Yerellerdeki ““başkanlık sistemi”ni ne yapacağız?

27/08/2013

İkbal Polat 

polatikal@gmail.com 

2014 Mart ayında yapılacak yerel seçimlere doğru ilerliyoruz. Yerel seçimlerle ilgili isim tartışmaları ve adaylıklar konusu şimdiden gündeme oturdu. Yine bir yerel seçim sürecinin genel seçim atmosferinde yapıldığı bir dönem yaşıyoruz. Yerel yönetimlere adaylıklar ve ittifaklar konusu bırakın genel seçimleri, yeni Anayasa’daki uzlaşmaların pazarlık konusu olarak bile ele alınıyor. Acaba gelecekte, yerel seçimlerin yerel dinamikler ve yerel sorunlar etrafında örüleceği bir dönem yaşar mıyız? Bu yerel seçim seçim sistemi ile bence zor.

Hal böyle olunca yerel seçimlere dair birşey görüşülmüyor. Misal, seçim sistemi üzerine bugünlerde Anayasa ve demokratikleşme bağlamında konuşuluyor. Yüzde onluk seçim barajının düşürülmesi talep ediliyor. Hükümet ise “barajı düşürmeyeyim bunun yerine dar bölge seçim sistemini vereyim” pazarlığında.

Neyse biz konumuza gelelim. Seçim sisteminin değişimi konuşulurken tabii ki genelinden bahsediliyor. Lakin kimse yerel seçim sisteminin değişimesi gerekliliğinden bahsetmiyor.

Genelde olunca sorun olup da yerel de olunca sorun olmayan diğer bir konu ise başkanlık sistemi. Şu anki belediye sistemi, başkanlık sistemine dayanıyor ve kimse bunu sorun etmiyor. Bu çok tuhaf değil mi?

Hem yasalarla verilen kimi yetkiler hem de mevcut yerel seçim sistemi, belediye başkanının belediye yönetimlerinde tek adam yönetimi kurmasına olanak tanıdığından, haliyle yerel seçimlerin odak noktası da belediye başkanlığı seçimleri oluyor. Bu yüzden bu sıralar hangi partinin, hangi ilde, hangi isimi aday yapacağı konuşuluyor.

Belediye yönetimlerindeki bu yapının, temel olarak seçim sistemlerinden kaynaklanan iki nedeni var. Bunlardan ilki. belediye başkanlığı seçimlerinde başkanlık sisteminin uygulanması. Yani belediye başkanının doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi. İkincısi ıse kamuoyunda fazla tartışılmayan, yerel meclislerin oluşum biçimi. Bu oluşum biçimi, yerel meclislerin seçim sistemini düzenleyen, 1984 yılında Özal iktidarı döneminde çıkanlan 2972 sayılı Yerel Seçim Yasası’nın öngördüğü seçim sistemine dayanıyor.

Bu seçim sistemi, büyük partilerin lehine işleyen bir mantığa sahip. 1980 darbesi sonucuyönetimde istikrar arayışları sonrası ve aslında yerelleri kontrol altına alabilmek için oluşturulmuş bir yasal düzenleme. Böylelikle yerel meclisler büyük partilerin kontrolünde kalacak, yerellerdeki iktidar devam edecekti…

Belediye Başkanın halk tarafından seçilmesi yönetimde istikrar ve meşruiyet açısından doğru görülebilir. Lakin belediye meclisinin başkanın denetiminde şekillenmesi “yerel demokrasi” anlayışına aykırıdır.

Yerel seçimlerde 1984 yılına kadar nispi temsil sistemi uygulanırken, 84 sonrası ise, onda birlik baraj uygulaması getiriliyor. Bu uygulama, küçük partiler ve bağımsızlar için daha dezavantajlı durum oluşturuyor. Bunun temel gerekçesini de tek turda seçilen Belediye Başkanının temsilinin belediye meclisi ile desteklenmesi oluşturuyor.

Dolayısıyla Türkiye’de yerel seçim sistemi, genel seçim sisteminden daha anti demokratik. Belediye ve il genel seçimlerinde uygulanan onda birlik kesme baraj ile temsilde adalet yok sayılıyor. Genel seçimlerde uygulanan yüzde onluk ülke barajından dahi daha adaletsiz sonuçlar üreten kesme barajla oluşan belediye meclis yapısından demokratik bir yerel yönetim uygulaması beklemek ise hayal!

Yerel yönetimlerin demokratikleşmesinin bir yolu da temsil sürecinin demokratikleşmesidir. Yerel seçimlerde baraj sisteminin tümden kaldırılması gerekiyor. Ve çoğunluk esasına göre seçimden iki turlu seçime geçilmeli.

Belediye meclisinin seçiminde, meclis üyesi sayısı nicel olarak genişlemesi gerektiği gibi, toplumun farklı kesimlerinin temsilinin sağlanması için kota sistemi getirilmeli. Ve de mahalle yönetimleri bir birim olarak tarif edilerek seçim sistemi içerisinde yer almalıdır. 800 bin kişilik ilçe belediyelerini 40 kişilik meclislerin yönetmesi demokratik olmadığı gibi bu meclislerde kadınların, engellilerin, LGBT’lilerin, gençlerin ve etnik ve inanç gruplarının temsili sağlanamıyor.

Bu konuda daha uzun uzun yazabilirim. Turnusol’da geçen yıl yayınlanan yazımda da bu konuya dikkat çekmiştim. Lakin ne önemi var, yineherkes adayları konuşmaya devam edecek. Çünkü biz seviyoruz “tek adam”ları konuşmayı. Yapacak birşey yok, sadece seçim sistemlerimizden kaynaklanmıyor bu mesele, kültürümüze, siyaset yapma tarzımıza da işlemiş.

Mahalle yönetimlerini, belediye meclislerini çoğulcu bir yapıda nasıl oluşturacağımızı, kent yönetimini nasıl özerk ve katılımcı yapacağımızı konuşacağımız güneşli günlere diyelim….