Faşist deyip geçme…

14/03/2014

Haluk Ünal

Bu gün duvarımda bazı arkadaşlarım milliyetçi, ülkücü görüşlere sahip bir gencin taglerini paylaşmış. Bu, tek örnek de değil, benzer paylaşımların tamamı, bu gençlere karşı en ufak empati çabası bile olanı, caydıracak nitelikte.

Şimdi duyar gibiyim, bazılarınız, “empati çabası da neymiş” diyor. Hele delikanlının paylaştığı metni okuduktan sonra, hiç ikna edici olamayacağımı tahmin ediyorum.

Ekran Resmi 2014-03-14 15.15.07

Böyle söyleyenlere, bu gençlerle tanışsam soracağım soruyu sorarım. Birbirimizi nereye kadar boğazlayabiliriz?

Lübnan’ı, 1980 önce Türkiye’sini, Kosovayı, Suriye’yi aşabilirmiyiz?

Peki denemek istiyor muyuz?

Büyük ihtimalle, akıl beliğ olan kimse bu sorularıma olumlu yanıt vermeyecektir.

Yine biliyorum ki, bu sorular da gencin sayfasında yazdıkları karşısında bir yanıt olmayacak.

Herkes, saldırı anında anılan semtlerde yaşayan türdeşleriyle empati kuracak doğal olarak. Ve en azından nefsi müdafa hissi, hukuku akla gelip, saldırıya karşı hazırlık başlayacak. Bu tür ölümcül bir saldırı tehdidi, kimin aklına barışcı bir savunma yordamı düşürür ki… Elbette savunma planları da benzer yol, yöntem ve araçları gerektirecek.

Zaten iş, bu noktaya vardıktan sonra söz biter. Güç konuşur. Sonra eylem biter.

Bir sonrakinin hazırlığı, saldırı ve savunma tartışmaları, o gecenin kaldığı yerden devam eder.

Belki bizim değil, ama bu gençlerin akranlarının, kurabileceği farklı bir söz, geliştirebileceği farklı bir dil olduğuna inanıyorum. Bizim 12 Eylül öncesinde akıl edemediğimiz, bilmediğimiz bir dil.

Bu dilin ipuçları için yukarıdaki paylaşıma yanıt veren “bizim” çocuklardan farklı bir refleks gerekiyor ama. Kim bu insan, diye merak etmek. Merak etmeyi değerli bulmak. İlk paylaşanın ihmal etmediği sayfa linkine tıklayıp, diğer paylaşımları da okumaya başlamak.

Ekran Resmi 2014-03-14 14.51.05

Bunu yaptığınızda birden tablo değişecek.

Burak Can da son paylaşımında “Sedat Reis de çıktı geçmiş olsun” diyordu.

O da rol model olarak, yoksullarından içinden gelip, bileğinin kuvveti, acımasızlığı ile kendisine alan açmış, para ve “itibar” derlemiş bir abiyi seçmiş belli ki…

Ne bilsin o abi kaç Burak Can harcayarak krallığını kurdu. Ne bilsin ne vicdan ne acıma duygusuna sahip, rol modeli.

Bu delikanlılar, Burak Canlar…

Yeter ki merak edip duvarlarında küçük bir gezinti yapalım.

Bir önceki paylaşımında içindeki canavarı gördüğünüz delikanlının, acı bir insan sesi çıkardığını da göreceksiniz, tıpkı bizim gibi.

Yalnızlığıyla, kimsesizliğiyle, çaresizliğiyle, yoksulluğuyla, ve tüm bunlardan türeyen öfkesiyle, karanlığıyla bir genç insan.