Kültür Bakanlığı’nı Lağvedelim.

03/03/2014

Haluk Ünal

Geçtiğimiz ayın en önemli tartışmalarından biri de Hükümet’in Türkiye Sanat Kurumu (TUSAK) yasa tasarısı merkezinde gelişti. Uzun süre, siyasi pornografiden yer kaldıkça, gündemdeki yerini de koruyacak.

Seçtiğim başlık kinaye değil. Son sözümü önce söyleyerek başlamayı yeğledim.

Hemen arkasından bir konuda daha merakla beklenen yanıtı verip asıl konuyu tartışmaya çalışayım.

Hükümetin girişimi, hiç bir biçimde egemenliğine alamadığı, “hasım bir kesimin egemenliğinde” olduğunu düşündüğü bir alanı ve kurumlarını yönetmek için yol arayışının yıkıcı çabasıdır.

Şimdi sanırım bu yazıyı okumayı sürdürecek olanlar biliyor ki, Hükümetin girişimine taraf olmadığım gibi, Hükümetin tasarısı ve karşısındaki itiraz hareketinin de tam yanında değilim.

Muhalefete tek desteğim, söz konusu kurumların çalışanlarının nitelikli çoğunluğu mağdur olacak diyedir.

Yoksa bu vesileyle geç kalmış bir tartışmayı başlatmanın ve bu ikilem dışında bir alan açmanın gereğine inanıyor ve öneriyorum.

Yani, bu konuda da bir “ücüncü yol”a ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Önce Türkiye Cumhuriyeti geleneğine ve 100 yıldır süregelen devlet kültür politikasına bakalım.

Burada ilk soruyla yüzyüze geliriz. Devletlerin kültür politikası olur mu?

Avrupa’nın milliyetçi ve/veya faşist devletleri  yanında, sosyalist denilen ülkeler de -bir çok konu gibi bu konuda da- hep uyum içinde oldu.

Merkeziyetçi Devletin toplum mühendisliği amacı güden kültür politikaları, merkezi olarak kültür bakanlığı denilen (Diyanet işleriyle mukayese etmekte hiç sakınca yok)canavarlar yarattılar.

Türkiye tarihinde bütün olağanüstü dönemler de dahil, ithal ikameci/karma ekonomicilerle piyasacılar arasındaki tek fark, ikincilerin Kültür Bakanlığı’nı Turizmle birleştirmesi, oldu.

Tarihen ve hakim ideolojiler açısından bakıldığında bu, çok radikal bir girişim olmasına rağmen, “örnek aldığımız” ülkelerde kültür insanlarını sokaklara dökecek bir gelişme olmasına rağmen kahir ekseriyetin çıtı çıkmadı. (Neden çıt çıkmadı, bu da başka bir tartışmanın konusu)

Egemen blok, her dönem yalnızca “ayrık otları”nı temizledi. Yapı ise korundu.

Bu sefer durum biraz daha farklı görünüyor. Yalnızca ayrık otlarını değil, onların “egemen olduğu” bazı kurumları da ortadan kaldırmayı düşünüyorlar.

Ancak yapı, Turizm ve Kültür bakanlığı korunacak.

Yasaya itiraz eden meslektaşlarım, 21.yy Türkiyesinde, yeniden 72 millet olduğunu hatırlamış; geri dönüşsüz biçimde bütün kimliklerini ilan etmiş bir topluma, hala merkezden Kültür Bakanlığı gibi devrini doldurmuş bir kurumla yönetilen kültürel bir yaşam mı öneriyorsunuz?

Bırakalım Türkiye’yi İstanbul, İzmir, Ankara bile tek merkezden yönetilemez hale gelmişken, kültür kurumları ve politikaları merkezi olabilir mi ve merkezden yönetilebilir mi?

Adayı olduğumuz AB nin yerel yönetim (yerinden yönetim/özyönetim) modelini alıp da kültürel yaşama ilişkin kamusal destek politikalarını bir merkeze teslim edebilir miyiz?

Hakkarinin, İzmir’in, Hatay’ın, Mardin’in kültürel ihtiyaçlarına, bu ihtiyaçların karşılanmasında kamuya düşen görevlere ve kamusal kaynaklarla ilişkisine Ankara veya İstanbul’dan karar verilebilir mi?

Öte yandan toplumun sanat ihtiyacı, sanat eğitimi ve üretimi açısından bütün ülkeye şamil bir kurumlaşma nasıl mümkün olabilir?

Sanatın bütün dalları bakımında tek tek ele alıp bir kaç örnek pilot şehir için bir mukayese yapsak, tek politika ve tek modelin imkansızlığını görürüz.

Aslına bakarsanız AKP nin askeriyeyi sindirip, devleti devralma girişimi karşısında tek tutarlı politikanın, itiraz siyaseti değil, demokratik bir cumhuriyet talebiyle yeni bir anayasa etrafında toplanmak olduğunu düşünüyorum.

Ama bu çok geniş, çok makro kalır diyorsanız, kültür ve sanat alanında bu bakış açımla tutarlı olabilecek tek politika Kültür Bakanlığı’nın lavedilmesini talep etmektir. Elbette varolan kurumlardaki herkesin geçmiş ve gelecekteki hakları korunarak.

Bu nedenle gelin, AKP nin sanat kurumunu kucağına koyup, şunları yapalım.

İlk olarak ülke çapında partiler üstü çok dilli ve kültürlü bir sanatçılar meclisi yaratalım.

İkinci olarak bulunduğumuz illerde, ilçelerde yerel yönetimlerin kapısına dikilip, nedir yerel yönetimde kültür politikan, diye tartışmaya başlayalım. Yerel kültür politikalarını birlikte biçimlendirmek için destek verelim.

Üçüncüsü, Kültür Bakanlığı’nın lağvedilmesi ve anayasadaki bütün kültür ve sanatla ilgili maddelerin, gelişmiş ülkelerin standartlarında, özgürlükçü, çoğulcu, eşitlikçi bir nitelikte yeniden yazılması için mücadeleye başlayalım.

Yerel yönetim bazlı meclislerimiz aracılığıyla bilgi, deney ve güç paylaşımını sürdürelim.

Kültür ve sanatta sansürcü, tekçi, tekelci politika izleyen yerel yönetimleri merkezi örgütümüzün gücüyle teşhir edip, bu konuda örnek politikalar üretenleri de toplam gücümüzle destekleyip, tanıtalım.

Böylece gündemi de TUSAK garabetiyle Hükümet değil,  gerçek sanat emekçilerinin ve kültür insanlarının talepleri, politika önerileri belirlesin.