soma’nın kefaretini türkiye’yi iş güvenliğinde 1.lige çıkartarak ödemeliyiz

18/05/2014

haluk ünal

 

soma ne ilk ne de son.

türkiye bir iş cinayetleri cenneti.

toplum olarak son derece zavallı bulduğum bir alışkanlığımız var.

her felaketten sonra basın ve kamu oyu olarak, üç beş gün bağırıp çağırıyor, sonra hep beraber unutuyoruz.

sermaye yanlısı partiler, iş cinayetlerinin arkasındaki çok net ve açık çıkarları iyi bildikleri için, felaketi hamhum şaralop, bildik pr klişeleriyle geçiştiriyorlar.

türk solu sokaklara dökülüp bağırıp çağırmayı, polisle çatışmayı, sermaye sınıfını sloganlarla kahredip, lanetlemeyi amaç haline getiriyor.

üç gün sonra olay unutulduğunda kazanan, yine bu felaketin, felaketlerin failleri oluyor.

tabi bir de en önemlisi yılgınlık büyüyor, bağırdık çağırdık kim duydu, bu ülkede hiç bir şey değişmez,duygusu toplumda kemikleşiyor.

dün bir hdp yoktu. türkiye solunun yüzde 7 oyu da yoktu. bu gün var.

hdp, doğru politikalar izler, gerçek kitlesel siyaset yaparsa, ana muhalefet olmamızın, oy oranlarımızı çok çok yukarılara taşımamızın önünde hiç bir engel yok.

soma felaketi bunun için çok iyi bir vesile. bu ülkenin kangren olmuş bir sorununu, şu anki rakamlar itibariyle 301 yurttaşımız, kanlarıyla işaretledi.

hepimiz biliyoruz ki sorun yalnızca soma’ya ait değil.

neoliberal sistemin düşük maliyet yüksek kar sistemi işçi işveren ilişkisinin olduğu her yerde ciddi bir işgüvenliği sorunu yaratıyor.

bu ülkede her gün iş kazalarında 4 kişi hayatını kaybediyor.

sanıyor musunuz ki, plazaların, lüks ofislerin çalışanları bu rezillik karşısında korunaklı?

katiyen, dilerim bu gerçeği de bir plaza felaketiyle öğrenmeyiz.

yapılması gereken hdp’nin ivedilikle işgüvenliği ve işçi sağlığı alanında ülkemizi birinci lige taşıyacak bir reform paketi için toplumu seferber etmesidir.

böyle bir yasa paketinin sivil toplum kuruluşlarının en geniş katılımıyla hazırlanmasından başlayarak, yasa paketinin partimizin ulaşabildiği her sokakta tanıtılmasına kadar aylarca sürecek bir kampanya olacağı açıktır.

böyle bir kampanya, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan milyonlarca çalışanın desteğini, sempatisini kazanacağı gibi; oy verdikleri partilerin yönetimlerini işçi seçmenleri karşısında sınav vermeye zorlayacaktır.

türkiye partisi olmanın da, ana muhalefet olmanın da, toplumsal değişime katalizör olmanın da tek yolu, bu tür somut talepler çevresinde örülecek, sokakla parlementoyu birleştiren, ulusal kampanyalarla siyaset yapmaktır.