Rojava Günlüğü – 3

01/01/2015

A. Haluk Ünal

Batı’da doğmuş büyümüş, İstanbul’da yaşayan biri olarak, buraya geldikten sonra Rojava’daki hayatı algılamanın, hissetmenin ve empati kurmanın güçlüğünü çok daha iyi anlıyor insan.

Bu yalnızca Rojava’ya da has bir mesele değil. Türkiye’deki Kürt coğrafyasında da durum aynı.

Kimliğimiz ve milliyetimiz adına faaliyet yapan devletin Kürt coğrafyasındaki uygulamaları da hala ne yazık ki, kıyıcı, acımasız ve düşmanca…

Artık adım kadar eminim ki, en milliyetçimiz bile, bir kaç hafta Kürt coğrafyasında olup bitenleri yakından izlese, benzer düşüncelere ulaşır.

Kısacası, ne kadar duyarlı olduğunuzu, yakinen izlediğinizi sanıyor olursanız olun, buralara gelmeden, yaşamadan uzun bir zaman “yabancı” kalacaksınız.

Elbette Suriye topraklarında, Rojava kantonlarında durum iyice akıl dışı…

7 Kürt’ün kafasını kestiğinde “cennette peygamberle eş değerde bir yere sahip olacağına” inanmış on binlerce savaşçının kuşatması altında olduğumuzu söylersem, kendinizi hazırlamanız gereken şaşırma eşiğinin yüksekliği hakkında fikriniz oluşmaya başlar sanırım.

İlk duyduğunuzda şehir efsanesi gibi gelebilir. Ama değil…

Türkiye ana akım medyasının yer vermeyi, ayrıntılı tasvir etmeyi sevmediği şeylerden söz ediyoruz yalnızca.

Yüzüklerin Efendisi filmindeki OrtaDünya’da Saruman’ın orklarınca kuşatılmış olduğunuzu düşünmek hiç de abartılı bir benzetme olmaz emin olun ki.

Özellikle bilmelisiniz ki, bu üç tarafı Orklarca kuşatılmış coğrafyada T.C. askerleri de tek lojistik sınırı şiddetle kuşatmış, iki metrelik tellerle ve mayınlarla kapatmış durumda. Kuş uçurtmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Türkiye ile Rojava kantonlarının ortaklaştığı sınır kesimlerinde durum böyleyken, DAİŞ kontrolündeki sınır bölgelerinden her saat elinizi kolunuzu sallayarak geçmeniz mümkün. Ne tel, ne mayın ne de askeri devriye görebilirsiniz.

Ekran Resmi 2014-12-19 13.09.54

Buna rağmen her gece Kobane ve Cezire sınırında onlarca kadınlı erkekli genç Orklara karşı savaşmak için sınırda ölümle dans ediyor. Üzerlerinden uçuşan kurşunların altında metrelerce telleri aşıyorlar. Yakalanırlarsa, askerlerden kemikleri kırılıncaya kadar dayak yemek, en hafif tehlike.

Sorun bununla da bitmiyor.

Rojava coğrafyasında orkların dışında Arapların çoğu Kürtlere düşman. Süryani’lerin çoğu, Esad rejiminde sürdürdükleri tatlı ticarete devam etmekten başka bir dert sahibi değil gibiler. Çeçenler, Ermeniler, Ezidiler de ha keza henüz yaşadıkları şokun, korkunun ve kıyımın travmasıyla meşgul.

Herkesin yaşadığı melaneti yaşadığı halde, gelecek düşü kuran, kendi dışındaki toplumların canını korumak için gençlerini feda eden, bütün imkanlarını seferber eden tek topluluk Kürtler desem abartmış olmam.

Peki ne için?

Bu satırları okuyanların tamamına yakınının bu soruya vereceği yanıtı tahmin edebilirim. Kürtler bir devlet, bağımsızlık, ulusal bir kurtuluş için savaşıyorlar.

Yanlış, hem de çok yanlış bir bilgi veya kanaat bu.

Tersine Kürt toplumu, Ortadoğu’da milli olmayan tek proje için savaşıyor. Kadın öncelikli, ekolojik, özgürlükçü, ademi merkeziyetçi , çoğulcu bir yaşamın inşası sokaktaki her Kürdün oturup size anlatabileceği bir vizyon.

(film çekmekten zaman kaldıkça sürecek…)