Merkeziyetçilik ve Adem-i Merkeziyetçilik

21/01/2014

Haluk Ünal

Adem-i Merkeziyetçilik, 100 yıldır bu topraklarda kullanılmayan, unutulmuş, unutturulmuş bir kavram.

Şimdilerde öztürkçecilerin uydurduğu “yerinden yönetim, özyönetim” gibi kavramlarla karşılamaya çalışılsa da bu “buluşlar” kavramın ne ruhunu ne de anlamını yeterince özetliyemiyor.

Adem eski dilde yokluk, hiçlik anlamına geliyor. Yani merkezsizlik, merkeziyetçiliğin olmadığı bir yönetim tarzı olarak tercüme edebiliriz.

Kavramın bu topraklarda ilk kez Hürriyet ve İtilaf Partisi tarafından gündeme getirildiğini sadece yakın tarihe meraklı olanlar ve tarihçiler, yani bir avuç insan biliyor.

Söz konusu kavram, onları savunan partinin lideri Prens Sabahattinle birlikte, İttihatçılar tarafından lanetlenip, resmi tarihin gölgesine gömüldüğünden beri de anılmıyor.

Bu tesadüfi değil elbette. Öncelikle insanlığın en temel hastalıklarından biriyle malül…

Güç ve iktidar ilişkileri içinde yaşadığımız bütün tarih, bize korkularımızla ve düşmanlarla yaşamayı öğretti.

Bu da fikriyatın ve felsefenin ölümü anlamını taşıyor.

Hangimiz için söyleyenden çok, söylenen önemli oldu?

Kaçımız “düşmanın” düşünce yapısı içinde kayda değer bir önermeyi, ihanetle suçlanma korkusuna rağmen, ele almaya cesaret edebildik.

Bu hastalık sadece egemen düşünceye ikna olmuşlarda değil, muhalif olduğunu iddia edenlerde de sıkça görüldü. Hatta egemen düşünce hakim ilişkilerin korunup geliştirilmesi gibi bir zorunlulukla karşı karşıya olduğu için, farklı fikirlere çok daha esnek ve faydacı yaklaşabildiğine sıkça tanık oluyoruz.

Muhalefet ise egemenlere göre hep daha doktriner, daha tutucu bir noktaya kolayca sürüklenebiliyor.

1908 sonrası oluşan meclisi mebusan’ın bu toprakların tarihinde gördüğü en çoğulcu dönem olduğunu ve bu gün, yeni sandığımız bir çok tartışmanın o günlerde başladığını söyleyip, bu faslı geçelim.

Gerçeklerin gün ışığına çıkartılması, toplum tarafından öğrenilmesi ayrı bir çabanın ve sürecin sonucunda olacak.

Oysa bizim adem-i merkeziyetçilik kavramını tartışmak için beklememiz gerekmiyor.

Ne tarihçi, ne de siyaset bilimciyim. Ama örgülü yaşam pratiği açısından 16 yaşından başlayarak, zengin bir deney ve gözlem sürecinden geliyorum.

Düşmanlarımız kadar otoriter ve merkeziyetçi olmuş, çok naif  bir noktadan başlasak da düşmanlarımızın araç, gereç, yol ve yöntemlerini kullanmakta sakınca görmemiş bir okulun öğrencileriyiz.

Üzülerek kabul etmeliyiz ki, amacına uygun araçlar seçmeyenin, nasıl düşmanına benzeyebileceğini ağır bedellerle öğrenmiş bir okulun öğrencileriyiz aynı zamanda.

Bütün bu sürecin sonucunda, örgütlü mücadele ve yaşam fikrimde zerre değişiklik olmadı. Ancak nasıl bir örgütlülük sorusuna verdiğim yanıt temelden değişti.

Merkeziyetçiliğin insanlığın başına gelmiş en büyük belalardan biri olduğu konusunda küçük bir kuşku bile taşımıyorum.

Gelişmiş toplumların pratiği de bu düşüncemi her geçen gün doğrulayan yeni bir örnek sunmaya devam ediyor. İnsanlık, aslında kapitalizm bile, bence bu beladan kurtulmak için çabalıyor.

20.yy’ın başından itibaren özyönetim doğrultusunda muazzam deneyler yaşandı aslında.

1848 Paris komününden başlayarak, 1905, 1917, 1920-21 sovyet ve konsey pratikleri de otoriter ve modernist bir sosyalizm pratiği tarafından yozlaştırıldı, onunla birlikte de gömüldüler.

Bu yöndeki çabalar bu topraklarda da 70 lerde yeniden boy vermeye başladı. Fatsa’da yaşanan belediyecilik deneyimi, Tariş direnişi en bilinenleri. 90 larda ise bu zihniyetin ilk kez ciddiyetle kağıda dökülmüş hali 1995 yılında kurduğumuz ÖDP nin tüzüğüdür. Bu tüzük, alternatif bir yönetim tarzı fikriyat ve aklının ortaya çıkışına kanıt olsa da, mezhepçilik karşısında dayanıklı olamadı.

Geçtiğimiz yıllarda bu teze Kürt siyasi hareketinin sahip çıkmaya başladığını gördük. Önümüzdeki seçim süreci için seçtikleri temel slogan iki temel kavrama yaslanıyor: (özgür)kimlik ve özyönetim…

Batı’da ise bu açıdan en önemli ve tarihi gelişme, Gezi direnişi ve Gezi komünüdür.

Geleneksel sol ve Kemalistler, Taksim Dayanışması, sürecin direksiyonuna oturmakla, gezi parkındaki gençlerin öz örgütlenmesine, kendi sözcülerini, temsilcilerini yaratmasına olumsuz etkide bulunsa da direniş, Türkiye tarihinin bir dönüm noktası olma özelliğini korudu.

Korumakla kalmadı, bütün merkeziyetçi organizasyon formlarının atılacağı çöp sepetini de işaret etmiş oldu.

Sonuç olarak adem-i merkeziyetçilik (özyönetim) kavramı bundan böyle siyasal hayatımızın merkezine yerleşmiş bulunuyor.

Bu tartışmanın başında ben de uzun uzun yazılar yazmak yerine, karşılaştırmalı bir tablo hazırlamayı tercih ettim. Henüz ham ve iğretilemelerden oluşan bu tabloyu demlemek yerine, hızla dolaşıma sokup, çok daha geniş bir alanda geliştirilmesini sağlamak daha doğru göründü.

Paylaşıyorum:

Merkeziyetçi örgütlenme

 

Ademi merkeziyetçi örgütlenme

 

Ruhunu newton fiziği, uslubunu da fordizmden alır. Ruhunu kuantum fiziğinden ve çokluk yaklaşımından, uslubunu da esnek kalite çemberlerinden alır.
Doğru ve tanrı tektir Doğru ve tanrı göreli ve çoktur.
Tümden gelimci bir yöntemle düşünür. Tüme varım ve tümden gelim birbirini tamamlar.
Belirli bir hedefe oluşmak için bir araya gelmiş bir ekibin fikirlerini deklare etmesi (manifestolar) ve yandaşlarını çoğaltması esasına göre oluşur. Belirli bir ihtiyacı ortak tanımlayan bireylerin ihtiyacın nasıl karşılanacağına ilişkin fikirlerini tartışmaya açması ve türdeşlerini katılmaya çağırmasıyla oluşur.
Organizasyon kurucular tarafından kapalı biçimde modellenmiş ve tasarlanmıştır. Organizasyon esnek, katılıma ve değişime açık bir zeminde oluşturulmuştur. (Şebeke)
Tek bir merkez, bilgiyi toparlar, yorumlar ve dağıtır. Tek merkezliliğin gerçekliğe uymadığı bilgisinden hareketle (her katılımcının bir merkez olduğunu kabul eden) çok merkezli bir oluşumdur.
Bütün parça ilişkisinde parça bütüne feda edilebilir. Bütün, onu oluşturan parçaların tamamıdır ve parça bütüne, bütün parçaya feda edilemez. Uzlaşması aranır. Sophi’nin seçimi durumlarında (özel olan politik olduğu için) parça için, bütün feda edilebilir.
Kararlar merkezde alınır. Azınlık çoğunluğa uymak zorundadır. Uymamak disiplin suçudur. Kararlar mutabakatla alınır. Karar öncesi eğilim yoklamaları asıl yöntemdir. Mutabakat sağlanamadığında azınlık kendi önermesini kanıtlayabilmek için çoğunluktan farklı önerisini uygulamaya sokar. Bu, disiplin suçu değil, zenginlik sayılır.
Organizasyonun kaderini merkezdekilerin vasıfları belirler. Bünye kendisini merkeze rağmen yenileyemez. Merkez de genellikle yarattığı bünyeye rağmen davranamaz. (Kusursuz muhafazakarlık) Organizasyonun kaderini herkes belirler, bünye kendini yenilemeye müsaittir.
İşbölümleri önce sadakat sonra yetenek ve işe uygunluk kriterleriyle;atamalarla belirlenir. İşbölümleri gönüllülük esasına göre belirlenir. İşe uygunluk ve yetenek temel kriterdir.
Organizasyonun temposunu, çalışma hızını merkezin öngörüleri, planları, ihtiyaçları belirler. Organizasyonun temposunu, hızını, her kesin azami katılım sağlaması, gönüllü katılım koşulları belirler.
Merkezin başarısı bilgiyi toplayıp yorumlamakla eşdeğerdir. Merkezin başarısı bilgiyi toplayıp, ihtiyaca göre tasnif etmek ve herkesin kullanabileceği, tartışmaya katılabileceği bilgileri hızla yaygınlaştırmakla eşdeğerdir. (Moderasyon) Aksi halde “uzmanlar” hegemonyası ortaya çıkar.
Merkez ve uzmanlıklar önemlidir Çalışma grupları önemlidir.
Uzmanlıklar merkez için vardır. Çalışma grupları olarak organize olmuş uzmanlık alanları, herkesin bilgisini yalın bişekilde eşitlemek ve her konuda kararlara katılımını sağlamak için vardır. Bir başka deyişle bilginin iktidarını ahaliye paylaştırmak için vardır. (Mimar da, şehirplancısı da  webci de metin yazarı da birincil olarak buna hizmet eder)
Katılımcı sayısı arttıkça merkezin iç işleri büyür. Ağırlaşır. Merkez parası varsa profesyonelleşme eğilimi içine girer. (eskiden banka soyardık) Para bulamazsa özensizleşmeye başlar. (İktidar güçlendikçe para da özensizliği engellemez zaten.) Organizasyon büyüdükçe, uzman sayısı, gönüllü sayısı artar, “merkez” sayısı artar.
Merkez kadiri mutlaktır. Merkez tanımı temelden değişmiştir. Hem hiyerarşik anlamını yitirir, hem de yönetici anlamı değişir. Şebeke tek merkezden oluşan bir perspektifle kurulmadığı ve bunu şart koşmadığı için, on kişilik bir grup da eklemlenebilir, bin kişilik bir grup da eklemlenebilir.

 

Merkez hareketin temsilcisi olduğu için hizmetliler de merkezin hizmetlisi olur. “Merkez”ler organizasyonun hizmetlisidir. Görevleri toplulukça tanımlanmıştır. Başarılı olmayanı topluluk seçtiği gibi geri çağırır. Yerine yenisini seçer.
Disipliner düşünür. Disiplinlerüstü düşünür.
Monolitik düşünür. Analitik düşünür.
Temsili demokrasi ve seçim sistemi kullanılır. Doğrudan demokrasi ve seçim sistemi kullanılır.
Seçimlerde her düzeyde yöneticinizi seçersiniz. Seçimlerde her düzeyde sözcünüzü seçersiniz.
Uzmanlar her düzeyde yöneticiler tarafından atamayla belirlenir. Uzmanlar her düzeyde seçimle belirlenir.