yeni bir toplumsal sınav: soma

18/05/2014

haluk ünal

 

son sözümü önce söyleyerek başlayacağım. soma cinayeti hepimiz için bir sınav.

insan merkezli, doğa dostu, kadından ve çocuktan yana bir cumhuriyet isteyenlerle, para merkezli, doğa düşmanı, emek düşmanı, kadın ve çocuk düşmanı 70 yıllık düzenin devamını isteyen zihniyetlerin açığa çıkacağı ve ayrışacağı yeni bir sınav.

bence sınavın ilk basamağı, felaketin mağdurları için kimin ne yaptığı?

barolar birliği ve olayla ilgili mühendis odaları ve stk lar ilk günden itibaren somada sivil kriz masaları kurup, toplumu bilgilendirmek, cinayet mağdurlarının sosyal ve hukuki haklarını ücretsiz elde etmelerini sağlamak için çabalıyorlar.

ilk refleksin bu olması tahmin edemeyeceğimiz kadar önemli. çünkü deprem, sel, iş kazası vb felaketlerde kazanın doğrudan mağdurları ve söz konusu işyerinde çalışanlar ve yakınları psikolojik olarak çok yönlü bir tehditle yüzyüze kalırlar.

yaşanan felaketin insanların hayatlarından alıp götürdüğü, gelecekte de alıp götüreceklerini de ima eden en temel tehdittir.

felaketin yaşandığı yerin idari amirleri, işverenler vb. kendilerini tehdit altında istedikleri için, mağdurlara misliyle tehdit ima eden bir tutum içine girerler.

ve nihayet iş dönüp dolaşıp devlete gelir ki, onun da tercihi refleks olarak bellidir. yaşanan felaketten kendisine pay çıkmaması ve yıpranmamak reflekslerinin siklet merkezini oluşturur.

bütün bunlar karşısında da mağdurlar, yani biz sıradan yurttaşlar, bütün bu tehditlerin korkusu ve çaresizliği içinde kalırız.

stk ların, sivil girişimlerin desteği bu nedenle tarif edilemeyecek kadar yaşamsaldır. 99 depreminden bu güne türkiye sivil toplumu bu konularda son derece başırılı sınavlar verdiğine inanıyorum.

hükümet ise, bu konuda son derece kötü bir sınav verdi. başbakanın protestocu tokatlaması, müşavirinin tekmelemesi, korumanın yumruklaması, özel harekatçılar ve çevik kuvvetin ilk günden beri mağdur ailelerinin küçük kümelenmelerinde bile tepelerinde dikilmesi topyekün bir devlet politikası olarak vücut buldu. günlerce sağlıklı bilgi alınamaması, rakamlarda ortaya çıkan karmaşa, müphemlik de cabası.

ikinci kriter felaketin nedenlerini anlamak için kimin ne yaptığı?

bunun için ilk ve temel çalışma parlemento ve adalet mekanizmasına düşüyor. en az bunlar kadar önemli olan bağımsız uzman kuruluşların felaketin sebeblerine ilişkin verecekleri raporlar.

parlementonun bir araştırma komisyonu oluşturması, savcılığın titiz bir soruşturma yürütmesi, maden mühendisleri, elektrik mühendisleri odası gibi bağımsız sivil kuruluşların raporlarıyla tamamlanacak bir lokal teşhis süreci.

hükümet bir yandan savcılık soruşturması başlattı; bir yandan da parlementoda 30 gün önce reddettiği türden (chp) bir araştırma komisyonu teklifini gündeme getirdi.

ancak hükümet, yurttaş tokatlayıp, tekmeleyen, başbakanın, müşavirinin, korumalarının izinden gidip, bu günden itibaren soma’da adı konulmamış bir sıkıyönetim uygulaması başlattı.

basın da dahil olmak üzere dışarıdan gelen herkese son derece sert ve saldırgan bir tutum izlemeye başladı. örneğin baronun soma için adalet komisyonu üyesi avukatlar hiç bir gerekçe göstermeksizin, her hangi bir eylem dahi yapılmamışken, gözaltına alındı, saatlerce çok acı verecek ters kelepçe, sistematik kaba dayak, yere yatırma vb. işkencelere uğradılar.

böylece hükümet, bu olay bitene kadar, soma halkını türkiye’den izole etmekte; devlet dışındaki tüm kurumları bu süreçten uzak tutmakta çok kararlı olduğunu ilan etmiş oldu.

üçüncü ve en temel kriter ise felaketin tekrar etmemesi için kimin ne yapacağı?

bu çabanın da iki ayağı var bence.

birincisi soma’daki madenin ve soma halkının kalıcı biçimde iyişleştirileceği tedbirlerin alınması.

ikinci ayağı ise en kalıcı ve kapsayıcı toplumsal faydaya dönük olanı.

türkiye’yi işgüvenliği konusunda birinci lige çıkartacak bir reform paketi için toplumsal bir seferberlik başlatmak.

bunun için hükümeti beklemek gerekmiyor. bütün siyasi eylemlerin, protestoların, parlementodaki bütün partilerin böyle bir seferberlik için imkanlarını, güçlerini harekete geçirmeleri gerekiyor.

asıl turnusol kağıdı budur.

sermaye ile ters düşmek istemeyen partilerin yöneticileri bu tür bir seferberliğe yanaşmak istemeyecek, ipe un serecek.

bu konuda sermayeye hoş görünmek gibi derdi olmayanlar böyle bir seferberliği israrlı, istikrarlı biçimde yürütebilir.

ve bu öyle bir konu ki, yurttaşlar hangi partiden olurlarsa olsunlar, böyle bir kampanyaya son derece sıcak bakacak, destek verecektir.

kitlelere ulaşabilecek, toplumu dönüştürecek siyaset de zaten ancak somut talepleri merkezine alan, sokağı ve parlementoyu birleştiren, kamuoyu baskıları ve eylemlerle olur.