Rojava Günlüğü – 8

08/03/2015

Haluk Ünal


Kadının savaşçı hali!

Bu, aslında gecikmiş bir 8 Mart yazısı.

Bir “Türk” ve erkek olarak, başka günlüklerde de itiraf etmiştim:Kürt Özgürlük Hareketi hakkında bayağı bilgisizmişim.

Kürt Kadın Özgürlük Hareketi hakkında ise cehalet terimi daha uygun olur.gerila51

Oysa, 1975 yılından itibaren kendisine “Türkiye ve Kuzey Kürdistan Kurtuluş Örgütü” adını verebilecek; kendi içinde federatif bir yapı kurabilecek kadar, şövenizm ve Kemalizm’e bağışık bir örgütün rahleyi tedrisinden geçmiş; o gün bu gün “Kürt Sorunu” karşısında bir ezen ulus sosyalisti olarak; bütün görevlerini yapmaya çalışmış; ve süreci çok yakından izlemiş biri olarak; ben, böyle söylüyorsam; böyle bir geçmişe sahip olmayanların durumu, Kürtleri anlamak ve algılamak bakımından vahim demektir.

Bu durumun birinci ve temel nedeni elbette, T.C. nin sistematik karaprobaganda ve psikolojik harp başarısı.

İkincisi ise Türk yarı münevver hareketinin (ne yazık ki Osmanlıdan bu yana demokratik bir aydın hareketinden söz edemiyoruz bu topraklarda) “Michael Jackson sendromu.” (bu konu da çok önemli ve başlıca bir yazıyı hakediyor)

Her iki tartışmada da benim ölçülerime göre muhafazakar direnç gösterecek olanların bildiğim bütün argümanları -velev ki dün haklı olsunlar- bu gün artık geçersiz.

KÖH, son iki yıldır, barış sürecinin kazanımlarıyla, son derece açık ve şeffaf bir yerde duruyor. Bir çok web sitesi, fb sayfaları, TV kanalları ile görünür, izlenir ve bilinebilir bir açıklıktalar.

54d02523d814ddb76524afef

Bu gün benim gibi hem Türk hem de bir erkek olarak, cinsimizin amelleriyle yüzünün yerden kalkmaz durumda olduğunu düşünenlerin, en azından Kürt Kadın Özgürlük Hareketini incelemesi, anladığını, algıladığını paylaşması ilham verici bir sorumluluktur.

Elbette elitizmimizle yüzleşmek; ten beyazlatma kürünü tarketmek şartıyla.

hqdefault

Kürt Kadın Şavaşçılar heryerde, bir erkek olan liderlerinin (A. Öcalan) felsefesi ışığında bu süreci geliştirdiklerini anlatıyor; yalnız kuzeyde değil; güney, doğu ve batı Kürdistan coğrafyasında emin olun yer gök Öcalan’ın ismi ve suretiyle kaplı. Paradoksal görünmesin, buluşu kimin yaptığı, hipotezi kimin ortaya attığı en ufak bir önem taşımıyor bu tür konularda.

Önemli olan, kimin nasıl ete kemiğe bürünmesini sağladığı? Onlar da bizzat Kürt kadınları.

Benim de ilk merak ettiğim ve tartışmayı açmak için uygun zaman kolladığım ilk konu, anlattıkları kadın değerleri ve yaradılışıyla, silahın, öldürmenin paradoksal ilişkisiydi elbette. Çünkü biliyoruz ki savaş; erkeği herzaman vahşileştirmiştir. Kadınların ne bağışıklığı olabilir?

gerilla-doguda-dogmak-suc-olsaydi-serkan-karahan-super-beste_8079389-31960_640x360

Tarihen biliyoruz ki, bütün iktidarların kaderini belirleyen silahlı erkek müfrezeleridir. Kas gücünün üstünlüğüyle iktidarını koruyan bizler, silahın verdiği son söz hakkını her zaman tereddütsüz kullandık.

İşte KKÖH’nin gerilla kamplarında savaşın içinde pekiştirdiği bu tarihsel gerçeğin değişmesinin tek yolu, kadının öz savunmalarını yaratma fikri olmuş. (Özgecan’dan sonra bunu düşünmeyen bir kadın var mıdır acaba? Kaldı ki, Kürtlerin yaşadığı her ülkede devletler, son 50 yılda, sistemli olarak her evde veya mahallede bir özgecan yaratmış.)

Karar süreçlerine tam eşitlik içinde katılmanın yolunu da aynı parti, aynı ordu içinde parelel, bağımsız örgütlenerek çözmüşler. Böylece birlikte mücadelede eşitlik ve adalet imkanını kazanmışlar.

gerilayenjin112

Zaten KÖH gerilla kamplarının basit birer askeri kamp değil, aynı zamanda sosyo – kültürel, komünal bir yaşam örgütlenmesi olduğunu öğrendiğinizde, meselenin çok boyutlu sonuçlarını da algılamaya başlıyorsunuz.

Bu süreç, kadınların askeri, kültürel ve sosyal olarak her düzeyde eşitlik ve adalet güvencesine dönüşmüş.

Kendi eğitimcilerini, kendi komutanlarını seçmiş, kendi iç işbölümlerini yapmış, ortak organizasyona eşit oranda temsiliyet ve katılım sağlamışlar.

Erkeklerin kadın örgütlenmesine karışma hakları yok.

Model salt bununla da sınırlı kalmamış, kadınların her alanda, her konumda kendilerini erkeğin belirleyiciliği olmaksızın, mukayese ve test edebilme imkanı doğmuş.

gerilayenjin83

Bu gün dürüst bir çok erkek savaşçı ve komutandan, kadınların cephede erkeklerden çok daha istikrarlı ve başarılı olduğunu kolayca duyabilirsiniz. Daha ilgincini paylaşayım, Kobane cephesinde savaşmaya gelmiş farklı ülkelerin erkeklerinden, savaş yorgunluğu, travma ve depresyon belirtilerinin erkeklerde azami bir yıl içinde ortaya çıktığını, kadınlarda ise yıllarca görülmeyebildiğini dinledim.

Bizler savaşa çok yüksek başlayıp, giderek motivasyonumuzu yitirirken; kadınlar makul başlayıp giderek motivasyonları yükseliyor ve nerdeyse hiç kaybetmiyorlarmış.

(Şehirdeki gündelik hayatımızda, hatta kadın erkek ilişkilerimizdeki ritme ne kadar benziyor değil mi?)

Yine erkek merkez komutanlarından (ve bütün kadın komutanlardan) dinlediğim bir başka gözlem, kadınların mevzilerini hiç bir koşulda terketmediği; erkeklerinse çözülebildiği; terkedebildiği, geri çekilebildiği…

kurdish-suicide-bomber-isis.si

Peki bütün bunların sonucunda erkek taburlar mekanları ile, kadın tabur mekanları kıyaslandığında ne görüyoruz?

Erkeklerin bakımsızlık, derbederlik, pislik eğilimi güçlü. Kadın taburları ise, tertemiz, bakımlı ve düzenli.

Kendileri mi? Temiz ve bakımlı. Üniformalarında, saçlarında, kefiyelerinde, silahlarında, çoraplarında mutlaka süsler, renkler, aksesuarlar var. Elleri, tırnakları bile bakımlı.

Son derece neşeliler, yüzleri hep gülüyor.

phoca_thumb_l_gerilla_yasam5

Aslında henüz adını koyamadığım, bulduğum sıfatların doğruluğundan emin olamadığım bir hal içindeler.

gerilayenjin79

Yalın, derin, içten, kararlı bir hal. Yer yüzünde başaramayacakları hiç bir şeyin olmadığına inanmanın hali!

Bunca savaşın, kanın, ölümün içinde, arabanın önüne atlayan köpek için çığlık atabilme hali! (köpek yaşıyor…)