Rojava Günlüğü – 1

18/11/2014

Haluk Ünal

 

Bu gün Suruç’a gelişimin 4. Günü.

Büyük bir insanlık dramının ortasındayım.

İşid saldırılarından canını zor kurtaran, çoğunlukla savaşamayacak durumda olan 190 bin göçmen Kobane’nin komşusu, karındaşı Suruç’ta, çadır kamplara, merkezdeki evlere ve köylere dağılmış durumda.

Savaşabilecek durumda olanlar ise, Kobane’de direnişte…

Şu anda Türkiye toplumunun kahir ekseriyeti Kobane olayının nasıl tarihi bir sınav olduğunu; hepimizin geleceğini nasıl derdinden etkileyeceğini anlamış gibi görünmüyor.

Şu anda toplum olarak bir parçamız kanıyor. Hem de oluk oluk kan kaybediyoruz. Ve ne acıdır ki; geri kalınımız kanayanın kendisi olduğunun farkında değil. Büyük ihtimalle de bu satırları romantik bir mecaz olarak okuyacaklar.

İzmir’in geleceğini Kobane’den Afrinden, ayrı düşünmek artık imkansız. Ne siyasi ne ekonomik ne sosyal ne de insani açıdan izolasyon mümkün.

İŞİD, sadece “aşağı mahalledeki serserilikleri” anlatılan kabadayı değil. İŞİD, islamcı Dünya’nın seküler Dünyaya savaş ilanıdır.

Ortadoğu’da son 50 yıldır hiç bir güç yerel kalmadı; uluslararası güç ilişkilerine süratle eklemlendi. Bunun çarpıcı ve yaşayan örneği Esad’ın Suriyesi’dir.

Soğuk savaş döneminin SSCB müttefiki Suriye, bu gün KGB orijinli Rusya’nın müttefiki. Kılına dokunulamıyor.

El Kaide’yi ABD tasarladı, geliştirdi. Kontrolden çıkınca da Usame’yi kendisi tasfiye etti.

Şimdi de El Kaide ruhu İŞİD adı altında devletleşiyor.

Küresel sermayenin merkezi olan Batı’nın, çıkarları noktasında ne sekülerizm ne insan hakları ne de demokrasi umurunda. Canlı örneği Mısır. Resmen bir askeri darbe oldu. İnsan hakları aktivistleri artık askeri mahkemelerde yargılanıyorlar. Batı’nın çıtı çıkmıyor.

İŞİD’in de çoktan uluslararası sermaye ağı içinde kendisine gerekli müttfekileri edindiğinden kuşku duymak en hafifinden saflık olur.

Bunun anlamı da açık, sekülerizme karşı Selefi islamın savaş ilanı, yeni bir faşizm türünün giderek ortadoğuda ve Türkiye’de güçleneceğinin bütün işaretlerini sunuyor.

Türkiye’de seküler güçler, bu aymazlıklarını sürdürdükleri sürece, o gün geldiğinde çok geç olacak. Çünkü modernizmin, sekülerizmin koruyucusu sandıkları askeriyenin de OYAK çıkarları, ve deri koltukları dışında hiç bir gelişmeyi umursamayacağını büyük bir acıyla izleyecekler.

Bütün bu gelişmeleri göğüsleyebilecek tek güç, bu toplumun içinde yaşayan, her kesimden demokratlar, sekülerler olalabilir ancak.

İşte Kobane sınavı tam burada tarihi anlamını kazanıyor.

Çünkü Kobane’nin de parcası olduğu Rojava’da Kürtler, son üç yüzyılın paradigmasını değiştirmeye kalkıştığında saldırıya uğradılar.

Yeni paradigmanın önemi, Ortadoğunun devletsiz tek ulusunun, en güçlü örgütü PKK’nin Kemalizmle, Stalinizmle, modernizmle, otoritarizmle, cinsiyetçilikle yüzleşmesi. Bunun sonucu olarak da devlete en hasret ulusun, kendi devletlerini kurmanın bütün imkanları doğduğu anda, bunu reddeden, Kürt olmayan, çoğulcu, eko-feminist, ademi merkeziyetçi bir yaşam kurmaya başlaması. Yani küresel sermayenin doğası gereği hoşlanmayacağı bir seküler, birlikte, barış içinde yaşama modelini, tüm Anadolu ve Ortadoğu’ya teklif etmesi.

Kobane’de İŞİD’i durduranlar, yalnız kendi geleceklerini değil, hepimizin geleceğini savunuyorlar.

İşte kanayan yanımız bu. Umursamadığınız yanımız bu…

Bir toplum, kendisinin bir parçası kanarken duyarsız kalıyorsa, bunun bedelini öder. Tarih bunun birlerce örneğiyle dolu.