“İyi de abi, kime verelim?”

01/03/2014

Halûk Ünal

(Yazar-Yönetmen)

 

Başlıktaki cümle bence, önümüzdeki seçimde seçmenin önemli bir kısmının durumunu iyi özetliyor.

İktidar veya muhalefet, her partinin partizan olmayan taraftarları, büyük bir çaresizlik içinde.(Bunun tek istisnası kürt coğrafyasında BDP.)

Aslında Bekir Ağırdır (http://t24.com.tr/haber/bekir-agirdir-17-araliktan-sonra-akp-secmenin-yuzde-25-partiyi-elestirmeye-basladi/251281) T24 sitesindeki söyleşisinde çok güzel bir resim çekiyor.

Ben bu resme kendi gözlemsel alanım, Tophane’den bir katkı yapmaya çalışacağım.

10 yıldır Kumbaracı yokuşunda yaşıyorum ve bana en yakın merkez Tophane. Hemen her gün gide gele; mahallenin korsan taksilerine bine ine; mahallemizin agorası ve arastası olan Boğazkesen caddesi dört yol ağzı esnafından tanımadığım, sohbet etmediğim insan kalmadı.

Tophane toplumunun geçmişi güçlü bir MHP yandaşlığı ile biçimlenmiş. 2002 den beri bu topluluk AKP nin ve Erdoğan’ın yürekten izleyicisi durumunda.

Aslında bizim mahalle de bütün Türkiye gibi. AKP iktidarının, iletişim yeteneği, sahip olduğu dönemsel şans, hiç eldeğmemiş alanlarda uzmanlar dışında milyonlarca insanın sonuçlarını yaşamadan göremeyeceği icraatlar ve küreselleşmenin kimi olumlu sonuçları yüksek umutlar ve iyimser bir algıya neden oldu.

Bu atmosfer aynı zamanda Tophane toplumunda önemli bir değişim sürecini de beraberinde getirdi. Benim gibi bir solcunun gündemi ile geleneksel cemaatçi ve MHP’li bir toplumun gündemi ortaklaştı ve konuşma zeminleri oluşmaya başladı.

AKP’nin Askerin egemenliği karşısında kendi dışında kesimlerin desteğine olan ihtiyacının yarattığı söylem alanı -bu ihtiyacın kamuya takdimi demokrasi söylemi dışında olamıyor- Tophane toplumunda da kendi dışlarındaki fikirlere karşı sahip oldukları geleneksel sağırlığın yerini, dinleme, merak etme, tartışmanın almasına neden oldu.

AKP yönetimi demokrat değildi, hala da değil. Tersine otoriter, tekçi.

Tarihte bir çok örnekte gördüğümüz gibi, bu ülkede de demokrasi bilinci demokratların çoğunluk olmasıyla gelişmiyor; gelişmeyecek.

Demokrasi kültürü, bir nedenle kendi çıkarlarını, etkin bir başka güce (çoğunlukla devlete)karşı, aktif mücadeleyle elde etmekten başka çaresi kalmamış kesimlerin, tek tek kazanamayacaklarını anladıklarında, içine girdikleri işbirliği ve geçici ittifaklar zemininde gelişiyor. Reform yapmak için demokrat da olmak gerekmez, reformcu da. Önemli olan kendi kazanımları için, en azından görünür bir süreçte, reformdan başka çare görmüyor olmaktır.  Bu bakımdan askeri vesayet meselesinde toplumda oluşan genel kabulün ardından, islamcı kesimin devlet içi savaşı, “mutabakat olmadan yaşanmaz” fikrine dönük zemini güçlendiriyor.

Elbette hiç bir sosyo kültürel formasyon simetrik bir değişim yaşamaz. Tıpkı bizim şiddetle veya Kemalizmle yüzleşmemiz gibi, Tophane de bu değişimi asimetrik ve anakronik bir biçimde yaşadı, yaşıyor.

Elbette değişim, kendilerine yansıyan görece ekonomik refahın altındaki makro ekonomik süreçlerin sonucu. Ve altta gelişen asli sürecin sonuçları zamanla anlaşılıyor.

Nasıl ki, 2002 den başlayarak konut sorunu istismarı ve rant gelirlerinin yeni egemenlere dağıtılmasından başka bir anlamı olmayan TOKİ süreci, yüzbinlerin umudu oldu ve şimdi sonuçları yaşanarak anlaşılıyor.

Nasıl ki, kentin çeperleri AKP ye oy verirken, kentsel dönüşüm politikaları, onlarca yıllık gecekondularını ellerinden almaya kalkınca, üstüne de borçlandırmaya kalkınca yerel yönetim mücadelesi içine giriyor.

Tophane de, İstanbul fetih hareketinin son kuşağı olmaya karar vermiş sermayenin, kod adı Galataport olan operasyonunun sonuçlarını, bir süredir hissetmeye başlamıştı.

İstiklal Caddesinden sahile doğru, geleneksel ve yoksul olan herşeyi, yani çoğunluğu süpüren demode modernist, rantçı şehircilik tarzı, Galataportla parantezi kapatacak.

Tophaneliler, belki bir süre kitapta anılmamış keyifleri yaşamaya devam eder; 1 mayısta elde sopa köşede kürt ve komünist bekler; geceleri galeri önündeki toplulukları basar. Ama her geçen gün açık bilecekler ki, mahallesi elinden kayıp gidiyor. Kentsel dönüşüm canavarı kapıya gelip dayandı.

Tam bu sevimsiz, kekre tada çare düşünmeye başlamışlardı ki, inanıp güvendikleri dağlara da kar yağmaya başladı.

Cemaat AKP çatışması, mahalleyi de dikine kesmeye başladı. Örneğin Kasım ayında dördüncü kuşaktan bir delikanlı, “abi 180 kişi AK Gençlikten koptuk MHP ye dönüyoruz” diye başladığı lafı CHP ye sunturlu bir küfürle bitirince dayanamayıp, bu durumla CHP nin alakasını sordum. Aldığım yanıt oldukça şaşırtıcı idi. “Bunlar doğru dürüst bir aday çıkarsalar oyumuzu onlara verirdik, onlar da bu (…) getirecekler belli ki.”

Asimetri, anakronizm demiştim ya… Bekir Ağırdır’ın söyleşisine burada bir daha dönmek mümkün.

17 Aralık ise çok daha büyük bir kafa karaşıklığı yarattı mahallede. 10 yıl önce Erdoğan’ı eleştirmek için lafa besmeleyle başlamak gerekirken, şimdi kimsenin kefil olmaya niyeti yok. Hükümeti “harcamasa da açık çek veren” iyice azınlık durumunda.

Tartışmadaki kırılgan savunma duygusuna, insana güvenerek bir yere varılamayacağı, fikri de eşlik eder olmuş.

Elbette kaçınılmaz olarak laf, dönüp dolaşıp, “peki abi kime verelim” noktasına geliyor. Arayış giderek güçleniyor. Öte yandan AKP dışındaki partilerin ne Beyoğlunda ne de İstanbul’da seçim kazanabileceğine inanmıyorlar.

Bence Tophane’de bile, itiraz siyaseti yapmayan, kişiye güven yerine, güvenli bir yönetim sistemini, şeffaflığı, mutabakat kültürünü, katılımı “Bilal’in anlayacağı biçimde” anlatan, seçimde yalnızca başkan seçmeyeceklerini, meclis üyeliklerinin de çok önemli olduğunu  iyi anlatan  HDP seçeneğinin etkisi olur gibi görünüyor.