma karar veriyorlar: Heval Çimen…

Çok deneyimli bir komutan ve savaşçı; Eylül sonundan bu yana Kobane’de savaşıyor. Benim verdiğim azami 15 gün çalışma süresine uygun olarak, aracı, şöförü ve bir tercümanla birlikte görevlendirilmiş.

Bu kez Çimen ile bir toplantı yapıyoruz. Aklındaki bütün soruları yanıtlamaya, belgeselin ruhunu paylaşmaya çalışıyorum.

Bu süre zarfında boş durduğumu sanmayın, doğanın her hücresinde bahar patlamış.

Şehrih ıssızlığı ile doğanın sürgün verişi garip bir kontrast oluşturuyor. Şehrin merkezini dikine kesen uzun ve geniş caddeden geçerken bir filmi hatırladım.

DSC00038DSC00025

Adı yanılmıyorsam “Ateş Hattı” idi. Sandinist devrimini anlatan çok güzel, belgesel tadı çok yüksek bir filmdir. Nick Nolte, Amerikalı bir gazeteci roünde, başkentten uzak şehirlerden birisine gelirler. Geçtikleri yerlerden farklı olarak şehre büyük bir sessizlik hakimdir. Upuzun, boş bir ana caddede yürürlerken, ansızın Sandinist birlikleri yolun sağından ve solundan iki kol halinde görünürler. Upuzun bir gerilla kolu şehri katedip başkente doğru yürür. Tabi nerde bende o şans. (Bütçe değil efendim, hiç bir bütçe, cephede, o sayıdaki gerçek bir gerilla birliğini, bir film uğruna yürütemez, çünkü.)

Taburda kaldığım süre zarfında, sabahın ilk ışıklarından itibaren kamera elimde, tabur yaşantısının bütün ayrıntılarını, olabildiğince kameranın varlığını hissettirmeksizin çekiyorum.

Mekandaki temizliğin sırrına tanık oluyorum.

Sonra kahvaltı, sonra da diğer gündelik işler. Nöbet devirleri.

Ekran Resmi 2015-03-29 18.21.25Ekran Resmi 2015-03-29 18.12.00Ekran Resmi 2015-03-29 18.01.44Ekran Resmi 2015-03-29 18.15.18

Bu arada “mörfi kanunları” hükmünü sürdürüyor.

Cizire’de minibüsümüz takla atmıştı, burada küçük bir karşılamayla başlıyor talih hazretleri.

Kameralarımdan birisinin pil şarjı bozulmuş. Tripodun ise kamera kızağını sıkıştırıp gevşeten en önemli vidası kırılmış.

THY’nin özel kanat altı kırılacak eşya nakliyatının hediyesi.

20 kiloluk ekipman çantasını yanıma alıyorum. Ancak 5 kiloluk tripodu taşımam imkansızdı.

DSC00052 DSC00053

İmdadımıza askeriyenin araba tamirhanesi yetişiyor. Ustalar, kırık vidadan arta kalanı çıkartıp, yerine yeni bir vida uyduruyorlar. Şarj aleti de İstanbul’dan anında kargoya verilmiş. Kargo önce Suruç’a gelecek sonra elden bana ulaşacak. Cepheye paket ulaştırabilen bir kargo şirketi bulamadık.

Bir kaç gün daha Canon lensleri kullanamayacağım; Sony a7s 24/70 le devam etmek durumundayım. (Bu arada meraklısına Canon’a çok sıkı bir rakip geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Benim gibi bir amatör yerine, mesela bizim sevgili “doktor”un -Gökhan Atılmış- elinde kimbilir ne sonuçlar verirdi?)