Neden İstanbul Sözleşmesi?

18/02/2014

Haluk Ünal

İstanbul Sözleşmesini kaleme almamızın; bu sözleşmeyi merkezine alan “İstanbul Hepimizin” (www.istanbulhepimizin.org) adlı bir girişimi başlatmamızın gerekçeleri üzerine (tıpkı neden imzaladığını açıklayanlar gibi), sürece öncülük eden bütün arkadaşların yazmasının çok yararlı olacağına inanıyorum.

Çünkü İstanbul Hepimizin, bir çok farklı siyasi eğilim ve partiye dahil olanlar kadar, hiç bir partiyle organik bağı bulunmayan bireylerin kişisel insiyatifleriyle oluşmuş, adıyla müsemma, sahibi ve liderleri olmayan, ya da her imzalayanın sahibi hissetmesini arzu ettiğimiz, sivil bir oluşum, bir mutabakat. Çok sesli ve çoğulcu bir zemin. Mutabakatımızın bu zenginliği, gelişim ve başarımızın da güvencesi.

İstanbul Sözleşmesi, benim baktığım yerden, eşitlik, adalet ve özgürlük yolunu bulmak için, yönetsel zihniyetin değişmesini şart görenlerin hazırladığı bir şehir anayasası taslağı.

Burada biraz durup, zihniyet meselesini açmakta yarar var.

Günümüzde hala insanlığın büyük çoğunluğu, adına kısaca merkeziyetçilik diyeceğim, binlerce yıllık bir zihniyeti taşıyor ve her gün yeniden üretiyor.

Merkeziyetçilik, yalnızca sermayenin değil, sermaye karşıtı olduğunu söyleyen akım ve görüşlerin de hala dört elle sarıldığı bir yönetim anlayışı. Nerede merkeziyetçi bir zihniyet varsa mutlaka ona eşlik eden bir de doğrunun tekliği anlayışı görürsünüz. Merkezlerin mutlakiyeti, doğruların tekliği fikrinin arkasına saklanır genellikle.

Bu tür yönetimlerin hayatiyetini sürdürmesinin nedini ise hala bizlerin, kendi adımıza düşünecek ve karar verecek küçük yönetici azınlıklara ihtiyaç duymamız, bu zihniyete onay vermemiz.

Aslında bu mümkün mü? Küçük bir azınlık, topluluğun en akıllı, zeki ve yetenekli insanlarından bile oluşsa, topluluğun geleceği için en doğru kararları nasıl alırlar?

Bu gün sokakta kime sorsanız demokrasi, eşitlik, adalet, özgürlük istiyor. Herkes demokrasiye inandığını ilan ediyor. Niyet okumak yerine test etmenin tek yolu var.

Bunu söyleyenlerin test alanı, örgütlü değilse aile ilişkileri. Kararlar nasıl alınıyor. son sözü kim, neden, nasıl söylüyor?

Örgütlü ilişkiler içindelerse, içinde yer aldıkları organizasyon, dernek, birlik, sendika veya partide, kararlar nasıl alınıyor, son sözü kim, neden, nasıl söylüyor?

Toplumlar, sosyal teknolojilerle yaşarlar. Toplumsal organizasyon ve karar mekanizmaları, bilginin nasıl üretildiği ve paylaşıldığı. Kullandıkları sosyal teknoljinin genetik kodlarını anlatır.

Nasıl ki bilimin geldiği yer, bir dönemin endüstriyel sembolü olan buhar makinasını müzeye kaldırdıysa, merkeziyetçilik  ve bunu kutsayan doğrunun tekliği de bir dönemin sosyal teknolojisi olarak müzeye kaldırılmakla yüzyüze.

Günümüzde, iktisadi ilişkiler insan topluluklarını şehirlere topladı. Artık milyonların birarada yaşadığı merkezlerle varoluyoruz.

Ve herkes görüyor ki, en küçüğü yüzbinlerce insanı barındıran şehirler, İstanbul gibi milyonlarca insanı barındıranları ha keza, bırakın başkenti, söz konusu şehrin merkezinden bile yönetilemez durumda.

Bu durum yalnızca kalabalıka ilgili değil elbette. Bilimsel, teknolojik devrimin sağladığı erişim ve iletişim imkanları da bu süreci zorluyor.

Belirli periyodlarda oy vermekle sınırlı bırakılmış yurttaşlar, öğrenmeye başladı ki, sık sık fikirlerini söyleyebilecek, kararlara katılabilecekleri muhteşem araçlara sahipler. İnternet, sosyal medya, dijital teknolojiler, demokrasinin ufkunda çığırlar açıyor.

Dahası çok uzun yıllarca kendilerinden çok daha akıllı, zeki, bilgili sandıkları insanlarla aralarında farkın, bilgiye erişim imkanlarıyla doğru orantılı olduğunu da anlamaya başladılar.

Bu, artık geri döndürülemez bir süreç. Katılım, denetim ve kendi kaderine karar verme talebi her geçen gün daha artacak. Buna bağlı olarak merkeziyetçi yönetimler de (tıpkı kadın cinayetlerinin artışı gibi) hangi renkten olursa olsun daha saldırganlaşacak.

İşte İstanbul Sözleşmesi, bu gerçeğin farkında olanlarca hazırlanmış bir şehir anayasası taslağı. Merkeziyetçiliğe karşı, bu topraklarda ilk kez 100 yıl önce dile gelmiş, unutulmuş adem-i merkeziyetçilik (öz yönetim) alternatifini koymak. Yani İstanbul’a alternatif bir yönetsel zihniyet, sosyal teknoloji önerisi. Dijital teknolojilerle desteklenen bir katılım ve denetim insiyatifi. Amacı da hangi partiden olursa olsun bireylerin bu zihniyeti, kendi politik ilişki alanlarına taşıması, yaygınlaştırması, takipçisi olması ve nihayet bu anayasa taslağına zaman içinde en son halini vermesi.

Elbette, bu sözleşmeyi sunduğumuz bütün yerel yönetim adayları gibi bizi de, aynı sınav bekliyor: imzacı sayısının (şu anda 10 bin) yüzbinlere ulaşması kadar; varolanların kararlara, çalışmalara katılımını nasıl sağlayacağımız; iyi yöneticiler mi, iyi moderatör ve hizmetliler mi olacağımız?