Rojava Günlüğü – 10

30/03/2015

Haluk Ünal

Heval Rengin, ertesi sabah, savunma bakanlığı binasının bahçesinde, savunma bakanı heval İsmetle birlikte, her zamanki gülümseyen sükunetiyle bizi bekliyordu.

Bina, mimari açıdan da gördüğü yıkım bakımından da başbakanlık binasına çok benziyor.

Geniş bahçeyi yer yer belimize kadar yükselen otlar bürümüş. Bir çok pencerede pervaz kalmamış. Bir kısmı naylonla kaplı.

Heval İsmet, 60’ına merdiven dayamış bir delikanlı. YPG üniforması ve omuzunda Kürt Özgürlük Hareketinin sembolü kefiyesiyle oturuyor. Yalnızca dinliyor. Toplantı boyunca da nerdeyse hiç konuşmadı.

Bizim toplantılarda çok sık tanık olduğumuz “ben de varım, çok önemliyim” konuşmaları burada ayıp sayılıyor.

Zaten geçen aylar boyunca boş ve çok konuşan kimseyle tanışmadım henüz.

Toplantıdaki konukların -ben hariç- tamamı kadın. Maga, Arjantin, Buenos Aires’te yaşayan, aktif politik bir grubun aktivisti. Alba, Barcelona’da yaşayan bir Katalan sinemacı; siz İspanya’nın Kürdü olarak tercüme edebilirsiniz. Maryam, İran’da doğmuş, politik göçmen bir ailenin Pariste büyümüş kızı, fotoğraf sanatçısı. Bir diğeri ise şu an adını anımsamadığım bir İsveçli. Hepsi de YPJ ile ilgileniyor.

Heval Dorpeç ise (anlamı; kuşatma altında ) İngilizce – Kürtçe – Türkçe tercümanlık yapıyor. İsveçte yaşayan Bakurlu (Kürtler Türkiye sınırları içinde kalmış topraklarını böyle adlandırıyor) bir Fizyolog. Hiperatif, mizah duygusu güçlü, bir genç adam. Çevirisi ve enerjisi ile toplantının keyfini ve tadını çoğaltıyor.

Heval Rengin, kadınlara öncelik vereceğini söyleyerek benden özür diliyor; sonra da tek tek hepsini dikkatle dinleyip, küçük not defterine arap alfabesiyle, işlek ve çok güzel bir yazıyla notlar alıyor. Soruları yanıtlıyor. (Bizdeki Türkçe gibi, Güneyin dayatılmış dili de arapçadır.) Verdiği yanıtların bir kısmı savaşta yaşananlardan örnekler. Giderek toplantı teknik bir buluşma olmaktan çıkıp, bir aydınlanma sohbetine dönüşüyor.

Heval İsmet ve adını anımsamadığım İsveçli hariç herkes tütünle barışık. Ancak herkes içtiği sigarayı yere atıyor. Aramızda yalnız Rengin içtiği sigaraların izmaritlerini bir kenarda biriktiriyor. Farkettiğimde kızardığımı hissediyorum.

Evet bahçe bitap, bina harap ama nihayetinde kullanılan bir bahçe ve yaşayan bir mekan, üstelik savunma bakanlığı.

Biçim, algılarımızı nasıl yönetiyor; değerlilik hakkındaki bilgi ve kanaatlerimizin kaynağında neler var?

Ben, bu iç tartışmanın dehlizlerinde kaybolmuşken büyük bir patlamayla oturduğumuz yerde sarsıldık. Herkes bahçe kapısından dışarıya koşturdu. Bahçede yalnızca Heval İsmetle ben kaldık.

15 dakika sonra herkes döndü, yeniden oturduk. Binanın az ilerisinde çetelerin gömdüğü bir mayının patlamış olduğunu öğrendik. Şans eseri kimseye birşey olmamıştı. Bu vesileyle İŞİD’in çekildiği her kasaba, köy ve şehri devasa birer tuzağa dönüştürerek bıraktığını da öğrenmiş olduk.

Kararan ve soğuyan havayla birlikte Heval Rengin, gerekli notları aldığını ertesi gün gerekli bütün ayarlamaları yapacağını söyleyerek ayağa kalktı. Hepimizle tek tek el sıkıştı. Önünde biriktirdiği üç izmariti alıp binaya yöneldi.

Ben de önceden gözüme kestirdiğim bir su şişesini kaptım ve yerdeki izmaritleri topamaya başladım. Bunu gören bütün konuklar, benimkine benzer bir mahcubiyetle mıntıka temizliğine başladı. Hatta bahçenin tamamını temizleme duygusuna yükselenler bile oldu. Zorlukla durdurduk.