Rojava Günlüğü – 11

31/03/2015

Haluk Ünal


 

Gece, biraz dinlenmeyi umarak gittiğimiz ev bir koğuşu andırıyordu. Hem de acemi koğuşu…

Koğuş diyorsam abartı sanmayın. Üç odalı evin her odasında ortalama on kişi. Büyük çoğunluğu Avrupanın hemen her ülkesinden gelen “ecnebiler” (Kürtler için bu terim beni de kapsıyor), bir kaç da Türk ve Kürt var.

Evin “sahibi” bu topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak ve koordine etmekten sorumlu heval Mustafa. Türkçe bilmiyor, ingilizcesi de orta seviyede. Dorpeç de işlek ingilizcesiyle ona yardımcı oluyor.

Kürt arkadaşlar “ecnebilerin” son derece dağınık oluşlarından şikayetçi. Özellikle de tuvalet ve mutfak kullanımı konusunda bir kaç kez ciddi biçimde uyarıyorlar. Yemek bittiğinde hepsinin tabaklarını öylece lavobaya bırakıp, çay beklemeye başladıklarına ben de tanığım.

Ne kişi başına bir battaniye ne de ekmek var. Oysa yokluğun ve yoksunluğun bu düzeyde olmadığını biliyorum. En azından katiyen konuklara hissettirmez Rojavalılar.

Burda karşı karşıya olduğumuz sorun daha çok; farklı nitelikte işlere ayıracak uygun ve yeterli sayıda insanın olmayışı. Evi koordine eden arkadaşa bu kadar insanı mutsuz etmeye gerçekten değecek bir durumda olup olmadığını soruyoruz. O da durumun farkında olduğunu, ancak herkesin taleplerine yanıt vermekten, sıranın dağıtıma gelmediğini söylüyor.

Bir süre sonra da telaşlı telefonlar etmeye başlıyor.

Bir saat sonra Dopreç kapıdan içeriye uzanıp, Alman’ın üzerine basmamak için doksan derece yan yatarak “gidiyoruz abi” diyor.

Böylece “gazeteciler koğuşu”ndan kurtuluyor, yeni geri dönen bir ailenin evine transfer olmayı başarıyoruz…

Karanlık sokaklardan el fenerlerimizle geçip geliyoruz, yeni mekanımıza.

Tamamı har(a)p bir sokağın içinde, dört katlı bir bina. Üst iki kat yıkılmış; birinci ve ikinci katlar sağlam.

Yaşam yeniden, böyle böyle boy veriyor, Kobane’de…

Değişmeyen tek şey, ev sahiplerinin güler yüzlü, misafirlerini kendi evinde hissettirecek, sıcak, içten kucaklayışları.

Geceyi yanlarında sonlandırdığımız aile üç kişilik. Karı koca ve kadının kardeşi. Heval İbrahim elektrik tesisatçısı… Ortadoğu’da tesisat kurmadığı ülke kalmamış nerdeyse.

Enerjiyi komşunun jeneratörüyle sağlıyorlar. Eskiden- Cezire’de her şehirde gördüğüm gibi- her mahallenin ortak jeneratörüyle sağlıyorlarmış. DAİŞ Ekimde şehri nerdeyse büyünüyle işgal ettiğinde bütün jeneratörleri imha etmiş. İlk dönüşçülerden hali vakti yerinde olanlar, kendi jeneratörlerini alıyor; komşularıyla da mümkün olduğunca paylaşıyorlar.

Bu arada nerden alıyorlar derseniz, hala Suruç merkezli Rojava Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği aracılığıyla. Elbette kapıdan içeri sokmak istediğiniz herşeye de âli devletimiz – bırakın insani koridor açmayı- vergi alıyor! Hani düşman bile yapmaz derler ya, öyle…

Heval İbrahim, suyun sıcak olduğunu, banyo yapabileceğimizi söylüyor. Bu kazanları çocukluğumun Ankara’sından hatırlıyorum. Bizim evde de odun ateşiyle çalışan bir benzeri vardı. Aynı kazan artık elektrikle çalışıyor.

Banyo, lezzetli bir çay, Ardından “anne yorgan ve yastıkları.” Deliksiz bir uyku…