Vicdanlarımız Kanla Sınanıyor!

18/08/2013

A. Haluk Ünal

Mısır’da 3 Temmuz’da askeri bir darbe oldu.

Darbeciler, yani Mısır ordusu, emir komuta zinciri içinde yönetime el koydu ve bir yıl önce seçimlerle işbaşına gelmiş olan Cumhurbaşkanı Mursi’yi tutukladı.

Mursi, 1981 den bu yana ülkeyi yöneten Hüsnü Mübarek’in Tahrir eylemleriyle devrilmesinden sonra seçimle işbaşına gelen ilk Cumhurbaşkanı.

Mursi’nin temsil ettiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan-MK) seçimlere AK Parti ile kardeş parti de olduğunu söyleyebileceğimiz Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) adı altında katıldı.

Darbenin lideri de devrik Cumhurbaşkanı Mursi’nin Milli Savunma Bakanı olarak atadığı General Sissi…

Türkiye’de alışmış olduğumuzdan farklı olarak Mısır toplumu sürece seyirci kalmadı.

Darbe karşıtları Adviye meydanında, Darbe yanlıları ise ironik biçimde Tahrir’de toplandı.

Gösteriler, protestolar sürüyor.

Darbeciler her geçen gün sertleşti, ve hiç de şaşırtıcı olmayan biçimde kan dökmeye başladılar.

Resmi rakamlara göre 500, gayrı resmi rakamlara göre binin üzerinde ölü, binlerce de yaralı olduğu söyleniyor. Tamamı devlet kurşunu ile…

Mursi’nin temsil ettiği akım İhvan (MK) Vahabi ya da Selefilere göre “ılımlı islam” diyebileceğimiz bir çizgiyi temsil ediyor.

Darbecileri destekleyen kesimin gövdesini ise İslam’ın en koyu, muhafazakar yorumlarından birisi olan Selefi Hareketi oluşturuyor.

Zaten seküler Mısırlıların fazla İslamcı tonlar taşıdığını söylediği 2012 anayasasında bile 129. Maddede yer alan idare din ilişkisi tarifi, 33 maddelik yeni anayasa taslağında birinci maddeye yerleşmiş durumda.

Şu ana kadar darbeye verilen tepkiler çok çeşitli ve yer yer anlamayı güçleştirecek kadar karmaşık.

Ama genel olarak laik, seküler dünya ile, bu Dünya’ya dolarlarla bağlı İslamcı Arap ülkeleri “tarafsız” bir görüntünün arkasında darbeyi desteklerken, diğerleri de darbe karşıtı konumunda diyebiliriz.

Bence asıl kavga Akdeniz ve Ortadoğu enerji sahası için Arap Oligarkları üzerinden uluslararası sermayenin kavgası. Ama maximalist, toptancı bir biçimde “bu bir sınıf savaşıdır” diyip geçemeyiz. Nüanslar, ayrıntılar çok önemli.

Elbette beni öncelikle Türkiye’de verilen tepkiler ilgilendiriyor.

Mısır’da darbeye karşı takınacağımız tutum çok kısa vadede bizim hayatımızı derinden etkileyecek.

Çünkü Mısır Ortadoğu’nun kilit taşı. Ortadoğu’da silahların, şiddetin yerini demokrasinin almasından başka bir çaremiz yok. Hepimizin huzuru, güvenliği Ortadoğu barışına bağlı.

Darbeciler, en vahşi sermaye bloğunu temsil ediyor ve ekmeğinizi, çocuklarımızın geleceğini ve demokrasimizi çalıyor.

Gerek Mısır’da gerek Dünya’da gerekse Türkiye’de anlamlı sayıda amasız fakatsız darbe karşıtı söz konusu.

Zaten darbeye darbe dememek, darbecilere hafifletici sebebler icat etme halini anlamak mümkün değil.

Türkiye’de askeri darbeye amasız fakatsiz karşı duranların başında AK Parti olmak üzere hemen bütün dindarlar geliyor.

Seküler, laik kesimde ise Demokratlar diyebileceğim sayıları çok olsa da temsil edildikleri bir örgütleri olmayan benim gibi bağımsız solcular, demokratlar, darbeyi amasız fakatsız lanetliyor.

(Elbette Türkiye’deki askeri vesayetle mücadele edip, Gezi protestolarındaki polis şiddeti sonucunda 5 kişinin ölümü onlarca uzuv kaybı ve binlerce yaralıya rağmen, bizleri darbeci ilan edip polisi kahraman ilan eden hükümetin çifte standartlı durumunu bir kenara iliştirip geçiyorum. Bu ayrı bir tartışmanın konusu. Parçası olduğum ve beni kuşatan seküler, laik dünya beni daha doğrudan etkiliyor ve ilgilendiriyor.)

Türkiye solu diyebileceğimiz örgütlü yapılar, TC şapkalılar, Kemalistler, ulusalcılar ise darbe karşısında tıpkı 28 Şubatta olduğu gibi çok kötü bir sınav veriyorlar.

Değişik ifadeler kazansa da birbirlerinden pozisyonel terimlerle ayrılsa da aslında dindarları ve laikleri kuşatan ortak bir akıl yürütme metodu ve ortak bir bilinç altından söz ediyorum.

Bu zihniyet ve bilinç altı, (ezber de diyebiliriz) darbecilerin, askerlerin laikçi; diğerlerinin de islamcı olduğunu ima ediyor.

Sissi’ye islamcı demek AK Partilileri çok kızdırırken, İhvan’a “ılımlı islam veya demokrasi yanlısı” demek laikçileri çok kızdırıyor.

Oysa Sissi ve destekçileri İhvandan katbekat daha koyu İslamcı. Yani birine şeraatçi denilecekse asıl darbecilere denmesi gerekiyor.

Söz konusu ezberin bir başka açılımı da şöyle özetlenebilir : “kötüler ötekilerdir.”

Bu yaklaşım seküler kesimde tek doğru ve gerçek devrimci benim, biçiminde ifade kazanırken, islami kesimde de tek doğru islam benim biçiminde ifade kazanır.

Her ikisi de “tekçi, otoriter” yaklaşımlardır.

Demokrat sıfatını tutarlılıkla taşıyabilmenin birinci koşulu, ilan ettiğin ve kendini bağladığın ilkeleri uygularken tek standartlı olmaktır.

Bizim inandığımız ve küresel olarak en büyük ortak payda olması için mücadele ettiğimiz demokrasi, her tür şiddet ve zorun dışlandığı, ademi merkeziyetçi, çoğulcu, seküler, anti militarist, anti cinsiyetçi, azınlık haklarını güvence altına alan, her inanç, düşünce ve dünya görüşünün meşru ve eşit olarak saygıdeğer olabildiği bir “oyun düzeni”dir.

Ve her kim olursa olsun, bir nedenle darbe yapmaya kalkarsa karşısına ilk demokratların dikilmesi gerekir.

Hele bizim vergilerimizle maaşı ödenen, üniforması dikilen, silahı satın alınan ordu bunu yapıyorsa on kere karşısına dikilmek şarttır.

Darbeye karşı dururken, darbeye hedef olanların “hatası, günahı, ideolojisinden” söz etmek, tecavüzü tartışırken kadının giyim, kuşam ve davranışlarından dem vurmaya benzer.

Lütfen farkında olun, böyle dönemlerde vicdanlarımız kanla sınanıyor.