Yeni Siyaset ve Sokak

10/09/2013

A. Haluk Ünal

 

Bir genç daha yitirdik. Hükümetin eline bir gencin kanı daha bulaştı. Devlet çatışma ve şiddet sarmalını sistematik olarak büyütüyor…

Hak arayan, en meşru ve insani taleplerini dile getirenlere, hükümetin ve polisin pervasızlığı, saldırganlığı ve hakareti karşısında öfkelenmemek nerdeyse imkansız.

Bu öfke ve çekişmenin ilk bakıştaki alanı da kaçınılmaz olarak sokak gibi görünüyor. “hasımlarla” fiziksel temas kurabildiğin, öfkeni haykırabildin tek yer sokak.

Gezi olayları, babalarımıza bir isyandı. Spontan, refleksif…

Ne zaman planlı bir isyan hareketine taşınmaya çalışıldı, ister istemez niteliği değişmeye, hatalar, kabahatler ve giderek suçlar barındırmaya başladı.

Bu, hep böyle olmuştur. Türkiye ve Dünya’dan sayısız örnek kitlesel isyan ve direniş süreçlerinin benzer özelliklere sahip olduğunu görebilir.

Devlet refleksleri, taktik ve iletişim stratejileri de benzer.

Sokak,  istisnai haller dışında, devletin işine gelen, kolayca istismar edebildiği, moral üstünlük sağladığı bir alandır.

Bu açmazı aşmanın tek yolu, yukarıdaki duygulara sahip olanların, öfkelerini sağaltıp, ortak akla dönüştürecek, yalnız olmadıklarını hissettirebilecek bir zeminde buluşmalarıdır.

Gezinin soğukkanlılığının, mizahının bir sırrı burda yatıyor bence.

Çok kalabalıktık, çok haklıydık ve uzun süre moral üstünlüğü elde tuttuk. ta ki küçük sol grupların Taksimde flamalarını en öne koydukları, SDP li arkadaşların da eski günlere özlemlerinin acısını çıkartmaya kalktıkları ana gelinceye kadar.

Gezi, AKP dışındaki hemen herkesin içindeki muhalif duyguyu temize çekti. Ama hemzeminliği sürekli kılamadı.

Elbette bir de “devrimci yol” dan bu işi halledeceğini düşünen, sokağın “yeni siyaset üreteceğini” düşünen organize küçük grupların çabaları sürüyor.

Ortada varolmayan, benim gibi “yeni siyasetin” esas olarak sokakta değil, “yeni siyasal formasyonlarla” üretileceğine inananların somut teklifler üretememiş olması.

Eminim ki milyonlarca Gezi’ci de benzer bir hissiyata sahip, evlerine çekildi ve sokağı tıpkı bizim gibi kaygıyla izliyor.

 

GEZİ VE SOKAK

Bu noktada Gezi sürecinin önermemi çürüttüğünü iddia edenleri duyar gibiyim. Doğrudur, Gezi sürecinde vücud bulan, çok uzun zamandır aşina olduğumuz yeni bir zihniyet ve siyasetin kelamı değildi.

Gezi sürecinde ülkemiz için “yeni” bir kelam “ortaya çıktı” ve vücud buldu, diyebiliriz.

Ancak gerçek tam böyle de değil. Bence eski, yeni ve çok yeni kelamlar sokakta buluştu, harmanlandı ve fiilen “sentezlendi” Gezi sürecinde. Olay, büyüsünü de burdan alıyor zaten.

Ancak büyük çoğunluk bu senteze fiilen hayat verse de, evine çekilirken sentezi de taşıyıp götürmeyi ve çoğaltmayı başaramadı.

Bunu bir eleştiri olarak yazmıyorum. Aksine son derece doğal bir durum olduğunu düşünüyorum.

Dönüştürücü alternatif zihniyetlerin biçimlenmesi, zihniyeti oluşturan girdilerin toplum çanağında daha çok çalkalanmasını gerektirir.

Ancak teslim etmeliyiz ki, Gezi zihniyeti ve söylemi bir ‘sentez’ ise, bunun ilk bakışta görülebilir, önemli bileşenlerinden biri feminist hareketin zihniyet ve söylemi, diğeri bununla akraba çevreci hareket, çok yeni olan antikapitalist müslümanlar, müslüman demokratlar ve nihayet özgürlükçü sol söylemdir.

Bu tespitten hareketle diyebilirim ki, sokak önemlidir, ama yeni zihniyeti yaratmaz. Kutsal da değildir alternatifsiz de. Hele hiper aktivizm hiç bir zaman kayda değer bir sonuç üretmemiştir.

Yeni zihniyetler, zihinlerde boy verdikçe sokakta da salonda da yeni olanı yaratmaya başlar.

Henüz “Gezi zihniyeti’, toplumda varolan konvansiyonel partilere alternatif reel siyaset arayanlara hitap edecek kitlesel dilini kuramadı. Seçimlerde alternatif bir adres de malesef henüz yaratamadı.

Ülkemizde antimilitarist, anti cinsiyetçi anti merkeziyetçi ilkeleri eşit ve aynı güçte savunan yani savaşçılığı terketmiş, pasifist, barışçı, demokrat odaklar yeni yeni filiz vermeye başladı.

“Sokakçı”ların öfkesini azaltıp, özgüvenini artıracak, onları sukünete ve ortak akla davet edecek (gezide bu tarihen ilk kez başarılmıştı), evlerine çekilmiş, gelişen şiddet sarmalında şaşkınlık ve çaresizlik içindeki “Gezici” leri yeniden hareketlendirecek zeminleri, ağları ne kadar hızla yaratabilirsek o kadar hayırlı olacak, analar daha az ağlayacak.