Ümit Özdalga’nin Gördüğü Tehlike!

10/03/2014

Haluk Ünal

 

Geçtiğimiz hafta, HDP’nin seçim çalışmalarına sistematik bir linç kampanyası başlatıldı. Bu gün HDP eşbaşkanlarının basın toplantısında aktardığı bilgilere göre şu ana kadar saldırılar 22 yerde gerçekleşmiş.

Toplumsal kutuplaşmanın tavan yaptığı, üç farklı egemen fraksiyonun devlet içinde görünür güvenlik araçlarını ve bürokrasiyi(asker, polis, mit) paylaştığı, herkesin kılıcını kınından sıyırdığı bir dönemden geçiyoruz.

Egemen sınıf bloku dağılıp, fraksiyonlar arası savaş tavan yaptığından beri, deneyimli olan herkes, BDP/HDP yi bu kirli savaşın içine çekmek için atılacak pusuları bekler vaziyetteydi zaten. Bu cenahta kimse şaşırmadı. Kaçınılmaz melanet, başladı.

Bundan sonrasında olacakları elbette tek başına BDP/HDP  belirleyemez ama, bu kumpası doğru anlamak ve ülke çapında dil ve tutum birliği içinde olmak çok önemli.

Bu gün Ertuğrul Kürkçü’nün konuşması da yeterli farkındalık ve tecrübenin HDP nin ortak aklında mevcut olduğunu gösteriyordu.

Kürkçü’nün konuşmasının sonunda işaret ettiği Ümit Özdalga’nın açıklaması, bize yönelik saldırıların da anahtar cümlesi. Diyebiliriz ki devlet aklı en veciz ifadesini malum kişide bulmuş: “HDP/BDP %10 barajını aşmak üzere, bunu durdurmalıyız!” (Olup bitenler, Ümit Kıvanç’ın Riya Tabirleri adlı blogunda yine çok veciz ifade ettiği üzre %10 barajına ek olarak Linç barajı diye de okunabilir)

BDP/HDP çizgisinin %10 barajını aşması, geri kalan kafadengi sermaye ve devlet partilerinin %90 ına karşı nicel bir önem arzetmemesi gerekir.

Mesele %10 barajı da değil bence. Mesele BDP/HDP çizgisinin potansiyel anlamıyla, vaadettiği siyasal pozisyonla ilgilidir.

Muradımı daha iyi anlatmak için, bir geri dönüş yapıp, 1992 yılında 3. İzmir İktisat Kongresi’nden bir anımı paylaşmak istiyorum.

DİSK Sinema Emekçileri Sendikası delegesi ve bir sosyalist olarak bu kongre, hayatımda ilk kez Türkiye’nin ve Dünya burjuvazisinin en önemli temsilcileriyle fiziksel olarak bir araya gelmem, aynı havayı solumam ve Türkiye’nin geleceğini “tartışmam” anlamına geliyordu.

3 gün süren kongre atölyeler temelinde organize olmuştu. Bana da sinema/kültür insanı kategorisinden Kültür temalı atölyede yer vermişlerdi.

Geçmiş gün bir çok ayrıntıyı unutsam da Atölyenin moderatörlüğünü Üzeyir Garih’in yaptığını Ali Koçman’ın da hemen yanında oturduğunu iyi hatırlıyorum. Her iki isim de TÜSİAD’ın ve Türkiye burjuvazisinin önemli figürleriydi.

O yıllarda henüz geleneksel yanlarının tümüyle yüzleşememiş bir solcu olarak, her iki ismin yaptığı sunumların entellektüel kalitesi ve karşılıklı tartışmalardaki performansları beni hem şaşırtmış, hem de çok düşündürmüştü.

Amacım bütün kongre sefahatını anlatmak değil elbette. Ama ikinci gün, birbirimiz hakkında belirli kanaatler edindikten sonra bir kahve molasında Ali Koçman yanıma geldi ve selam sabahın ardından doğrudan lafa girdi…

Mealen söylediği şuydu “Delikanlı 1960 lı yıllarda Türkiye’de sol çok örgütlüydü. Özellikle de kültürel, entellektüel ve teknolojik açıdan bizi sollamışlardı. Biz ise dağınık ve geriydik. Az kaldı iktidarı alıyordunuz. 1971 sonrası süratlen toparlandık örgütlendik ve bu kez biz sizi açık ara solladık. Ne zaman bu açığı kapatırsınız, yeniden bizi sollarsınız, yeniden iktidar alternatifi olabilirsiniz.”

Ümit Özdalga’nın açıklamasıyla bu anektodu hatırladım. BDP/HDP zemininde, Koçman’ın işaret ettiği bir çok alamet belirmiş durumda. Hareketin ortak aklı da bu alametlerin görünür olmasının sebebi. Ve her geçen gün bu alametlerin harekete sinmesi, hakim olması için ciddi bir çaba var.

BDP/HDP zemini Koçman’ın işaret ettiği bütün kriterleri barındırmakla birlikte, bir kısmını henüz kuvveden fiile çıkartabilmiş değil. Ama 1. TİP ten sonra ilk kez bu kadar niteliğin, imkanın, gücün ve aklın biraraya geldiğini görüyoruz. (Belki de asıl emanet DEVGENC’e değil hep beraber 1.TİP e iade edildiğinde çevrim tamamlanmış olacak.)

Eh şakası yok, bu hareketin bileşenleri, günahıyla sevabıyla, bizler için kurulan cehennemlerden geçip geldik. Ve farkındayız… Çok pusudan geçtik, kolay kolay düşmeyiz. (Düşersek de hiç bahane uydurmadan “o, biz değilmişiz” demekten başka çare kalmaz.)

İşte Ümit Özdalga’nın da gördüğü ve sahiplerini uyarmak istediği tehlike bu olsa gerek!