Anti Kapitalist Müslümanlar Seçim Bildirgesi

17/01/2014

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Anti-Kapitalist Müslümanlar olarak, 1 Mayıs 2012 tarihinde Fatih Camii’nden başlattığımız yürüyüşümüz, Allah’ın da izniyle hız kesmeden devam ediyor. Bu süreçte, yaşadığımız çağın sorunlarına, kadim değerlerimizin paylaşımcı, ortaklaşacı ve kardeşlik hukukuyla örülü yaklaşımlarıyla çözümler getirmeye çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Bütün dünyayı etkisi altına alan modern kapitalist sistemin dünya görüşü karşısında bir bilinç oluşturmak adına; Önce vahyi, sonra başta Hz. Muhammed (S.A.V.) olmak üzere tüm devrimci peygamberlerin mücadelesini ve eşitlikçi Ortadoğu Halkları’nın kültürlerini örnek alıyoruz.

Hepimizin bildiği üzere, seçim dönemine girmiş bulunmaktayız. Siyaseti, ”Temsili Demokrasi”nin dar kalıplarına sıkıştıran, eşitliğimizi de kardeşliğimizi de bozan, bir avuç HARAM YİYİCİ’ye kendi çıkarları için siyaset yapma alanı açan, Allah’ın nimetleriyle ve halkların emekleriyle ortaya çıkan değerleri yalnızca zengin kodamanların faydalanacağı yasalarla ranta dönüştüren, bunun üzerinden bize otorite kuran, bizi birbirimize düşüren, birlikte üretip, birlikte karar alıp, birlikte yönetmemiz gerektiğini bize unutturan bu siyasi modeli reddediyoruz.

Siyaset, bizim anlayışımıza göre, bir “yaşama” biçimidir. Yani iyiye doğru, değişime açık olan ve ihtiyaçları ile duyguları kesişen insanların, yalnızca karşılıklı faydaları için değil, birbirlerinin ihtiyaçlarını gözetmenin yarattığı etkileşimin ve bunun bir arada ortaklaşacı, eşitlikçi, adaletçi ve özgürlükçü bir yaşama dönüşebilmesinin yoludur. Siyaset, insanlara başkaları tarafından yapılan değil, insanların bizzat özne olup yapması gereken bir eylemin adıdır.

Temsili demokrasinin ”neyi seçeceğiz” sorusuna karşılık ”nasıl yaparız” sorusunu, mevcut siyasi kültür içerisinde hep birlikte var kılmaya çalışmalıyız. Sorunlarımızı, yalnızca sermaye sınıfını ve kendi iktidarlarını var etmek üzere siyaset yapan ve halkların çıkarlarını gözetmeyen bu anlayışa havale etme zorunluluğunu kabul etmemeliyiz. Artık siyaset, yalnızca profesyonel siyasetçilerin yaptığı bir meslek haline gelmiştir. Bu sistem kurgusu içerisinde bize biçilen rol ise, ne yazık ki siyasetçiler için oy vermek olmuştur.

Son yolsuzluk operasyonları da göstermiştir ki, oy verdiğimiz siyasetçiler bundan öncekilerine benzer bir biçimde hem küresel kapitalizme hizmet etmekte hem de kendileri hâksız kazançlarıyla birlikte kapitalistleşme yoluna gitmektedirler. Bu bir sistem sorunudur. Yolsuzluk dosyasında vitrinde AKP görünüyor olsa bile asıl itibarsızlaşan parlamenter sistemdir. Olaya salt AKP karşıtlığı üzerinden bakılırsa, sistem sorgulaması yerine alternatifler düşünülecek ve alternatif olarak var olan siyasi partiler görünecektir. Bu yolsuzluk dosyasının açığa çıkardığı gerçeklik parlamenter sistemin yerine yeni bir siyasi anlayışı ikame etme zorunluluğudur. Bu anlayışı ikame etmenin ilk yolu sandıkları boykot etmektir. Parlamenter sistem halkın gözünde de itibarsızlaşmalıdır. Yolsuzluğun, hırsızlığın, haksız kazancın panzehiri var olan muhalif siyasi partiler ya da yeni bir siyasi parti değil, yeni bir siyaset anlayışıdır.

Anti-Kapitalist Müslümanlar olarak biz, öncelikle bu bağımlılık ilişkisinden kurtulmamız gerektiğine inanıyoruz. Kur’ân’dan ve Hz. Peygamber’in pratiklerinden de öğrendiğimiz üzere, bütün insanların yeryüzünde halife olarak yaratıldığına inanıyor ve yönetim anlayışı olarak, kimsenin kimseden üstün olmadığını savunuyoruz. Hayatımızı bütünüyle kıskaca almanın bir aracı olan temsili demokrasinin yerine, Yüce Allah’ın Şûra Sûresi 38. âyette de buyurduğu üzere, o beldede yaşayan herkesin ortaklaşacı yöntemlerle karar aldığı, istişâre ve meşveretin esas alındığı, o toplum içerisinde yaşayan her bireyin özne olduğu, herkesin rızasının gözetildiği bir öz yönetim şekli olan ŞÛRA SİSTEMİ’ni gerçek anlamıyla savunuyoruz. Şûra sistemini; halklar arasına örülmüş sûni duvarlardan doğan çatışmayı ortadan kaldıracağından, yasaların sorunun etkilenen tarafları içerisinde yer alan insanlar tarafından oluşturulmasına fırsat vereceğinden ve temsili demokrasiye bağımlı bireyleri özgür bireylere, kişisel çıkarları da halkın ortak faydalarına dönüştüreceğinden ve bu yöntemle daha çok birbirine kenetlenmiş örgütlü bir halk inşâ edeceğinden dolayı savunuyoruz.

Savunduğumuz usulü öncelikle kendi hareketimiz içinde uygulamaya koyduk. 1 yılı aşkındır süren hareketimizin yönetim anlayışını ”eşitler arası sorumluluk bilinci’’ olarak tanımladık. Ne yönetimde, ne de mülkiyete sahiplikte kimsenin kimseden üstün olmadığı bir yöntem uyguladık ve uygulamaya devam ediyoruz. Her ne kadar mevcut siyaset lider kültü üzerinden ilerlese de, kamuoyu her fırsatta bizi belirli isimlerin gençleri olarak göstermeye çalışsa da biz özgün duruşumuzu bozmadan yapılanmaya devam ediyoruz. Bundan dolayıdır ki; Anti-Kapitalist Müslümanlar’ın “eşitler arası sorumluluk bilinci” içerisinde yer almayan hiç kimse, bu hareketi de temsil etmemektir. İsmi medyada bizim liderimizmiş gibi anılan kişiler başta olmak üzere, hiç bir popüler isim ya da yazar, Anti-Kapitalist Müslümanlar’ın “eşitler arası sorumluluk bilinci” içerisinde yer almamaktadır.

Bağımsız hareket etmek, bizim temel ilkemizdir. Yaşam içerisinde, yönetimde de mülkiyette de ortaklaşacılık esastır. Bir düşünceyi en iyi şekilde hayata taşıyacak olan hiyerarşi değil, inandığımız ve savunduğumuz düşüncenin verdiği güçle sorumluluk alarak yola koyulmaktır. Çıktığımız bu yolda, ilk önce kendi pratikliğimiz içerisinde bu değerleri üretmeye çalışıyoruz. Biz, insan potansiyelini en verimli şekilde değerlendirmek adına sorumluluğu, bizim adımıza karar verecek bir başkasına havale etmiyoruz. O yüzden liderlik anlayışına sonuna kadar karşıyız ve halkların kendi aralarında ”eşitler arası sorumluluk bilinci” ile hareket edebileceği özgür ve eşitlikçi bir toplumsal düzen için mücadele ediyoruz.

Bütün bu sözlerimizin ışığında, Önce Allah’a sonra Halkımıza şunları deklare etmek boynumuzun borcudur:

HİÇ BİR SİYASİ PARTİYLE, OLUŞUMLA YA DA SERMAYE SINIFI İLE ORGANİK VE FİNANSAL BİR BAĞIMIZ BULUNMAMAKTADIR VE ASLA OLMAYACAKTIR.

Temsili demokrasi, bir avuç HARAM YİYİCİ’ye hizmet eden ve halkları kandırmaya yönelik bir siyasi yöntem olduğu için, SEÇİMLERDE HİÇ BİR SİYASİ PARTİYE OY ATMAYACAĞIZ VE HİÇ BİR ADAYI DESTEKLEMEYECEĞİZ ve halkımızın da yeni bir siyaset alanı yaratabilmesi için OY KULLANMAMASI gerektiğine inanıyoruz.

Siyasetin alanını hep birlikte genişletmek zorundayız. Siyaset sandığa hapsedilmemelidir. Başka bir yol açılmalıdır ve bu yol siyasetin hayatın tüm alanlarına taşınmasıyla mümkündür. Gezi direnişini de böylesi bir yolun başlangıcı olarak görüyoruz. Bizce Gezi Direnişi, sadece iktidarı değil, muhalefeti de kapsayan, topyekûn temsili demokrasiye ve Kapitalist sisteme getirilmiş köklü bir sorgulama, eleştiri ve başkaldırıdır. Biz yaşananları tecrübe edinip, Ortadoğu Halkları’nın tüm farklılıklarıyla birlikte eşitlik, özgürlük adalet ve dayanışma günlerine yol almak istiyoruz. Yolumuz uzun ama bir yol üzereyiz. Bu yoldan sapma gibi bir düşüncemiz de Allah’ın izniyle olmayacaktır.

Her bir insanin özne olduğu yeni bir hukuk inşa etmeliyiz. Tüm halkların özgül koşullarının teminat altına alındığı çok hukuklu ve çok kültürlü bir toplum sözleşmesine ihtiyacımız var. Mülkiyeti ortaklaştırarak, kalkınma bahanesiyle küresel sermayeye bağımlı değil, ihtiyaca dayalı bir ekonomik anlayışa ihtiyacımız var. Tüm bunları hep birlikte düşünmeye ve geliştirmeye ihtiyacımız var.

Biz bu yola önce kendimizden başladık. Lidersiz, bağımsız, yatay, şeffaf ve herkesin özne olduğu yönetim anlayışını koruyarak yürümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüşü halkımızla birlikte yapacağız ve bu sebepten dolayı halkımızı bu kutlu yürüyüşte omuz omuza olmaya çağırıyoruz. Biz Allah’a ve halka inanıyoruz. Bugünün siyasetini bugünün dar kalıplarına sıkıştırmadan, yarına taşımanın yolunu büyütmeye çalışıyoruz. Mülk ve Otorite Allah’ın oluncaya dek mücadelemiz devam edecek…

Rabbimizin muradı neyse biz de bu muradı hâkim kılmaya çalışıyoruz.

O yüzden ; BİZ EZİLENLERİ YERYÜZÜNDE ÖNDERLER KILMAK İSTİYORUZ..! (KASAS SÛRESİ 5. ÂYET)