Nefretimin Nesnesi Olur musun?

07/03/2014

Haluk Ünal

Öfke baldan tatlı. Nefret nasıl sarıp sarmalar insanı.

En sıcak yatak, en şefkatli kucak, yerini tutamaz.

Öfkemizi nefretin eteklerine salıverdiğimizde, kelimelere döküldükçe, nasıl rahatlarız.

Nefretin dağına ne kolay tırmanıyor öfkemiz.

Nefret nesnesi bulmakta ne kadar zengin ve yaratıcıyız?

Nefretin kıyıcılığı ürkütmüyor bizi, yıkıcılığı korkutmuyor.

Tersine, şehvetle sarılabiliyoruz.

Nefretin zirvesi çok yüksek, başarıdan da, sevgiden de, şefkatten de yüksek.

Ama tırmanırken en güçlü olduğumuz, soluğumuzun hiç kesilmediği tek zirve bu.

Diğerlerine çıkmak ne kadar zor, ne kadar zahmetliyse, buna çıkış o kadar kolay, hatta zevkli.

En garibi de nefret çoğu zaman nesnesine, beklenen, istenen zararı veremiyor.

Hemen karşılığını üretiyor.

Nefret mi duyuyorsunuz?

İşte, nefretinizin nesnesine, bir nefret imkanı oldunuz bile.

Peki nedir bu ölümcül cazibesi, nefret tepesinin.

Orada diğerlerinde olmayan ne var?

Bir nefret nesnesi bulduğumuzda, hayatımızın en haklı anlarını mı yaşıyoruz?

Acaba hayatın, bizi kusursuz, mükemmel ve biricik kılan başka bir imkanı mı yok?

Özdeğerimiz bir tek nefretle mi tavan yapıyor?

Aşk, bu nedenle mi nefretle elele gezer?

Nefret, kendimizle barışmanın ahlak gerektirmeyen, kestirme bir yolu mu?

Bizi sarmaladığında günahlarımızı unutturuyor olabilir mi?

En büyük günahları bile sevap gibi yaşayabildiğimiz gündüz düşleri mi?

Neyse ne…

Tek emin olduğum çekici ve ölümcül…