Rojava Günlüğü – 2

10/12/2014

Hayatımda hiç bir zaman günlük tutmayı beceremedim aslında. Yine de burada yazma arzumu kışkırtan çok şeye tanık oluyorum.

Çoğu zaman yaptığım gibi sözel olarak tüketemeyince; sıcağı sıcağına, bir çok ayrıntıyı unutmadan paylaşma arzum ağır basıyor.

Bu gece de Measer köyünün girişindeki çadırda kalıyorum.

Bizim çadırın sakinleri daha çok savaşla birlikte buraya koşup gelmiş veya gönderilmiş gönüllü partili gençler, “kadrolar” , Kürt gazeteciler.

İki Türkten birisi Önder (Çakar) biri de benken, Önder’in gidişiyle tek Türk ben kaldım.

Kürtler hep söylediğim gibi birbirleriyle yunuslar gibi özel bir iletişim içindeler. Türkçe konuşurken bile bu duygum değişmiyor.

Sanırım, PKK’nin 36 yılda oluşturduğu bir gelenek ve kültür bu.

Şu an yaşadığımız köy, Kürt coğrafyasının bütün travmalarının ve direnişinin kesiştiği ender noktalardan birisi.

Kürt tarihinin çok tarihi dönemeçlerinden birisi bir kilometre ötede geçilmeye çalışılıyor.

24 saat, nerdeyse kesintisiz işittiğimiz bombardıman ve keşif uçuşlarının sesleriyle, aniden başlayıp, müthiş bir hızla devam eden ağır ve hafif silahların, topların sesleri birbirine karışıyor. Bu şiddet senfonisine günde bazen bir kaç bazen beş on sorti yapan uçakların bıraktığı bombalarının heryeri titreten şiddeti ekleniyor.

Artık silahların seslerinden türlerini, uçakların sesinden markalarını ve milliyetlerini ayırt edebiliyorum.

Genç YPG ve HPG savaşçıları Ortadoğu tarihinin en vahşi, en zengin, en güçlü ve en uluslararası katlıam gücü karşısında 76 gündür destansı bir direniş örneği sergiliyorlar.

Bu kadar yakından bakıldığında savaşla siyasetin nasıl iç içe geçtiğini, ve Kürt Özgürlük Hareketi ‘nin bu konuda ne kadar ustalaştığını görebiliyorsun.

Ezidilere yönelen saldırıya karşı geliştirdikleri refleksin bedeli İŞİD’in topyekün Kobane’ye saldırısı olmuş gibi görünüyor.

Tersi de doğru, bu refleksi göstermezlerse, İŞİD in önünde kimsenin durmayacağı, duramayacağı gerçeğini farketmiş olmaları.

Diyebilirim ki, KÖH, somut kaynaklarını ve arkaplanını ilerde anlayabileceğimiz İŞİD fenomeninin siyasi ve askeri bölgesel anlamını en iyi anlayan odak olmuş. Ve Şengal hamlesiyle bu oyunu bozmuş. İŞİD ve onu yaratan güçler de işi gücü bırakıp,KÖH’ün anayasal tohplumsal mimarisinin merkezi olan Rojava’ya saldırmış.

Ancak İŞİD in oyunu orada da bozulmak üzere.

İŞİD militanları, ölümü uhrevi bir geleceğin garantisi görerek, ölümü, talanı ve tecavüzü tehdit yaparak ilerliyor. Dünyevi anlamda nihilizan, öfke ve “öteki”nden nefret üzerine kurulu bir hareket.

KÖH, ölümü bir savunma silahı olarak anlayan, geleceği Dünyevi olarak tarifleyen bir hareket.

Biri tüketmek için, diğeri tüketilemeyeceğini kanıtlamak için var oluyor.

36 yıldır dağ gerillasında ustalaşmışken, 75 günde şehir gerillasına dönüşüvermişler.

Geçen gece Türkiye topraklarından Mürşitpınar sınır kapısına yapılan saldırı sırasında çatışmaları kamerayla çekmişlerdi. ANF, yayınlamış. Kameranın kalitesi, kameramanın suküneti ve ustalığı, genç savaşçılarda en küçük bir şaşkınlık ve panikleme belirtisinin görülmeyişi, soğukkanlılıkları şaşırtıcıydı.

93 yılında uluslararası MED TV’yi kuran, bu gün bu savaşı nerdeyse naklen yayınlayan da aynı örgütün iletişim aklı.

Rojova Anayasısını yazan da aynı akıl.

Demirtaş’ı CB adayı seçen de…

Bu arada çatışmalar yeniden başladı. Doçka sesleri geliyor.   Uçakların sesi daha yakınlaştı, daha alçak irtifada uçmaya başladılar…

Elbette bu gerçeğin bir yüzü, diğer yüzünde daha önce Şarlo’yu yazmak için araştırmaya gittiğimde Almanya’da göçmen kamplarında tanık olmuştum.

Sanırız ki, kökler, anılar, tarih, insanlar için öğrenilmiş ve kolay unutulmaz, terkedilmez, yitirilmez varoluşsal şeylerdir.

Oysa, savaş göçmenlerinin bir kısmında, yaşadıkları travma bambaşka sonuçlar yaratmış.

Topraktan ve köklerinden zorla koparıldıkları andan itibaren sanki bütün o bilgi uçup gidiyor. Bir anda sanki bütün hafızaları siliniyor. Ne vatan, ne toprak, ne anıların önemi kalıyor. Hiç bilmedikleri, hiç görmedikleri bir coğrafyada bilmedikleri bir yarından umut bekler hale geliyorlar.

Kimi ölerek , kimi kaçarak, bir yarın yaratacağına inanıyor.

Böyle konularda yargıda bulunmak ayıp olsa da tahminde bulunmaktan uzak duramıyorum.

Ölerek yarın kuracağını düşünen en azından barışık ölür. Diğerleri sanırım kavgalı giderler.

Şimdilik bu kadar… Yeniden yazmaya ilk fırsat bulduğumda Heval Sabri’nin hikayesini ve meselini anlatacağım.

Şevbaş