HDP’nin temel yapısal gerilimleri

23/05/2014

haluk ünal

 

örgütlenme meselesi bence, doğrudan bir sosyal, siyasi iletişim modeli ve teknoloji tartışması.

teknoloji terimi, “malzemesi” insan olan bir konuda, ilk bakışta çok soğuk ve paradoksal görünebilir.

bunu iki nedenle kasten yapacağım.

birinci nedenim, 16 yaşımla 56 yaşım arasında, her düzeyde örgütlü bir yurttaş olarak yaşama inadımın kazandırdığı gözlem ve deneyimden yaptığım çıkarımlar.

bütün bu deneyimin bendeki özeti; ister ticari, ister siyasi, örgüt, organizasyon denilen formlar, işleyiş ve sonuçları bakımından, bir zihniyeti temsil eder; onu oluşturanların ruhlarını ve zihniyetlerini biçimlendirirler. böylece modeli yaratan zihniyetin yeniden ve yeniden üretimini de sürdürmüş olurlar.

anadolu coğrafyasında bu defo çok daha vahim boyutlara taşınır; örgütler kutsallaşır, birer cemaate kolayca dönüşebilirler.

bu gerçekliği benzer biçimde algılamayanlar için böylesi bir sözlük tercih etmekte, pozitif yabancılaşma yaratmakta, farkındalık bakımından özel yarar görüyorum.

ikinci nedenim, böyle soğuk bir terimi seçerek analiz ve tartışma yapmakla, soyutlama düzeyinde işin kolaylaşacağını, bütünsel bir bakış için duygusal, psikolojik engelleri de azaltacağını sanıyorum.

devam edelim; iktisadi, sosyal ve kültürel tüm toplumsal formlar, biçimlerinde mündemiç(içkin?) olan zihniyet ve amacı yeniden üretir, demiştim. bu nedenle de hepsi, iki kişilik ilişkilerden başlayarak, politiktir.

gündelik hayattaki işleyiş karmaşası ve her formasyonun özerk görünümlerine kanmaz da yapısal açıdan ele alırsak görürüz ki, bütün bu formlar, dönemin egemen üretim ilişkilerini de taklit ederler.

örneğin ak parti (ve benzeri bütün örgütler, iç demokrasi derecelerine bakmaksızın) bence, fordist/taylorist teknolojinin dijital teknolojiyle desteklenmiş, iyi bir yansıması, sosyal tekabülüdür.

bu söylediklerime bir tespit daha ekleyip sadede geleceğim.

her örgüt belirli ihtiyaçlardan doğar. kendisine neden olan ihtiyaçları tatmin edebildiği sürece de gelişir, büyür ve sürdürülebilir.

çoğu örgütün iyi başlayıp kötü bitirmesinin en önemli nedeni, kuruluşunda onu yaratan ihtiyaçlara yanıt verirken, giderek kendisini oluşturan topluluğun ihtiyaçlarındaki değişime ayak uyduramaz olması (muhafazakarlaşma), bunun öneminin farkına varmaması değil midir?

şimdi temel soruyu, soruları sorabiliriz;

hdk/hdp hangi ihtiyaçların yarattığı bir organizasyon?

onu yaratan ihtiyaçlara ne kadar yanıt verebiliyor? ihtiyaçlara en uygun sosyal teknoloji hangisidir? yapılacak seçim, tasarlanacak “üretim biçimi” insan kaynakları üzerinde ne tür etkiler yaratır?

“üretim” sonucunda ortaya çıkacak “ürün”, hangi ihtiyaçları, nasıl karşılayacak?

bu soruların önemini vurgulamak için tersinden bir cümle kurmakta yarar olabilir: bütün iktidarlar (diktatörlükler bile) ihtiyaçlar üzerinde yükselir.

bu noktada hdk/hdp’nin temel metinlerine, resmi sözcülerin konuşmalarına, açıklamalarına bakalım. kendisini nasıl tarif ediyor.

hangi ihtiyaçları nasıl karşılamayı tasarlıyor?

“kimlerin, hangi ihtiyaçları” sorusunun en iyi özetini aşağıdaki paragrafta buluyoruz.

“Ezilenlerin ve sömürülenlerin; işçilerin, emekçilerin, yoksulların, farklı ulus, dil, kültür ve inançlardan tüm halkların, göçmenlerin, mültecilerin, kadınların, köylülerin, gençlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBT bireylerin, küçük esnafın, dışlanan ve yok sayılan bütün halkların ve inanç topluluklarının, yaşam alanları tahrip edilenlerin buluştuğu ortak mücadele partisi”

nasıl bir sosyal teknoloji ile bu ihtiyaçlara yanıt verecek politika üretimi mümkündür; sorusunun yanıtını ise, öcalanın newroz deklarasyonu başta olmak üzere, farklı zamanlarda farklı resmi ağızlardan yapılan açıklamalardan biliyoruz: adem-i merkeziyetçilik.

buraya kadar son derece güzel ve bence de doğru bir çerçeve söz konusu. ancak yalnızca bir çerçeve; doğru bir sosyal harita ve amaca uygun bir sosyal teknoloji modeli.

ancak iş bundan sonra karmaşıklaşıklaşıyor, dallanıp budaklanıyor ve sorunlar başlıyor.

hdk bünyesindeki organizasyonları başlıca, kürt özgürlük hareketi, türk solu, kadın hareketi, ekoloji hareketi, lgbti hareketi, demokrat ve anti kapitalist müslümanlar diye kabaca tasnif edebiliriz.

bu bileşimden de görüleceği gibi batıda yukarıda hedeflenen kitleyi büyük ölçüde doğrudan temsil etmeyen yapılar sözkonusu. paragrafta anılan kesimler için varlar, ama söz konusu kesimlerin doğrudan, organik temsilcileri değiller.

oysa ihtiyaçlar kalemi, gündelik hayatta, tek tek her ücretlinin acil ve öncelikli ihtiyaçlarıyla başlayan bir manzumedir.

örneğin benim gibi film endüstrisinde varolan bir birey için, üretim koşallarının kalitesi, kendisini yeniden üretmenin, yenilemenin maliyetlerinin karşılanabilmesi, sanatın salt kar merkezli olarak ele alınmaması, kamusal destek politikaları, özerk sanat kurumları vb. onlarca ihtiyaç ve bunlarla ilgili yasal düzenlemeler önceliktir.

bu konuda kim acil ve tatminkar yasalar için mücadele verirse onu desteklemek de doğal bir öncelik olmayacak mıdır?

peki onbinlerce sanatçının ortak ihtiyaçlarını, bunlarla ilgili reform paketlerini onların katılımı olmaksızın hazırlamak mümkün müdür? hayır.

kürt özgürlük hareketi(köh) ise – son demokratik islam kongresiyle de bir kez daha kanıtladığı gibi- büyük ölçüde söz konusu paragraftaki hedef kitlenin kürt coğafyasındaki karşılıklarını önemli ölçüde doğrudan ve organik olarak temsil eden bir yapı olsa da batıdaki karşılıklarına büyük ölçüde yabancı ve ilişkisiz.

öte yandan son seçimler gösterdi ki köh, anadoludaki orjinal coğrafyasında da gelişme sınırlarının sonuna yaklaşmış görünüyor. akp, bütün samimiyetsizliğine rağmen kürt oylarını nerdeyse yarı yarıya köh ile paylaşır durumda.

bu da gösteriyor ki, bırakalım batıya açılımı, köh, kendi coğrafyasında bile ihtiyaçlarını akp ile karşılayacağını düşünen toplumsal kesimlere akp den daha inandırıcı daha umut verici yanıtlar üretme sorunuyla yüzyüze.

demek ki, hdk/hdp, türkiye genelini esas aldığımızda, büyük ölçüde kendisine hedef seçtiği toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarının doğrudan yarattığı ve temsilini bulduğu bir organizasyon değil.

bu durumda hedeflenen, akp’ye oy atan milyonlarca emekçi de dahil, kazanılacak olan kitlelerin ihtiyaçları da dışarıdan ve gözlemsel olarak, kısmen biliniyor.

oysa adem-i merkeziyetçi model, kelimenin tanımı gereği, bütün ihtiyaçlar listesini ve ihtiyaçların kazanım planını (parti programını) ihtiyaç sahiplerinin en geniş katılımla, aşağıdan yukarıya yapmasını gerektirmez mi?

zenon paradoksu gibi görünen bu durumu aşacak olan da ademi merkeziyetçi modelin ruhuna uygun yaratıcı yol ve yöntemlerdir.

ikinci temel paradoks ise (“bdp/hdp yönetimine açık mektup” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi) bu tartışmayı yapanların hiçbirisinin adem-i merkeziyetçi örgütler olmaması, tersine merkeziyetçi, dahası uzun yıllar boyunca stalinist modeli kutsamış yapılar olması.

hdp/bdp coğrafyasında birleşme sürecine dair pek çok tartışma yapılsa da şu ana kadar benim gözüme bu konuda hiç bir tartışma çarpmadı ne yazık ki.

en çok duyduğum kaygı, bdp nin cesametinin fiilen yaratacağı belirleyicikle ilgili. kaygının tarifi, arkasındaki ön kabulleri de ele veriyor. bu kaygıları dile getiren kümelerde hakim ortak akıl belli ki, organizasyon içindeki kendi verili durumlarını temel alarak tartışıyor. “nasıl bir hdp” konusundaki tahayyüllerini de böylelikle, geleneksel bir “sol örgütler birliğiyle” sınırlamış oluyorlar.

aslında adem-i merkeziyetçi bir hdk yapılanmasını en çok bu kaygıyı dile getirenlerin savunması gerekmez mi? böyle bir çokluğun birliğinde merkeziyetçi model, haliyle taklit ettiği newton fiziğinin yasalarını beraberinde getirir. vektörel kuvvetler içinde en güçlüsü de (bdp), bileşkeyi fiilen tanımlayacaktır.

oysa adem-i merkeziyetçi yapılanma, çokluğun, çok merkezli bir şebeke olmasını sağlayacak; vektörler arasındaki ilişki, kuantum fiziğini taklit etmeye başlayacaktır.

haziranda yapılacak kongre her iki paradoksal duruma da yaratıcı çözüm yaklaşımları ve modeller üretmeyi herşeyin önün koyar umudundayım.