Hükümet darbe yapar mı

26/01/2014

EVRENSEL

26.01.2014 – TARAF

Evren Balta

Geçen hafta yargının darbe yapmaya muktedir bir güç olup olmadığını sormuştum. Esasen bu sadece Türkiye’de tartışılan bir konu değil. Son dönemde Tayland, Honduras ve Maldivler’de de hükümetler, yargının “sivil iradeyi” “zamanlaması manidar” yolsuzluk soruşturmalarıyla devirmeye çalıştığını iddia etti.

Neden rekabetçi otoriteryanlar hiç durmadan, her aktörün kendilerine karşı darbe/ müdahale yaptığını iddia ediyorlar? Neden global siyasetin anahtar kelimeleri darbe/ müdahale olmuş durumda?

Aslında bu sorular iki çok farklı açıdan yorumlamaya açık. Bu açılardan ilki daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim ve çokça konuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşündüğüm “yeni tip müdahale” biçimleri. Güçlü ve özerk ordulara komuta eden askerlerin “olağanüstü dönemlerde” olağanüstü hâl ilan ederek siyaseti belirlemesi devri (büyük oranda) küresel olarak kapandı.

Bunun önemli nedeni ordunun “temel güvenlik” kurumu olarak işlevinin azalmış olması. Dünyadaki pek çok ordunun “yurttaş askerlik” modellerini geride bırakarak, profesyonelleşmesi. Ama daha dönemlisi askerî darbelerin muştuladığı geçici olağanüstü hâlin işlevselliğinin sona ermiş olması.

Temel küresel tehdidin “terör” olarak tanımlandığı bu dönemde iç ve dış güvenlik alanlarının aktörleri, kurumları ve işleyişleri benzer hâle geliyor. Polis aygıtı güçleniyor, uluslararası bağlantıları ve operasyon yeteneği artıyor, özerk alanlar ve kapasite sahibi oluyor.

Polis aygıtının bu yeni işlevinde “savcılarla” kurdukları özel ilişki çok önemli. Türkiye’de DGM’lerde Ordu ve Yargı arasındaki ilişkinin yerini, Özel Yetkili Mahkemelerle birlikte Yargı- Emniyet arasındaki işbirliğine bırakması bile bu dönüşüme tanıklık eder nitelikte.

Bu güçlü özerkleşme ve kapasite artışı, Emniyet- Yargı arasında kurulan bağlar, olağanüstü hâlin sıradanlaşması/ gündelikleşmesi yeni “güvenlik döneminde” tüm dünyada yargı- emniyet ikilisini siyasi müdahalenin en önemli aktörü hâline getiriyor. Bu aktörlerin yöntemleri de elbette askerî darbe yapan orduların yöntemlerinden farklı. Bu yeni müdahale hattını, adına darbe deyin ya da demeyin, klasik kavramlarımızla düşünmekten vazgeçmek, bunu sorun hâline getirmek zorundayız.

Neden siyasetin anahtar kelimeleri darbe/ müdahale oldu sorusuna verilecek ikinci cevap ise bambaşka bir bakış açısı gerektiriyor. Bu cevabı verirken “Yürütme”nin artan gücüne odaklanmak zorundayız. Yargı/ Emniyet hattının güçlenmesi tek başına olmuyor. Bütün dünyada ekonominin gereklilikleri, devletin uluslararasılaşması, güvenlik mantığının egemen olması vs. gibi birçok nedenle Yürütme aygıtı da sınırlanamaz bir güç kazanıyor.

Bu giderek güçlenen Yürütme ne Ordu, ne Yargı, ne Yasama, ne basının kendisini sınırlamasını istiyor. İplerinden boşalmış bir durumda hareket ediyor. Darbe yapmıyor (çünkü tanımı gereği darbe hükümete karşı yapılır), ama sonuç olarak bir darbe sonucunda elde edilebilecek olandan daha otoriteryan bir rejim tipi ortaya çıkıyor.

Sadece rekabetçi otoriteryan devletlerde değil, dünyanın her yerine bakın: Güçlenen liderler, artan yolsuzluklar, zayıflayan parlamentolar, büyüyen hapishane nüfusu, kısıtlanan haklar, hukuksuz bir biçimde gözetlenen vatandaşlar göreceksiniz. Demokrasinin altın çağında yaşamıyoruz. Bir fikir ve bir pratik olarak demokrasinin çözüldüğü bir dönemden geçiyoruz.

Kendimizi “gündem zehirlenmesinin” bir adım ötesine götürüp, ülkemize kuşbakışı bakabilirsek, olan bitenin Cemaat-AKP çatışmasından ibaret olmadığını göreceğiz. Olan biteni anlamak için Türkiye’de, Honduras’ta, Maldivler’de, Fransa’da, dünyanın her yerinde, demokrasinin yapılagelişindeki ve temel kurumlarındaki radikal dönüşümleri anlamamamız gerekiyor.

evrenbalta@gmail.com

twitter @evreki