Rojava Günlüğü – 5

27/02/2015

Haluk Ünal

Çekim yoğunluğu, fiziki şartlar derken, amaçladığım oranda yazamadım. Dört gün önce Cezire çekimleri bitti. Afrin ve Kobane çekimleri planlaması için kısa bir mola verdim.

Anlatacak şey elbette çok, burada anlatabilecek olan da var, olmayan da, haliyle…gerilayenjin79

Şu ana kadar tanık olduklarım içinde bence en önemlisi, Kürt Özgürlük Hareketi ile ilgili çok cahil olduğumuz gerçeği.

Benim gibi 16 yaşından beri siyasetle bu kadar içli dışlı, üstelik “Kürt Sorunu” karşısında Kemalist zihniyetten uzak, şövenizmle mesafeli, hala yakından izlemeye çalışan birinin bile bu şaşkınlığı yaşaması.

Sezgilerimde çok haklıymışım. Burada gelişen “devrim” bir çok açıdan tartışılabilir. Henüz proje safhasındaki bir çok önemli ve yeni iddianın kanıtlanması talep edilebilir.

Tek bir konuda ise tartışmasız bir gerçekle karşı karşıyayız.

Kadınlar gerçekten bir devrim yapmışlar ve bu, gelişerek yayılarak sürüyor.

Devrim, sanacağınız gibi burada başlamamış.

gerilayenjin112

Kadın Devrimi, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) kamplarında başlamış. 1990 ların başında parti içindeki erkek egemenliğine karşı kadınlar gizli gizli örgütlenmeye başlamışlar. 1995 de Abdullah Öcalan’ın Mahir Sayınla birlikte gerçekleştirdiği bir dizi seminer ve tartışmasının kayıt ve redaksiyonuyla ortaya çıkan, “Erkeği Öldürmek” adlı kitabı, bu süreçte kadınların önünü açmış, parti içi kadın örgütlenmesine ciddi bir hız kazandırmış.

Böylece salt kadınlardan oluşan “özgün taburlar” ve nihayet HPG ye paralel YJASTAR kadın ordusunun oluşmasına kadar varmış.

Eğer PKK’yi salt bir askeri örgütlenme, gerillayı da bildiğimiz askeri bir örgüt sanırsanız yanılırsınız. Dolayısıyla, kazanım salt askeri değil, sosyal, siyasi boyutları olan, çok yönlü, katmanlı bir süreci geliştirmiş.

O yılları yaşayan erkek gerillalardan birisi, kadınlara yaptıkları manevi eziyeti, gündelik yaşamda çıkarttıkları fiziksel zorlukları anlattı, bana da saygıyla susup, dinlemek düştü elbette.

En önemlisi de eğer kadın örgütlenmesi olmasaydı, kendisi de dahil, erkek askerlerin bu gün vahşi birer savaşçıya dönüşeceğini itiraf etmesiydi!

gerilayenjin83

Hemen arkasından da bu gün PKK’nin bir kadın partisi oluşuyla öğündü. Haftalardır sürdürdüğüm çekimler sürecinde YPJ saflarında, ortak taburlarda, PYD temsilcileri ve “devlet kademelerindeki” temaslarda, yeterli gözlem biriktirdiğim ve yeterli şaşkınlığı atlatmış olduğum için, anlamakta zorlanmadım.

PKK’nin bir kadın partisine dönüşmesi yalnızca kadınlarla ilgili açılımda saklı değil elbette. Ama bence bu, Öcalan’ın geleneksel Marksizme yönelttiği eleştiri ve burdan hareketle teklif ettiği politikaların da temelini oluşturuyor.

Çünkü 5 bin yıldır erkek merkezli olan her şey, dişi bir perspektiften yeniden ele alınmış oluyor.

Öcalan’ın dile getirdiği bir çok fikir, açıkça bütün çalışmalarına koyduğu dipnot zenginliğinin de gösterdiği gibi, farklı kişilerce ifade edilmiş. Ama bu fikirlerden manzum bir hipotez oluşturmak ve bunu önce PKK saflarında sonra onun beslediği bütün oluşumlarda denemek, asıl zor olan iş.

Marksist hareketin Leninist, Stalinist yorumlarının parti içinde çok güçlü olduğu, Kürt milliyetçiliğinin kitlesel çimento oluşturduğu bir ortamda, üstelik İmralı’da tecrit edilmişken, bu çapta bir paradigma değişikliğini ortaya atmak, büyük cesaret isteyen bir çaba.

Kendi bilgim ve görgüm içinde bunu yapabilen tek bir lider tanımadım.

Beşinci Element

Yeni hipotez dişi demiştim. Çünkü kadın’ın yanına, çoğulculuk, ekoloji ve adem-i merkeziyetçilik eklenmiş.

Hepsi de dişi, doğurgan ve yeni bir hipotezin ana sütunlarını oluşturuyor. Luc Besson’un “Beşinci Element” filmindeki gibi 4 element tamam, buna bir “yeni insan” ruhu, melez bir yeni toplumsal kültür gerekiyor.

Marksizmin, erkek, tekçi, merkeziyetçi, militarist yorumu karşısında varın siz hesap edin durumu.

( Bu arada Qamışlo silah seslerinden yıkılıyor. Tel Hemis şehri, bu gün İŞİD’den temizlendi; zaferi kutluyorlar. İŞİD’i Allahları bile terk etmiş durumda.)

Diyebilirsiniz ki, kadınlar neden askerliğe bu kadar meyletmiş durumda, bu bir çelişki değil mi?

DIGITAL CAMERA

Bir bakıma doğru bir soru bence de kadın ruhu, şiddetle kolay kolay uzlaşmıyor. Ancak Kürt coğrafyasını dörde bölen, Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırlarına hapseden Skyes Picot anlaşması, ve her dört devletin de yürüttüğü inkar ve imha politikalarına karşı PKK isyan etmeyi seçmiş. Bu isyanı hücrelerinde duyan herkes için de gerillaya katılmak tek seçenek haline gelmiş.

Yani kadınlar için silahla buluşmak bir zorunluluk olmuş. Ancak, bunun getireceği tehlikelere ilk parmak basan yine Öcalan. Savaş’ın erkeği vahşileştireceğini, buna karşı önlem alınması gerektiğini kuvvetle vurgulayan da o.

gerilayenjin56

Erkek egemenliğinin asıl panzehrinin “içimizdeki erkeği öldürmek” olacağını saptayan Sayınla birlikte yine Öcalan. (Mahir Sayın, THKP-C üyesi, Kemalizm ve Kürt Sorunu konularında demokrat bir perspektife sahip nerdeyse tek Türk siyasi çizgisi Kurtuluş Sosyalist Dergi/1974 hareketinin de birinci kalemi. Yeni Öncü/1987 dergisinde Türkiye Solu içinde ilk kez sosyalist demokrasi ve feminizm tartışmasını başlatan arkadaşımız.)

Bu sayede kadınlar hem doğayla hem erkekle mücadele etme imkanı bulmakla kalmamış; erkeğin kas gücüyle askerliği elde tutmasının, ona tarihi iktidarı açısından nasıl bir ayrıcalık sağladığını da görmüşler. Ve önce erkek = asker denklemini yıkmışlar. Böylece başka türlü bir askerliğin de mümkün olabileceğini kanıtlamışlar.

gerilayenjin38

Bu konuda kompleksi kalmamış her YPG’li savaşçı, kadınların bu alanda da erkeklerden çok başarılı olduğunu itiraf ediyor, büyük rahatlıkla. Kompleksi atamamış olanlar – her düzeyde- ise, bunu bana illaki bir laf dokundurarak gösteriyordu zaten. “İhtiyar şişko kalkıp gelmiş, yalnız kadınları çekiyor” iç seslerini duyuruyorlardı. Elbette bütün gün taburlara hakim olan yaygın şakalaşma tonunu kaybetmeden.

Reber Apo

Boşuna değil, burada da yer gök Öcalan posterleriyle dolu. Abartısız bütün çocuklar ve gençler de “Apoçi”

PYD, PKK ile kardeş partiler. Her ikisi de Öcalan felsefesini temel alıyor. Aradaki fark burada İŞİD saldırıları dışında engelsiz bir biçimde proje uygulamaya konulmuş durumda. Ha keza Kandil de bir yaşam alanı ve burda da PKK, engelsiz biçimde, kapitalizm ve onun beşiği şehirden uzak, doğayla baş başa komünal bir yaşamı organize etmiş.

gerilayenjin54 gerilla_yasam6

PKK’nin doğduğu topraklarda ise T.C. ve İran’ın kıyıcılığına rağmen geliştirilmeye çalışılıyor proje.

2011 de “Arap Baharı” başlar başlamaz PYD, Rojava’nın her noktasında örgütlenmeye ve öz savunmasını oluşturmaya başlamış.

Olacakları önceden gördükleri, o kadar net anlaşılabiliyor ki. Bu nedenle de İŞİD belasına fenersiz yakalanmayan tek güç Kürt Özgürlük Hareketi.

Bu gün binlerce Ezidi, Arap, Süryani, Aşuri, Türkmen bir soykırıma uğramadıysa bu, HPG, YJASTAR (PKK askeri güçleri) ile YPJ ve YPG (PYD askeri güçleri) sayesinde.

Ancak önemli bir fark var. PYD nin askeri kananadı hızla, Rojava topraklarındaki bütün kimliklerin ortak askeri gücüne dönüşüyor. Bununla da övünüyorlar.

Kürt ve Arap toplumlarında hala çok güçlü bir biçimde yaşayan erkek egemenliğinin beli öyle bir kırılmış ki, en büyük aşiretlerin genç kızları için tek alternatif YPJ saflarına katılmak olmuş. Röportaj yaptığım onlarca genç kadın 12 yaşında evlendirilmek zorunda kalışlarını ağlayarak anlattı.

Aslında başka bir açıdan da ilginç bir durumla karşı karşıyayız.

Eğer Öcalan, tanıtılmaya çalışıldığı gibi, ulus devlet peşinde, iktidar düşkünü biri olsa, ikinci bir Barzani olmasının önünde emin olun en küçük bir engel yokmuş.

phoca_thumb_l_reberapo42

Rojava, Kuzey Irak Kürt Yönetimi gibi, süratle ABD başta olmak üzere uluslararası toplumdan siyasi kabul görürmüş.

Türk devletinin yönetimi de, “terörist başıyla” başlattığı müzakereyi, Güney sınırındaki bu yeni devletin başkanıyla sürdürmek komedisini yaşarmış.

Oysa Öcalan, ulus devlet belasıyla yüzleştiğinden bu yana, “Kürtçe konuşmuyor”. Yeni melez bir dil/söylem geliştiriyor. Yani tarihin son devletsiz ulusu Kürtler, Kürt olmayan evrensel bir projenin öncülüğünü yapıyor. Yani hala romantik ve idealistler.

Gelişen yeni söylem ise Rojava’da her geçen gün genişleyen bir “tarihsel blokun”  ve “radikal demokrasi”nin çimentosu durumunda. (Bu ara herkese Laclau/Muffe, Hegemonya ve Sosyalist Starteji okumayı öneririm. Kitap 1992 tarihli!)

gerilayenjin73

İki yıl öncesine kadar boğazına kadar Esadla işbirliğine batmak zorunda kalmış, her koşulda gemisini yürütmüş Süryani zenginleri bile Öcalan felsefesi “burnumuzu boktan, elimizi kandan” kurtaracak tek çıkış, diye itirafta bulunabiliyor.

Bana kalırsa bu itiraf, şu anda Birleşmiş Milletler koridorlarında da yankılanıyor. Resmen duymamıza da çok kalmadı.

Fransa Cumhurbaşkanının PYD’yi ağırlaması, Alman Parlamentosunun PKK’yi terör örgütü listesinde tutup tutmayacaklarını tartışma gündemine alması tesadüf değil

.kadin-gerilla-2014  (11)

Sözün özü, Öcalan felsefesi ve onun izinde oluşan devasa bir örgütler yumağı, Ortadoğu’da sekülerizmin, iktisadi ve siyasi demokrasinin, eşitliğin sigortası konumuna gelmiş durumda.

Ne yalan söyleyeyim, dokunan da yanıyor…