Rojava Günlüğü – 7

02/03/2015

Haluk Ünal

Habil’in Kabil’den alacağı intikam.

Cezire yönetimi son beş gündür beni, Qamıshlo’da Hünergah’ta ağırlıyor . İlk geldiğimde de ağırlandığım yer. Hünergah, adıyla müsemma, sanatevi olarak tercüme edilebilir. Bir film ve müzik stüdyosundan oluşan kurum, Cezire Sanat Kurumu’na bağlı bir kuruluş. Burayı daha sonra ayrıntılı olarak anlatacağım. Şu an için asıl önemli olan, kurumun Qamıshlo’daki “vaha”lardan biri olma özelliği.

Günde 20 saat elektrik, (çok yavaş da olsa)internet imkanı sunması. Böylece 3 ay sonra yeniden, İstanbul’da olduğu gibi, sabah kahvesi ve sigara eşliğinde gazetelerin arasında kaybolmak mümkün.

Bu sabah, Ortadoğu konusunda çok ciddi uzmanlık sahibi, “şeytanın avukatı” yalansız, dolansız, zihin açıcı, kalemini satmamış azınlık yazarlardan biri olan Fehim Taştekin ile, Sevgili Ruşen Çakır’ın yazılarını okuyarak başladım güne.

İkisi de birbirinden bağımsız görünen çok çok önemli iki farklı konuyu ele almış.

Taştekin, KDP/Barzani güçlerinin, Araplara uyguladığı “etnik ve mezhepçi temizlik” politikasını anlatmaya başlamış.

Çakır ise, son HDP-Hükümet açıklamasını seçim ufkunda yorumluyor. Ve bence başlıca bir kaç yazının konusu olacak, çok önemli bir teşhisle başlıyor; “KSH’nin kendisini ülkedeki kısır siyasi çekişmelerden olabildiğince uzak tutarak bağımsız gündemini hayata geçirmeye çalışması, Erdoğanseverler ve sevmezleri fazlasıyla rahatsız ediyor.”

Eminim, söz ettiğim yazarlar bu iki konunun birbiriyle ilişkisinin çok farkında. Ama farkında olamayacaklar için bir dip not kaleme almak iyi olabilir diye düşündüm.

Önce, bu iki gerçeğin ilişkisinden söz edelim.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin bağımsız siyaseti, daha önceki günlüklerde de değindiğim gibi, Ortadoğu’da dişi, seküler, demokratik, çoğulcu, adem-i merkeziyetçi, bu nedenle de birleştirici ve barışçı tek siyasi çizgi durumunda. Bunun dışındaki bütün aktörler, milliyetçi, kimlikçi, dinci, cinsiyetçi, paracı bakıyor hayata.

Oysa Barzani, KÖH gibi davransa, bırakın destek olmayı, köstek olmasa, KÖH politikaları hızla geometrik sonuçlar yaratacak.

Oysa Barzani, KÖH’ne çelme takmak için elinden geleni ardına koymuyor…

Bir bakmışsınız İŞİD le anlaşmış; sivil halkın ve Şengal öz savunma güçlerinin silahlarını da toplayıp, bir gecede çekilip gidiyor; Şengal’i İŞİD’e altın tepside hediye ediyor!

Bir bakmışsınız, Rojava sınırına hendek kazıyor, duvar örüyor. Şimdi de kendi nüfuz alanlarında, İŞİD’e sempati bahanesiyle “Kürtleştirme” politikası gütmeye başlamış!

Kısacası, ABD öksürse, Barzani hasta oluyor.

Hiç kuşkunuz olmasın, bütün Kürt siyaseti Barzani gibi olsa, Ortadoğu’yu bekleyen din ve kimlik bazlı “30 yıl savaşları”dır.

KÖH ise, bunun çok farkında. Sadece bunun farkında değil, Barzani’nin sonunda teslim olduğu küresel sermayenin her türden baskı ve yönlendirme çabasının da muhatabı yıllardır. Ama inatla kimseye gebe kalmadan ilerlemeye çalışmış; büyük ölçüde de başarmışlar.

Peki, Arapların önemli bir kesiminin İŞİD’e sempati gösterdiği doğru mu? Maalesef doğru…

Bu sempati Cezire coğrafyasında öyle boyutlara varmış ki, YPJ komutanlarının adlarını vererek bir çok köyde nasıl sırtlarından hançerlendiklerini, bunun sonucu kaç şehit verdiklerini anlattıkları, ciddi örnekler ortaya çıkmış. Bu köylerin adlarını benim anmam doğru olmaz. İsteyen KÖH sözcülerine doğrulatabilir.

Bunun karşılığında KÖH ne yapmış?

Bu köyleri İŞİD’den temizleyip, yeniden sahibi olan Araplara buyurun, köyünüze dönebilirsiniz demiş. Köy meclisinizi kurun, öz savunmanızı örgütleyin. Alın silah, alın eğitmen. Bundan böyle kaderinize kendiniz karar verin. Rojava’nınkine de birlikte karar verelim.

Bir tarafta politikanın doğasının ahlaksızlık üzerine kurulu olduğuna inananlar, diğer tarafta politikanın ahlaksız ve ilkesiz yapılamayacağını düşünenler.

Sanmayın ki, ne ben ne de tanıştığım KÖH kadroları, sözcüleri kendilerini hatasız, süte batmış ak kaşık sanıyorlar.

Kuruluşundan ikibinlere kadar Stalinist, milliyetçi ve cinsiyetçi bir örgütün hatasız günahsız olması mümkün mü!?

Böyle bir örgütü, ekoljist, çoğulcu, adem-i merkeziyetçi bir kadın partisine dönüştürmek mümkün mü?

Bireysel hayatlarımızdaki gibi, siyeseten de aslolan, hatayı, günahı farketmek ve yüzleşme cesaretini gösterebilmek değil midir?

İçimizdeki şeytanla meleğin ölüme kadar bitip tükenmeyecek mücadelesinde, aklımızın hep meleğe destek vermesinden başka bir yol var mı?

Benim gözlemim, KÖH de bunu biliyor. Ve böyle yapmaya çabalıyor.

İster cinsiyetçi, ister milliyetçi, ister dinci, ister paracı, her tür özel çıkar alanından eşit uzaklıkta, çoğulcu ve adem-i merkeziyetçi bir siyaset alanı yaratmak; kötülüğü kovmanın şimdilik bilinen tek dünyevi sigortası.

Uhrevi sigortaların tamamı ise, Ortadoğu’da can çekişiyor…

Böl, yönet, Habille Kabil’den beri hiç eskimeyen bir politika. Bunun da tek sigortası, Habille Kabil’in ortak çıkar tanımını yenilemesinden, yeni bir sözleşme yapmasından geçiyor.

Şimdi mezopotamyada KÖH, günahıyla sevabıyla bunun için yeni bir sözleşme (new deal) teklif ediyor. Rojava Anayasası da, bunun en gelişmiş örneği.

Yani bağımsız, kimseye gebe kalmadan, insan merkezli siyaset yapma arzusu, salt ahlaki bir seçim değil; belki de bu topraklarda en gerçekçi tercih.

HDP’nin Türkiye’ye sunduğu “Yeni Yaşam, yeni bir toplumsal sözleşme” teklifi, KÖH’ün Rojava’da kanıtladığı zihniyetinin çok iyi bir tercümesi, bence.

Habil Kabil’e yeni bir sözleşme öneriyor şimdi. Bu öyle bir intikam ki, bir daha Kabil, kardeşini öldüremeyecek. Kabil, Kabil olmaktan çıkacak.

HDP’nin AKP ile anlaşmasının imkansızlığı; barajı aştığında barışın, çözümün ve -refahı tek başına zenginlerin değil, yoksulların da tanımladığı anlamda- nefahın (n)asıl güvencesi olacağı da bu sözleşmede saklı!